Bu Blogda Ara

12 Ocak 2020 Pazar

Kendime ne yaptım?


Yıllardır kendimi anlamaya çalışıyorum.  Kadim bilgiyi süzüp kalbe servis etmek epey sancılı. Samimiyetle yaşamak için insanın kendisine karşı gerçekten dürüst olması gerekiyor.

Yine de kelimeler aracılığıyla oluşan “akış” ruhuma iyi geliyor. Tırnak içindeki paragrafları okurken, “geldikleri yere ait” olduklarını bilirim. Ruhumu onarması, iç görü barındırması nedeniyle bu yazıları daima başkalarıyla paylaşırım. Yıllardır hikayeler yazıyorum. Fark ettim ki, kendi yolculuğumu dolaysız anlatmak varlığımı çok mutlu ediyor. 

Çoğumuz kendimizle ilgili “içten içe varlığımıza iyi gelmediğini bildiğimiz” alışkanlıklara sahibiz. Hepimiz bir şeyleri değiştirmek istiyoruz. Kimi işinden memnun değil, kimi eşiyle sorunlar yaşıyor. Bazıları yemek, alkol, sigara gibi bağımlılıklarla uğraşıyor. Çoğumuz hak ettiğimiz değeri görmediğimize, yeterince sevilmediğimize inanıyoruz. 

Oysa başkaları aracılığıyla, kendimize nasıl davrandığımızı seyrediyoruz.

Hiç masa başı işi yapmadığım halde benim de iş verenlerimle, aldığım ücretlerle ilgili sıkıntılarım oldu. Dostluk ilişkilerimi defalarca gözden geçirmek zorunda kaldım. Hiç beklemediğim bir anda hastalanıp, yıllarca ağrı çektim. Elimden geldiği kadar başkalarını suçlama tuzağından uzak durdum. 

Kişinin kendine davranış biçimi çok şey söyler. 

Hayır diyemediğini fark eden biri, sen bunu öğreninceye kadar, evine, haber vermeden uğrar. Telefonda dertlerini saatlerce anlatan arkadaşın, “kapatmam gerekiyor” diyemediğin için konuşmaya devam edip, enerijini emer. Daha önemlisi bunu her gün kendine yaparsın. 

Nasıl mı?

Doyduğun halde yemeye devam ederek, bedenin hareket etmek isterken evde oturup televizyon seyrederek, uyandığın halde yatakta kalarak. Daha kendine “hayır” diyemeyen birinin başka birine hayır demesi de kolay değildir. Kendin üstünde çalışmaya devam edersen, (kendiliğinden düşen bir yara kabuğu gibi ) hayatında senin kontrolün dışında gerçekleşen olumlu değişimler gerçekleşir. Bazı insanlarla uzaklaşırsın, sevmediğin işinden ayrılır, seveceğin bir işe başlarsın. Yürümeyen bir ilişkiyi bitirme gücüne erişip, bireyselliğinin tadına bakarsın. Acı veren deneyimlerin, beni en çok geliştirenler olduğunu söyleyebilirim.

Nazlı Akın 




21 Aralık 2019 Cumartesi

Hayatın Öğrencisi


Öğrenme süreci, bilgi biriktirmekle ilgili değil. Ancak içselleştirdiğimiz, uyguladığımız bilgiyi öğrenmişiz demektir. Öğretmek sadece ders anlatmak değil. Birbirimizden sürekli öğreniyoruz. Etrafımdaki en iyi öğretmenler bazen bana zorluklar yaşatanlar, bazen de sevdiğim, kalbine güvendiğim insanlar. Öğrenmek, öğretmek, hayattaki en iyi alışveriş… Dükkânlardan, alışveriş merkezlerinden çok daha kutsal bir yerde, birinin kalbine dokunduğumuz her an öğreniyoruz, öğretiyoruz. Mesele , hayata iyi öğrenci olabilmek.

Duyduğun en yüksek ses, başaramayacağını söyleyen sesse, “başka bir merciye” kulak vermenin zamanı geldi.  Milyonlarcası “o negatif sese” itibar etti. Yaşlanıp yatağa düştü, toprakta kemik oldu. Milyonlarcası o sesin takipçisi. “Yapamayacağını söyleyen sese inat”,  yapmalısın. Benim yolum böyle açıldı. Hareket etmek istemesem de hareket ettim. İnsanların arasına karışmak istemediğim günlerin sayısı çoğaldıkça, dışarı çıktım, insanların arasına karıştım.

Nazlı Akın 

29 Kasım 2019 Cuma

Kapat gözlerini!


