Bu Blogda Ara

30 Eylül 2019 Pazartesi

Kâinatın Motifi Aşktır


Kendime ulaşmak için ezber bozmak gerektiğini biliyorum artık. Döngüyü kırmanın tek yolu bu. Hareket etmek istemediğim zaman evden çıkıyorum, en az on bin adım atıyorum ya da yoga matını serip bedenime iyi geldiğinden emin olduğum asanaları yapıyorum. Zihnim düşüncelerle doluysa kitap okumak yerine gökyüzünü seyrediyorum ya da mutfağa girip yemek pişiyorum. Mutfağın büyülü bir tarafı var;  kalpten inanıyorum. Ocakta pişen sadece yemek değil, benliğimin çiğ kalmış tarafları da pişiyor. 

Neyi yapmak istemiyorsam onu yapmaya çalışıyorum. Mesela “yazmak istemiyorum”, “dışarı çıkmak istemiyorum”, “hareket etmek istemiyorum”, “gülümsemek istemiyorum” diyen seslere itibar etmiyorum. Yazmak istemesem de yazmaya oturuyorum. Yürümek istemesem de yürüyüşe çıkıyorum. Gülmek istemesem de gülümsüyorum. Sonuç ne oluyor ne dersiniz? Yazdıktan, yürüdükten, gülümsedikten sonra kendimi çok iyi hissediyorum. Işığım karanlığıma baskın çıkıyor. İşin doğrusu ışığım karanlığımı emiyor.

İnanıyorum ki, karanlığımın içinden geçmeden ışığıma ulaşamam ama hareket etmek istemediğim de saatlerce yatmak demek değil bu. Hareket etmek istemediğimi söyleyen sese rağmen yürümek… Karanlığımın içinden ancak böyle geçebilirim. Varlıksal gücümü kullanarak. Bedenimin kendini iyileştirme gücünü ancak böyle devreye sokabilirim. Kendime sevgi ve şefkat duyarak. 

Bedenimi yatağa ve hareketsizliğe mahkûm etmek onu sevmek değildir. Ona ne kadar güçlü olduğumu ve kendimi iyileştirme gücüne sahip olduğumu söylüyorum. Hastalığı yaratacak kadar güçlüysem şifayı yaratacak kadar da güçlüyüm. Bedenimin kendini iyileştirme gücü var, bunu her an kendime hatırlatıyorum.

Ancak kalbim ve niyetlerim temizse istediğim hayatı yaratabilirim. Bunu aklımdan çıkarmıyorum. İçimi dolduran ilahi aşka minnettarım. Nedensizce aşkla dolmaktan daha güzel ne olabilir?


Kâinatın motifi aşktır. Aşk, gözün görüş alanını aşar. Kalbe bir göz konmuştur, ancak içeriden gören aşkı bilir.

Nazlı Akın                                                                                                                                  

5 Eylül 2019 Perşembe

YORUMSUZ

O kadar fazla yargılıyoruz ki, kendimizi sevmeye imkan yok. Birbirimizi sevmek için kendimizi sevmeyi öğrenmek zorundayız. Aynaya baktığımda kendimi sevmekte zorlandığım günler oluyor. Kendime sımsıkı sarıldığım, iyi hissettiğim günler de oluyor. Manzaralar yolculuğun parçası. Bu nedenle gözümü kapadığımda gördüklerim (hissettiklerim) benim için daha önemli.
Gözüm açıkken daha çok yanılabilirim, yargılama tuzağına düşebilirim, düşünce akınına kapılabilirim. 
Yoga matını bu yüzden çok önemsiyorum. Hakikatle baş başa kalabilmek için "sessizlik ve gözleri kapama" kısmı ruhuma ışık tutuyor. Böylece karanlığımı daha iyi görebiliyorum. Karanlığın da manzaranın bir parçası olduğunu fark ediyorum. Yolculuğun doğası bu! Yol hep düz değil ve gece gündüz gidiyoruz. Varış noktası ömrün son günü. O güne kadar bütün yolculuklar tekâmüle hizmet etmiyor mu? Kendimizden geçerken, kimliklerden geçerken, başkalarından geçerken, derslerden geçerken, aslında yoldan geçmiyor muyuz?
Yolun zorlu ya da eğlenceli olduğunu söyleyen kim? Yolu yorumsuzca seyreden kim?
Çok konuşan, şikayet eden tarafını ; şükran duyan gülümseyen tarafın için feda et bugün. Sonra da yolu gözlemle! Yorumsuz olmak öyle hafifletici ki... Bir başarabilsek...
Nazlı Akın 

11 Temmuz 2019 Perşembe

Bozcaada


Şiir

Ben senin göğsünün çocuğuyum.
İki dudağının arasında bir gül gibi açar ismim.
Kokum siner ellerine.
Geniş bir vadi olur gülüşüm seni görünce.


