27 Aralık 2012 Perşembe

ORADA BİR ÇOCUK VAR


Orada bir çocuk var. Kalbinin en ücra, en unutulmuş köşesinde, seni sürekli bekleyen, senden umudunu hiç kesmeyen...O
Ne güzeldik çocukken. Merakla bakardık her şeye. Düşlerimiz vardı, neşemiz vardı.

Ne zariftik çocukken. Küçük bir şey, hemen mutlu olmamıza yeterdi. Yanağımıza bırakılan sevgi dolu bir öpücük, cebimize konan bozuk paralar, uğur böcekleri, kediler, köpekler, oyun oynamak ve daha bir dolu küçük şey, mutluluk aşılardı ruhlarımıza.

Çocuk olmayı ne zaman unuttuk? Ciddi adamlar, ciddi kadınlar olduk. Sokakta yürüyen, suratları asık, cansız suretlere dönüştük. "Büyüdün" dediler, kabul ettik. 

Bize sürekli paranın öneminden söz ettiler, parasız ne hallere düşeceğimizi anlattılar.

İyi bir meslek seçmek, çok önemliydi. Statü sahibi olmak, insanlara hükmetmek, güçlü olmak, iyi giyinmek, uygun bir eş bulmak, iyi bir evde yaşamak çok önemliydi. Tekrar tekrar dinledik. Plak hiç susmuyordu, yeni nesiller de dinliyordu.
Kimse bize, cesur olmanın öneminden söz etmedi. Korkusuz olmanın, hayattaki en büyük başarı olduğunu anlatmadı. Dünyaya bir çocuk kalbiyle bakmaya devam etmemizi kimse bize anlatmadı. Unuttuk özümüzün çocuk olduğunu.

Hatırla! Orada bir çocuk var. Kalbinin en ücra, en unutulmuş köşesinde; seni sürekli bekleyen, senden hiç umudunu kesmeyen, muhteşem bir çocuk.

Hatırla o çocuğu bıraktığın yeri. Kapı açılsın, çocuk dışarı çıksın. Karşıla onu, kucakla, sımsıkı sarıl, bir daha asla elini bırakmayacağını fısılda...

O çocuktur, seni karşı kıyıya götürecek olan. O çocuğun kalbidir, dünyadaki ışıklı yerin.

Orada bir çocuk var, gülümsüyor bana. Dünyadaki tüm çocukların yüzü, o çocuğun yüzünde gizli. Kapıyı açtım, onu dışarı çıkardım. Kucakladım ve onu asla bırakmayacağım.

 NAZLI AKIN 

24 Aralık 2012 Pazartesi

KALPTEKİ GÜÇ

Güç nedir? Ne ile elde edilir? 

Günümüzde güç anlayışı kalpten değil, egodan geliyor. Bu durum büyük sorunları  da beraberinde getiriyor. İnsan, insanın üstünde güçlü bir rüzgar gibi esmek istiyor; kalpler kırılıyor, ruhlar büzüşüyor, canlar manevi acı içinde...

Siz "Güç" denince ne anlıyorsunuz? 

Varlıksal güç, sadece kaynaktan beslenir, egodan değil. Bu öyle bir güçtür ki, herkesi ve her şeyi kucaklar. Gücünü kaynaktan alan tüm erdemli varlıklar, yumuşacık doğaları ile insanları kendilerine hayran bırakır. Onlar için sorun yoktur, sadece Yaradana götüren, tekamül ettiren deneyimler vardır. Egoları incelmiş, görünmez olmuştur. Işığa çekilen pervaneler gibi, onların yanında olmak isteriz.

Gerçek güç, nefsini bilmektir. Kontrol edilemeyen egoların, başımıza ne çoraplar ördüğü ortada.

Öyle bir noktaya geldik ki, bizi sadece sevginin gücü kurtarabilir. Yolu yürüyen ayaklarımız, gücünü ancak ışıktan alırsa doğru adreslere gidebiliriz.

Güç, manevi kalkınma planımızın olmazsa olmazıdır. Gücümüz, egomuz değildir. Gücümüz kalbimizdir. Gücü kalpte hissetmek, gücü kalpte beslemek, ona gerçek yerini hatırlatmak, bizi öze döndürür. Özden gelen güç, içinde ilahi ışığı barındırır. Bütün kutsal değerler, o ışıkta mevcuttur.

Ne mutlu gücünü kalpten alanlara. Ne mutlu temiz bir kalp ve temiz düşüncelerle yaşayanlara.

Gücünüz, kalbinizdeki ışık olsun.