Kapat gözlerini!
Aç kalbinin kapılarını!
Özendiğin, üstüne giydiğin, pullu elbise aldatmasın seni. Zamanla sökülür, yırtılır, pulları dökülür .
Kapat gözlerini!
Özlediğin, ayak basmaya cesaret edemediğin yuvaya götürür; girdiğin çukurlar, düştüğün kuyular.  Bazen yağmura yakalanırsın, fırtınaya tutulursun.  Bazen aç, susuz, kimsesiz kalırsın. Yol bu! Ancak yürürken bilebilirsin başına gelecekleri. Yol en iyi öğretmendir. Seçtiğin bir yolda yürümek seni er ya da geç eve götürür.
Daima iyiliğe, güzelliğe baksın penceren.
Rüzgâr, yüreğindekileri sana doğru savuracak çünkü.
Kapat gözlerini!
Aç kalbinin kapılarını!
Oluşan şifayı hissediyor musun?
Nefis bir koku ile doldu oda.
“Hangi dünya zevki değişilir buna?”
O yüzden dümeni ruhuna kır sen! En kıymetli hazinen o yönde.
Sen her gün biraz kapat gözlerini; ruhunu işitmek istersen eğer.
Kalbin kıblen olsun!
Her gün biraz daha fazla kapat!
Kapat ki, senden başlayarak arınsın dünya…
Nazlı Akın


25 Ekim 2019 Cuma

Bedenden Ruha


Bazı hikâyelerin samimiyete ihtiyacı var. Hepimizin hikâyesi “bedende” başlıyor. Sadece yemeğe ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz bedenin hikâyesini bir de kendi ağzından dinlesek neler söylerdi? Ağlayan kemikler, söylenen kaslar, şiddetle haykıran dizler, sızlayan tendonlar, yorgunluktan bitmiş ama işitilmemiş ayaklar…

Beden sadece gıdayla beslenemez. Güzel bir manzara bedeni besler. Güzel kokular bedeni besler. İyi şarkılar bedeni besler. Sevdiklerimize sarılmak bedeni besler. Ruh ve beden görünmeyen ipliklerle birbirine bağlıdır. Bedene iyi gelen ruha da iyi gelir. Ruha iyi gelen bedene de iyi gelir. Şüphesiz tam tersi de geçerlidir. Bizler çoğunlukla bedenin gerçek ihtiyaçlarını önemsemeyiz. Tembelliğe eğilimi olan bedeni ataletten kurtarmak yine sahibine düşer. Bedeni canlı tutmayı ihmal etmenin sonuçları kaçınılmaz. İnsan, hikâyesini anlatırken, o hikâyelerin izleri bedende görünmesine karşın; bedeniyle olan ilişkisini hesaba katmaz. Oysa sağlam bir bedenin sonucu olarak, aklın olaylara yaklaşımı bambaşka olacaktır. Ne yaşarsak yaşayalım bedenin içinde yaşıyoruz. Tıpkı bir evin ihtiyaçları gibi bedenin ihtiyaçlarını da gözetmek zorundayız. Toz içinde, bulaşık yıkanmayan, yemek pişmeyen, temizlenmeyen bir ev zamanla kokmaya, mikrop yuvası olmaya başlar. Hareket etmeyen, kirli gıdayla beslenen (beş duyuyla içeri aldığın ne varsa) bir beden de aynı “ev” gibidir.

Ev sahibinin eve nasıl baktığı hikâyenin can damarı… Beden, samimiyeti fazlasıyla hak ediyor. Bugüne kadar bedenine ne yaptın bilemem ama ona hak ettiği ilgiyi göstermek için geç değil. Eğer fibromiyalji gibi kronik ağrılarla seyreden bir hastalıkla uğraşıyorsan, hareket etmek istemesen bile hareket etmek ilk kural olmalı. 2015 yılından beri bu hastalıkla yaşıyorum ve tüm samimiyetimle yazabilirim ki; hareket etmek istemesem bile hareket etmek hayatımı kurtardı. Yaklaşık üç aydır her gün yoga terapi uyguluyorum. Özellikle ağrım olduğunda yoga yapmak mucizelere yer açıyor. Hepimizin içinde bir şifacı yaşıyor. Şifacı, iyileşmeye odaklanan ve inanan tarafımız. Onu her gün beslemek benim ikini kuralım. Sessiz zamanlar yaratmak, derin burun nefesleri, kadim bilgileri okumak onun besin kaynakları.