Nazlı Akın 

İçinde Saklı


Hayat bazen biz işitinceye kadar aynı şarkıyı söyler. 
Bazı olaylar neden tekrar ediyor diye düşünüyorsan, kalbindeki çöpleri atmayı dene. 
Evdeki çöpleri biriktiriyor musun? 
Kalbindekileri de biriktirme!

Umutsuzluğun içinde umut var.
Sevgisizliğin içinde sevgi var.
Yoksulluğun içinde bereket var. 
Karamsarlığın içinde neşe var.
Körlüğün içinde görmek, 
Sağırlığın içinde duymak saklı. 
Zıtlıklar nasıl da uyum içinde.
Fark etsek de, etmesek de...

Nazlı Akın 

30 Haziran 2019 Pazar

Kapat Gözlerini


"Daha uzun arayanlar, suda arar" , dedi erkek. Biz de suda karşılaşmıştık diye düşündü kadın.
"Gözlerim kapalı, denizde yürüyordum, mutluydum; yine de karşılaşmak istedim. En derin, en yaralı, en anlayamadığım parçamla... Karşılaştık... Anlamadık birbirimizi. Ben, zaten suda karşılaştık , onu buldum diye düşündüm. O, suda aramaya devam etmemi ima etti. Uzun uzun ara dedi. Buluncaya kadar ara. Belki de aramayı bırakıncaya kadar ara demek istedi. Uzun uzun konuşmak isterdim, kucaklamak isterdim. Gitti. Ayaklarım denizin içinde, gözlerim kapalı yürümeyi öğreniyorum. Kalbimle yürümeyi. Kolay değil, bir çocuk gibi gözlerimi açmak, önümde ne var diye bakmak istiyorum. Oysa gözlerim kapalıyken çakıl taşları benimle dans ediyor, su tenimle konuşuyor, rüzgar saçlarımdan tutup ruhuma götürüyor. Evet , adımlarım kalbime eşlik ederken, gerçekten yürüyorum. Hakkını veriyorum doğan güne. "
Kadın , en derin, en yaralı, en anlayamadığı parçasıyla konuşunca anladı. Yıllarca uzun uzun 
aradı ama gözleri açıktı.
Nazlı Akın

Kalbinle Yürü


kitapsec.com da bir ay boyunca kargo ücretsiz. Kalbe Eşlik Eden Adımlar'ı alın, okuyun, paylaşın, beni etiketleyin. Özel yoga seansı hediyem olsun. Yoga sonrası rehberlik kart açılımı, kahve ve sohbet de var.

19 Haziran 2019 Çarşamba

Sobe

Karanlığınla saklambaç oynuyorsun.
Sobeledin mi? Hayır.
Karanlığın bir kaçak gibi kalbinin kuytu köşelerine saklanıyor. Ortaya çıktığında sen yoksun, sen meydandayken o yok.
Bu işte bir terslik yok mu sence?
Öfkeni, kızgınlığını, kırgınlığını , anlık tepkilerini görmezden gelerek yönetemezsin. Öfken seni yönettiğinde bu yıllar sürebilir. Bir ömür dile getirilmemiş kızgınlıkla yaşayabilirsin. Ya da öfkeni anlayabilirsin.
Sence hangisi daha sağlıklı?
Kimse öfkesini sahiplenmiyor, işe oradan başla. O duygular sana ait. Hissettiklerin için pişmanlık duyma, duygular geçicidir tepkiler iz bırakır. Tepkisel olmamayı öğren. Uğraş kendinle, eğit kendini, öğretmen ol içindeki çocuğa.
Dolup taştığın o duygularla anlamlı hayat. Hissetmeyen biri yaşamış sayılmaz. Yine de biriyle kavga ettiğinde , “bağıran kim?” diye sor kendine. Bağıran sen misin? Kalbinin kuytularında yaşayan hiç karşılaşmadığın parçan mı? Onu tanısaydın kontrol etmen daha kolay olmaz mıydı?