NAZLI AKIN



23 Aralık 2012 Pazar

ÖZ (SESLENDİREN: HAKAN AKIN- YAZAN: NAZLI AKIN)







ÖZ

KENDİNİ YALNIZ SANMA
HER ŞEYİN CANI VARDIR
TEK NEFES ALAN SEN MİSİN?
TÜM KÂİNAT CANLIDIR

BİR RÜYADASIN, GÖZÜN AÇIK OLSA DA
KALBİN GÖRÜR,  RUHUNU DUYARSA
TÜM GİZ SAKLIDIR ANDA

DÜŞÜNCENİ KENDİN SAYMA
HATIRLA !
SURETİN ASLINA BENZER DÜNYADA

BİR DERVİŞ OL, SEMAYA DUR DERGÂHTA
DÖNEN SADECE BEDENİN SANMA.
USTA DA SENSİN ÇIRAK DA
GÜCÜNÜ TESLİM ETME BAŞKASINA

RÜZGÂRINA KAPILAN YAPRAK OL
BIRAK SAVRUL YOLLARDA
YOLLAR BİTMEZ SANMA
ÖZÜNDEKİ İNCİYİ BULANA.



NAZLI AKIN

22 Aralık 2012 Cumartesi

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM


İnsan, saf, içten bir teşekkür edince kaynağa, akan gözyaşların, aslında ışık damlaları...

Çok teşekkür ederim, kalbime dolduğun için.
Çok teşekkür ederim, bir çocuk gibi baktığın için.
Çok teşekkür ederim, aklımın almadığı ölçüde sevildiğim içim.
Çok teşekkür ederim, korunduğum, kollandığım için.
Çok teşekkür ederim, bolluk ve bereketin için.
Çok teşekkür ederim, teşekkür ederim'le başlayacak binlerce cümle yazabileceğim için.

Şükür, bu sabah kalbime aktı ve benden size taştı. Çok teşekkür ederim okuyarak çoğalttığınız için.

NAZLI AKIN








19 Aralık 2012 Çarşamba

ŞİMDİ

Kalem tutan eller seni yazmaktan nasır bağlasın

Kalbi aşk olanın, dili seni anlatsın.

Kitapta arama, sayfaya sığmam dedi

Gökyüzüne sorma, yerim yok dedi

Kendini özel sanma , ben herkesim dedi

Kırdım aynaları, suretim yok şimdi...

NAZLI AKIN








14 Aralık 2012 Cuma

ŞİKAYET HANIMIN GÜNDÜZ DÜŞLERİ (4. BÖLÜM)

Bitmiyor şu ev işi, bıktım. Daha dün toz aldım, yerleri sildim, ütü yaptım; bugün dünün tatsız bir tekrarı olacak birazdan. 

Bazen süpürgenin sesi kafamda büyüyor, kalkan toz dumanının içine giriyorum. Yeni bir evde buluyorum kendimi, böyle şato gibi bir yer. Nasıl büyük, nasıl ferah. Kaç odası var sayamadım. Etrafta hizmetçiler, akşam gerçekleşecek davet için oradan oraya koşuşturuyor.

Adım Şikayet değil; hayal bu ya, Şatafat Hanım diyorlar bana. Emirler yağdırıyorum. 

Korkuyorlar benden, hiçbiri yüzüme bakamıyor.

Çile'yi boşamışım, Doktor Kasa ile evlenmişim.  Şatafat ve Kasa'nın bu akşamki büyük davetini konuşuyor bütün sosyete.

Kırmızı dar bir elbise giyeceğim. Pırlanta ve incilerle bezenmiş o muhteşem mücevherleri takacağım.Geçenlerde bir vitrinde görmüştüm, hemen aldı Kasa bana. Kasa bir dediğimi iki etmez.Çok kültürlü, çok nazik bir adam.

Yatak odamın denizi gören balkonundan manzarayı izliyorum. Ne hayat ama. Hizmetçiler kahvemi getirdi, kötü pişirmişler, azarlıyorum. Yenisini getiriyorlar hemen. Kahvemi yudumluyorum...

Tam o anda kapı çalıyor, süpürgenin sesi beni  gerçek dünyama döndürüyor. Acı içindeyim. Alt komşu Kader gelmiş. Tam zamanında geldi; yine bir şey isteyecektir kesin. Limon istiyor. Bu da çok kadersiz bir kadın. Üç çocuk, işsiz bir koca.

Çile de bir tuhaflaştı son zamanlarda. Hiç konuşmuyor. İştahı da azaldı. Anası gittiğinden beri, ağzını bıçak açmaz oldu.

Konuşacak çok şey var ama içeride iki sepet ütü beni bekliyor, temizlik bitince onun da hakkından geleceğim. Böyle yaşanır mı bilmiyorum.Bazen şu vileda'nın sopası, uçan bir süpürgeye dönüşsün istiyorum, bineyim üstüne, beni uzak diyarlara götürsün. 