Eskiden fazlasıyla kontrolcü biriydim. Şimdi bırakmayı öğreniyorum. Bir iyilik yaptığımda, meyve bana ait değil. Doğru olduğuna inandığım bir hareketin iyi sonuç vermesi benim eserim değil. Ben hiçbir şeyin sahibi değilim. Param, eşyalarım, mal varlığım benim kim olduğumu anlatamaz. İçimdeki Tanrısallığın ortaya çıkması için yaptığım tün iyi işleri evrene adayabilirim. Bu yüksek düşünceler ruhuma şifa aşılıyor.

Eskiden fazla spiritüel olduğumu düşünür, eleştirilere fazla önem verirdim. Şimdi diyorum ki doğam bunu emrediyor. Bu içimde gürül gürül akan bir şelale. Neden önüne basınç uygulayayım ki? Evet, çocukluğumdan beri anlamlarla ilgileniyorum. “Neden doğduk? Neden ölüyoruz? Ölünce neler oluyor?”  Bazıları da bu sorularla hiç ilgilenmiyor. Onları eleştirme hakkım var mı? Herkes kendi gerçekliğini yaşıyor. Kimi hayatından çok memnun. Ben hiçbir zaman hayatımdan çok memnun olmadım. Her zaman kendimi araştırdım. Davranışlarımı gözlemledim. Bazı davranışlarımı hala beğenmiyorum ama onların farkındayım. Hayatımdan çok memnun olsaydım sanırım kendimi bu kadar araştırmazdım.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bedeninizle bir çocuğa yaklaşır gibi sevgi ve şefkatle ilgilenin. Onu dinleyin, ihtiyaçlarını fark edin. Hareketsiz bir yaşam sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Mutlaka size iyi gelen bir yol seçin. Yogayı öneriyorum çünkü felsefesine hayranım. 

Nazlı Akın 

Aşağıdaki satırlar belki neden hayran olduğum hakkında sizlere bir fikir verir.

“Ancak bilinçle beden bir olduğunda bilincin enerjisi diner. Bilincin enerjisi dinince bilinç durgunlaşır, ruh tüm bedeni sarar." "Yoga nefesin ve zihnin istikrarsızlığını dindirir. Nefesin kontrolü ve ritmin gözetilmesi zihni temizler." Iyengar – Yoga ve siz

“Güçsüz hiç kimse ruhu tecrübe edemez. Yani beden her birey için evrimin, olgunlaşmanın kaynağıdır.” Iyengar – Yoga ve siz

“Kendisine hâkim olamamışların karşısına, kişinin kendisi dışsal bir düşman gibi çıkar.” Bhagavad Gita

Bu dünyada yaşanılan tüm ıstırapların sebebi; kişinin budalaca bir şekilde “hazzı”, uğruna mücadele verilecek bir ideal olarak düşünmesidir.”
Swami Vivekananda

“Bir kişinin karakterini gerçekten yargılamak isterseniz, bu kişinin yaptığı büyük icraatlara bakmayın. Her budala arada bir kahramana dönüşebilir. Aksine, bu kişiyi en sıradan icraatları yaparken izleyin; sıradan fiiller bu büyük kişinin gerçek karakterini size anlatacaktır. Büyük olaylar en düşük seviyeli insanları bile belli bir yüceliğe yükseltebilir ama sadece karakteri aynı kalan, nerede olursa olsun değişmeyen kişi gerçekten yüce bir kişidir.” Swami Vivekananda 

Akıl ve sinirlerinizi dünyanın size veya başka birine muhtaç olmadığı düşüncesini anlama yönünde eğittiğinizde, fiilden dolayı acı duymayla ilgili hiçbir tepki gelişmeyecektir.”

Swami Vivekananda- Fiilin Sırrı- Karma YOGA - Purnam Yayınları


19 Ekim 2019 Cumartesi

Bu oyunu sen kurdun



Kendi ellerinle ördüğün duvarların arasına sıkışmışsın.
Ayağının altında kayıp duran o kilimi oraya sen koyun.
Görmek istemediğin manzaraya bakan senin evin.
Kendinden kaçarken başkalarına yakalanıyorsun.
Bu oyunu sen kurdun.
Duvarları yıkabilirsin.