Nazlı Akın

17 Haziran 2019 Pazartesi

Olduğum Gibi

Uzun yıllar kitap okuyarak kendimi arayıp durdum. Şimdi düşününce hayat hikayemin en lezzetli kısmı okuduklarım...
 "Kalbe Eşlik Eden Adımlar'da" ,her yazı ve şiir öncesi, hayatımı değiştiren yazarların kitaplarından alıntılar var. Alıntılar da yazdığım kitap kadar kıymetli benim için. Yazının gücüne daima inandım. Yaşantımı şekillendiren, bana rahatsızlık veren deneyimlerin üstesinden gelmeme yardımcı olan ne varsa, ikinci kitabımda. Olduğum gibi...

Kendim olmaya izin verdim bu kitapta. Nihayet yaptım. İnsanın kendisi gibi olmasından daha özgürleştirici ne olabilir?

Nazlı Akın 

11 Haziran 2019 Salı

Kalbe Eşlik Eden Adımlar



Yıllarca kendimi yargılayarak yaşadım. İçimde mükemmeliyetçi bir göz vardı. O göze göre ben hep eksiktim, daima daha iyi olmak için çalışmalıydım. Yaptığım işleri beğenmek, sahiplenmek, bir iş başardığımda gurur duymak yerine hep o sesi duyuyordum:
 
“Daha iyisini yapabilirsin. Bu mükemmel değil!”

https://www.kitapyurdu.com/kitap/kalbe-eslik-eden-adimlar/506801.html&filter_name=kalbe%20e%C5%9Flik


https://kidega.com/kitap/kalbe-eslik-eden-adimlar-310185/detay?gclid=CjwKCAjw0ZfoBRB4EiwASUMdYeh9yZu_wOAudFqG4zy0i-iRGsCWrMloLke9h09qROD9qB

İmzalı kitap isteyenler mesaj yollayabilir.

9 Haziran 2019 Pazar

Kalbe Yerleşmek

Zor olan başkasını affetmek değil.
Zor olan kendini affetmek. 
Çabasız bir teslimiyet için kalbe yerleşmek gerek.
Yeni bir eve taşınır gibi; önce temizlemek sonra yerleşmek.
Kişi önce hizmetkar sonra ev sahibi olmayı öğrenmeli. 
Kendine hizmet edemeyen başkasına nasıl etsin?

Nazlı Akın 

Neyi görmek istemiyorsun?


Mükemmel olmak zorunda mısın? 
Hataların, kusur saydıkların , yanlış kararların, kaybettiklerin; en iyi öğretmenlerin değil mi?
Hayattaki en büyük kötülük kişinin kendine yaptığı kötülüktür. Mükemmellik takıntısı, kontrol etme çabası, çokbilmişlik, hayattan keyif almanı imkansız hale getirir.
Kusur arayan kusur bulur. Güzellik arayan güzellik bulur.
İnsan, aradıklarına saklanmıştır.
Hayat, neyi görmek istemiyorsan önüne savurur; rüzgarla gözüne kaçan toz misali... Sen kendine körleşinceye kadar rehberlik sana ulaşmanın bir yolunu bulur.
Kendi gerçeğine körleşenler karanlıkta yaşar, ışık gözlerine değil , ruhlarına batar.

Nazlı Akın 

Geçmiş, neden geçmez?



"Çocukluk insanın boğazına saplanmış bir bıçak gibidir; kolay kolay çıkarılamaz." (İçimdeki Yangın Filminden)

Son zamanlarda çok kıymetli psikoloji kitapları okudum. Bu kitapların ilk etkisi ruhumda bir fırtına başlatmak oldu. Çocukluğum, ailem, ilişkilerim hakkında düşünmek , yaşadığım deneyimlerin üstümdeki etkilerini tartmak, geçmişimin bugüne nasıl yansıdığını anlamak için duyduğum istek hiç azalmadı. Görüyorum ki kendimi anlamaya çalışmak en kutsal çabam. Yetişkin bir kadın olarak verdiğim bazı tepkilerin içimdeki yaralı çocuğa ait olduğunu fark etmek çok kıymetli. Büyümek; yer yaşta devam eden sancılı bir süreç. İşin güzel tarafıysa içsel çocuğu işitmeye başlamanın getirdiği lütuflar. “Kurtlarla Koşan Kadınlar” isimli kitapta, tin çocuğun ruh ve ego arasındaki köprü olduğundan söz eder Clarissa P. Estes. Yaratıcılığımı harekete geçirmenin yolu, içimdeki çocuğu gerçekten dinlemektir.  Beni götürmek istediği yerlere gitmek için elinden tutmalıyım. 

“Ego” , tembellik eder,  “çocuk”,  hareket etmek ister. 

“Ego”,  mükemmellik kaygısına kapılır, “çocuk”,  olduğu gibidir. 

“Ego”, geçmiş ve gelecek arasında mekik dokur, “çocuk”, anı yaşar. 

İşin aslı çocukla bağlantı kurmadan, ruha iyi gelecek şeyleri keşfedemezsiniz. Ruha iyi gelen ne varsa, çocuksu bir yanı olduğu söylenebilir. Toprakla uğraşmak (çocukken hangimiz kova kürekle oynamadık?), gökyüzünü seyretmek (çocukken hangimiz bulutlara bakıp hayali resimler görmedik?), sokağa çıkmak (çocukken hangimiz oyunu bırakıp eve girmek istedik?), parklarda oturmak (çocukken hangimiz parkı sevmezdik?), şarkı söylemek (çocukken ütü kordonuyla şarkı söyleyenler buraya lütfen), dans etmek (çocuklar dans etmeye bayılır), yazmak, çizmek, boyamak, okumak (çocuklar sıkça yazar, resim yapar, boyar)…

Gelelim yazının başlığıyla anlattıklarımın kendimce kurduğum bağlantısına. Geçmiş dediğimiz yer, bir haritada olsaydı tam da adı çocukluk olan bölgeye denk gelirdi. İlk travmalarımızın kökeni süper kahramanlarımız ana babalarımızla kurduğumuz ilişkiden geliyor. Her çocuğun gerçek kahramanları sahip olduğu ebeveynleridir. Yıllar boyunca anne babamızın bize olan davranışlarının üstümüzde bıraktığı izlerle yaşarız. Kendimizi beğendirmek, takdir görmek için yanıp tutuştuğumuz da olur , onları görmeye tahammül edemediğimiz zamanlar da. Çocukluk yıllarını dikkatle incelemek, çocuktan esirgenenleri, eksikleri tamamlayıp yerine koymak çok değerli. Dünyadaki yaygın inanç, her ne yaşanmış olursa olsun ebeveynlere saygı göstermeyi önerse de, birçok sağduyulu terapist çocuğa hak ettiklerini geri vermenin öneminden söz ediyor. 

Yıllarca değersizlik duygusuyla mücadele etmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki ancak çocukluğunuzda neler yaşandığını idrak ettiğiniz takdirde kendinizi sevmeye başlayabilirsiniz. Ortada bir haksızlık varsa, aile içi şiddet, dayak varsa , çocuğun hiçbir hakkı gözetilmemişse kaç yaşında olursak olalım tarafsız bir bakış açısına ihtiyacımız var. Ebeveynlerimizi haklı çıkarmaya çalışmak ya da onları yok saymak yerine, çocuğun ne hissettiğine odaklanırsak kendimizle ilişkimizi yoluna koyabiliriz. 

Çocuk, yaşınız kaç olursa olsun gerçek sahibinden gelen sevgiyi kabul eder. 
Çocuk, onu anladığınız zaman  elinizi tutar, sizi yaşam amacınıza götürür.

Kaçmak mı, gerçeğimizle kucaklaşmak mı anlayışımızı yükseltir?
Dürüst olmak, samimi olmak, bence insana çok yakışıyor…

Nazlı Akın 


8 Haziran 2019 Cumartesi

İkigai ya da yaşam amacı

"Neden dünyaya geldim?" sorusu, anlam peşinde koşan her yetişkinin cevabını aradığı kadim bir soru. 2012 yılında, bir meditasyon sırasında gördüğüm vizyon sonrası, yazdıklarımı paylaşmaya başladım. 2016'da ilk kitabım Vecd basıldı. Haziran ayında da, ikinci kitabım "Kalbe Eşlik Eden Adımlar" matbaadan çıkıp ellerime doğacak. Yaşam amacımız, yazmak ya da ekmek pişirmek olabilir. Resim yapmak ya da şarkı söylemek olabilir. Masal anlatmak ya da film çekmek olabilir. Eğer hâlâ yaşam amacımı bilmiyorum diyorsanız çocukluk hayallerinizi hatırlamaya çalışın. Bulmak, daimi mutluluğumuz ve ruhumuzun rahatlığı için çok önemli... Orayı sizden başka kimsenin giremediği kutsal bir yer olarak düşünün. Mesela ben yazarken kendi kutsal bölgeme geçiş yapıyorum. Orada zaman yok. Orada sadece akmak, akmak daha çok akmak var.
Hayatı en iyi anlatan kelime bence "akış". Akışın önünden çekilip, aşkla yaşayalım. Hayatlarımıza da aşık olalım.