Eşyaların yerini değiştirebilirsin.
Hatta başka bir şehre taşınabilirsin ama kendinden kaçamazsın. Arkasına bakan biri yürürken duvara toslar. Yıllardır böyle gidiyorsun. Düşe kalka. Ya kafanı ya arabanı bir yere çarparak.
Dağ gibi ol! 
Kendine sarsılmaz bir inanç duy. 
Dağların gücünü, nehirlerin akışkanlığını, ormanların dinginliğini talep et. Arzularını değiştir. 
Kendinle mutlu olmayı, kendine yetebilmeyi öğren.
Bilgini, sevgini, paranı paylaşarak yaşa. 
Kalpten ver. 
Verdiklerinin çetelesini tutma. 
Almayı da öğren. Almak, vermek kadar kutsal… 

Nazlı Akın 


30 Eylül 2019 Pazartesi

Kâinatın Motifi Aşktır


Kendime ulaşmak için ezber bozmak gerektiğini biliyorum artık. Döngüyü kırmanın tek yolu bu. Hareket etmek istemediğim zaman evden çıkıyorum, en az on bin adım atıyorum ya da yoga matını serip bedenime iyi geldiğinden emin olduğum asanaları yapıyorum. Zihnim düşüncelerle doluysa kitap okumak yerine gökyüzünü seyrediyorum ya da mutfağa girip yemek pişiyorum. Mutfağın büyülü bir tarafı var;  kalpten inanıyorum. Ocakta pişen sadece yemek değil, benliğimin çiğ kalmış tarafları da pişiyor. 

Neyi yapmak istemiyorsam onu yapmaya çalışıyorum. Mesela “yazmak istemiyorum”, “dışarı çıkmak istemiyorum”, “hareket etmek istemiyorum”, “gülümsemek istemiyorum” diyen seslere itibar etmiyorum. Yazmak istemesem de yazmaya oturuyorum. Yürümek istemesem de yürüyüşe çıkıyorum. Gülmek istemesem de gülümsüyorum. Sonuç ne oluyor ne dersiniz? Yazdıktan, yürüdükten, gülümsedikten sonra kendimi çok iyi hissediyorum. Işığım karanlığıma baskın çıkıyor. İşin doğrusu ışığım karanlığımı emiyor.

İnanıyorum ki, karanlığımın içinden geçmeden ışığıma ulaşamam ama hareket etmek istemediğim de saatlerce yatmak demek değil bu. Hareket etmek istemediğimi söyleyen sese rağmen yürümek… Karanlığımın içinden ancak böyle geçebilirim. Varlıksal gücümü kullanarak. Bedenimin kendini iyileştirme gücünü ancak böyle devreye sokabilirim. Kendime sevgi ve şefkat duyarak. 

Bedenimi yatağa ve hareketsizliğe mahkûm etmek onu sevmek değildir. Ona ne kadar güçlü olduğumu ve kendimi iyileştirme gücüne sahip olduğumu söylüyorum. Hastalığı yaratacak kadar güçlüysem şifayı yaratacak kadar da güçlüyüm. Bedenimin kendini iyileştirme gücü var, bunu her an kendime hatırlatıyorum.

Ancak kalbim ve niyetlerim temizse istediğim hayatı yaratabilirim. Bunu aklımdan çıkarmıyorum. İçimi dolduran ilahi aşka minnettarım. Nedensizce aşkla dolmaktan daha güzel ne olabilir?


Kâinatın motifi aşktır. Aşk, gözün görüş alanını aşar. Kalbe bir göz konmuştur, ancak içeriden gören aşkı bilir.

Nazlı Akın                                                                                                                                  

5 Eylül 2019 Perşembe

YORUMSUZ

O kadar fazla yargılıyoruz ki, kendimizi sevmeye imkan yok. Birbirimizi sevmek için kendimizi sevmeyi öğrenmek zorundayız. Aynaya baktığımda kendimi sevmekte zorlandığım günler oluyor. Kendime sımsıkı sarıldığım, iyi hissettiğim günler de oluyor. Manzaralar yolculuğun parçası. Bu nedenle gözümü kapadığımda gördüklerim (hissettiklerim) benim için daha önemli.
Gözüm açıkken daha çok yanılabilirim, yargılama tuzağına düşebilirim, düşünce akınına kapılabilirim. 
Yoga matını bu yüzden çok önemsiyorum. Hakikatle baş başa kalabilmek için "sessizlik ve gözleri kapama" kısmı ruhuma ışık tutuyor. Böylece karanlığımı daha iyi görebiliyorum. Karanlığın da manzaranın bir parçası olduğunu fark ediyorum. Yolculuğun doğası bu! Yol hep düz değil ve gece gündüz gidiyoruz. Varış noktası ömrün son günü. O güne kadar bütün yolculuklar tekâmüle hizmet etmiyor mu? Kendimizden geçerken, kimliklerden geçerken, başkalarından geçerken, derslerden geçerken, aslında yoldan geçmiyor muyuz?
Yolun zorlu ya da eğlenceli olduğunu söyleyen kim? Yolu yorumsuzca seyreden kim?
Çok konuşan, şikayet eden tarafını ; şükran duyan gülümseyen tarafın için feda et bugün. Sonra da yolu gözlemle! Yorumsuz olmak öyle hafifletici ki... Bir başarabilsek...
Nazlı Akın 

11 Temmuz 2019 Perşembe

Bozcaada


Şiir

Ben senin göğsünün çocuğuyum.
İki dudağının arasında bir gül gibi açar ismim.
Kokum siner ellerine.
Geniş bir vadi olur gülüşüm seni görünce.