Nazlı Akın 

Mutluluk daima kalbin kararıdır

"Mutluluk daima kalbin kararıdır."
Aida

Beni her sabah yataktan kaldıran, mutluluk içinde bırakan, günlerime anlam katan en iyi yönüm yani "İkigaim"; yazmak. Victor Frankl'ın logoterapi yöntemiyle hastalarını yaşama döndürmesinin esası da bu ilke; kişinin ikigaisini keşfetmesi ya da bunu görev edinmesi. Uzun ömürlü Japonların İkigaisini bularak neşe içinde yaşaması tesadüf olamaz.
İnsanın gerçek açlığı mideden gelmez. Bazı soruların cevaplarını araştırmak, bulmaya çalışmak , ruhun açlığını giderir. Kadim soru, "neden dünyadayım?" sorusu. Cevabı bulanların hayatı kutsanacak buna eminim.

"Güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde aramalıyız", diyor kitapta. Japonlar kusurlu ya da kırık çay fincanına çok değer verirmiş. Mükemmellik takıntısı ağır bir yük. Onunla yaşamaya alışmak yerine ezber bozmak bana iyi geliyor. Bazen evin biraz dağınık olmasına izin veriyorum. Lavaboda bir iki kirli kahve fincanı bırakıyorum. Tangonun tüylerini süpürmek en büyük takıntım.🤣 Çok nadir de olsa tüylerin özgürce uçmasına izin veriyorum. Küçük kusurların mükemmellik algıma darbe vurması yavaşça da olsa etki ediyor. 

İtiraf ediyorum, takıntıları bırakarak yaşamak çok güzel. Olanın olmasına izin vermek, kontrol edemeyeceğim şeyleri akışa teslim etmek... Buna çok ihtiyacım var.



Nazlı Akın 

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Eve Geri Dönüş Zamanları

"Temiz, yaratıcı akıntının yitirilmesi , psikolojik ve tinsel bir bunalıma yol açar."

(Kurtlarla Koşan Kadınlar _ Clarissa P Estes)

Doğursun, doğurmasın;  " yaratıcı gücü",  kadının en büyük servetidir. Bu gücü takas edip duruyoruz. Yeteneklerimizi ya farkında değiliz ya kullanmıyoruz.  Boş zamanlarımızda, ruhumuzun ihtiyaçlarını gidermek yerine egomuzun arzularını karşılamakla meşgulüz. Ruh ve ego arasındaki köprü “içsel çocuk”. O köprüyü kullanmaya başlamak için, içsel çocuğun oynama ve yaratma kaynaklarını temin etmek zorundayız. Kendimizi sevmenin, bedenlerimizle barışmanın yolu da o çocuğu işitmek ve anlamaktan geçiyor.  

Okumak, yazmak, çizmek, boyamak, dans etmek, şarkı söylemek, parka gitmek, salıncakta sallanmak, toprakla oynamak, çocuğu mutlu edecek ne varsa yapmak; kendimiz olmaya izin vermenin giriş kapısıdır. Her gün bir süreliğine eve geri dönmek iyi gelir. Kurtuluş reçetemiz eve geri dönmenin, kendimiz olmaya izin vermenin yolunu bulmak. Bölünmeden, parçalanmadan, odaklanmış bir hayat  yaşamak.



Nazlı Akın

28 Mayıs 2019 Salı

Kalbe Eşlik Eden Adımlar




Kalbe Eşlik Eden Adımlar" ön satışta. İmzalı olarak almak için akinnazli05@gmail.com adresine mesaj yollayabilirsiniz. Kitap iki hafta içinde elimde olacak. 


"Yıllarca kendimi yargılayarak yaşadım. İçimde mükemmeliyetçi bir göz vardı. O göze göre ben hep eksiktim, daima daha iyi olmak için çalışmalıydım. Yaptığım işleri beğenmek, sahiplenmek, bir iş başardığımda gurur duymak yerine hep o sesi duyuyordum:
Daha iyisini yapabilirsin. Bu mükemmel değil! "