Nazlı Akın 

İçinde Saklı


Hayat bazen biz işitinceye kadar aynı şarkıyı söyler. 
Bazı olaylar neden tekrar ediyor diye düşünüyorsan, kalbindeki çöpleri atmayı dene. 
Evdeki çöpleri biriktiriyor musun? 
Kalbindekileri de biriktirme!

Umutsuzluğun içinde umut var.
Sevgisizliğin içinde sevgi var.
Yoksulluğun içinde bereket var. 
Karamsarlığın içinde neşe var.
Körlüğün içinde görmek, 
Sağırlığın içinde duymak saklı. 
Zıtlıklar nasıl da uyum içinde.
Fark etsek de, etmesek de...

Nazlı Akın 

30 Haziran 2019 Pazar

Kapat Gözlerini


"Daha uzun arayanlar, suda arar" , dedi erkek. Biz de suda karşılaşmıştık diye düşündü kadın.
"Gözlerim kapalı, denizde yürüyordum, mutluydum; yine de karşılaşmak istedim. En derin, en yaralı, en anlayamadığım parçamla... Karşılaştık... Anlamadık birbirimizi. Ben, zaten suda karşılaştık , onu buldum diye düşündüm. O, suda aramaya devam etmemi ima etti. Uzun uzun ara dedi. Buluncaya kadar ara. Belki de aramayı bırakıncaya kadar ara demek istedi. Uzun uzun konuşmak isterdim, kucaklamak isterdim. Gitti. Ayaklarım denizin içinde, gözlerim kapalı yürümeyi öğreniyorum. Kalbimle yürümeyi. Kolay değil, bir çocuk gibi gözlerimi açmak, önümde ne var diye bakmak istiyorum. Oysa gözlerim kapalıyken çakıl taşları benimle dans ediyor, su tenimle konuşuyor, rüzgar saçlarımdan tutup ruhuma götürüyor. Evet , adımlarım kalbime eşlik ederken, gerçekten yürüyorum. Hakkını veriyorum doğan güne. "
Kadın , en derin, en yaralı, en anlayamadığı parçasıyla konuşunca anladı. Yıllarca uzun uzun 
aradı ama gözleri açıktı.
Nazlı Akın

Kalbinle Yürü

Kalbe Eşlik Eden Adımlar'ı alın, okuyun, paylaşın, beni etiketleyin. Özel yoga seansı hediyem olsun. Yoga sonrası rehberlik kart açılımı, kahve ve sohbet de var.

19 Haziran 2019 Çarşamba

Sobe

Karanlığınla saklambaç oynuyorsun.
Sobeledin mi? Hayır.
Karanlığın bir kaçak gibi kalbinin kuytu köşelerine saklanıyor. Ortaya çıktığında sen yoksun, sen meydandayken o yok.
Bu işte bir terslik yok mu sence?
Öfkeni, kızgınlığını, kırgınlığını , anlık tepkilerini görmezden gelerek yönetemezsin. Öfken seni yönettiğinde bu yıllar sürebilir. Bir ömür dile getirilmemiş kızgınlıkla yaşayabilirsin. Ya da öfkeni anlayabilirsin.
Sence hangisi daha sağlıklı?
Kimse öfkesini sahiplenmiyor, işe oradan başla. O duygular sana ait. Hissettiklerin için pişmanlık duyma, duygular geçicidir tepkiler iz bırakır. Tepkisel olmamayı öğren. Uğraş kendinle, eğit kendini, öğretmen ol içindeki çocuğa.
Dolup taştığın o duygularla anlamlı hayat. Hissetmeyen biri yaşamış sayılmaz. Yine de biriyle kavga ettiğinde , “bağıran kim?” diye sor kendine. Bağıran sen misin? Kalbinin kuytularında yaşayan hiç karşılaşmadığın parçan mı? Onu tanısaydın kontrol etmen daha kolay olmaz mıydı?

Nazlı Akın