Çile'nin olmadığı her yer cennet bana.

Gitmem gerek. Bir daha görüşünceye kadar,siz siz olun, sakın Çile gibi bir züğürde varmayın.

NAZLI AKIN


13 Aralık 2012 Perşembe

SEDA BAĞCAN'LA MANTRALAR SÖYLEMEK (12-12-2012)

Dün akşam, iki  kadim dostum, Elif ve Mehpare ile beraber, 12-12-2012 gününü , ruhlarımıza neşe zerk eden bir meditasyonla kutladık. Salon oldukça kalabalıktı. Herkes kendi ışığını yakmak üzere, günün enerjisini yaşamaya gelmişti. Günün muhteşem enerjisini yaşamakla kalmadık, yaymaya da çalıştık.Umarım tüm insanlık, nasibini almıştır.

Seda Bağcan; bir muhteşem kadın. Öyle şifalı, öyle büyüleyici bir sesi var ki; mantrayı söylemeye başladığı an, sizi kalbinizden vuruyor. Ne demişler; ''ŞİFA, KALPTEN VURULANI BULUR.''
Bizler de onun sesi, ney'in sesine karıştıkça , ılık bir rüzgarla sarhoş olduk. Öyle dingin sular da yüzdük , kalbimiz öylesine yıkandı ki, bazen gözyaşlarımızla temizlendik.

Seda Bağcan'la ilk kez mantralar söyleyen arkadaşım Elif, mantraları ezberlerken hiç sorun yaşamadığını belirtti. Mantraları, hatırlayan yanıyla temas etmişti. Böyle çalışmalara alışkın olan Mehpare ise, (bebeği Mira sebebiyle uykusuz geceler geçiriyor) çalışma bittiğinde oldukça enerj dolu görünüyordu. ''Bütün kaslarım yumuşadı'' dedi. Seda Bağcan'ın sesi,  kalbe öyle bir sihirle dokunuyor ki; ne kadar sis, pus varsa dağılıyor; arınıyor en karanlık bölgeniz bile.

Bir ses düşünün, kalbinize imza atsın. Öyle bir tesirle dolduk ki; mantralara eşlik ederken, zihin çekildi aradan, geriye sadece ŞİMDİ kaldı. Şimdi'nin enginliğine bıraktık ruhlarımızı.Soyuldu kabuğumuz, öz görünür oldu. Meditasyon bittiğinde, ışıldıyorduk.

Sokağa adım atar atmaz, sonsuz bir neşe kapladı varlığımızı. Çorba içmek için oturduğumuz mekan bizim kahkahlarımızla çınladı. Vardığımız ortak sonuç, Seda Bağcan'ın bizi kalpten vurduğu.

Eşsiz bir sesi var. Onunla beraber mantra söylerken, bütünün ve kendimin en yüksek hayrına çalıştığıma dair bir his kapladı içimi. Bu çok değerli bir his. Sadece kalbimizin  kabul ettiği, spiritüel öğretmenlere teslim olmalıyız. Seda Bağcan, ruhsal  arayışta olanlar için , doğru bir adres. Manevi uyanış yolculuğuna, onun muhteşem sesi ile adım atabilirsiniz.


NAZLI AKIN






8 Aralık 2012 Cumartesi

EVLİLİK ÜZERİNE

Evlilik nedir? Görünen anlamları dışında, ruhun tekamülü açısından nelere hizmet ettiği daha fazla ilgimi çekmiştir her zaman. Kadın ve adam birbirine sevdalanır, yaşamlarını birleştirirler. Yıllar hızla ilerler, resim zamanla değişmeye başlar. En çabuk tükenen ilgi ve anlayış olur. Nedense ilk günlerin tatlı heyecanı kaplamaz olur insanın içini. Geçim derdi, akrabalar, çocuklar ve en önemlisi ego savaşları.

Evli çiftler en çok birbirleriyle sınanır. Tahammül, sabır, hoşgörü, sadakat, anlayış ve benzer değerler ne kadar yoğunsa, egolar o derece törpülenir. Bu muhteşem bir olaydır ama aynı zamanda zordur. 

Aynı evin içinde sürekli birlikte olmak; evlilik ya da aile içinde sürekli olaylarla sınanmak anlamına gelir. Kısacası karı koca karmasını bazen gırtlağınıza kadar hissedersiniz.

Ben de evli biri olduğum için, egomu en fazla eğip büken, değerli yol arkadaşım Hakan'a çok şey borçluyum. Çok sınavlar vermiş bir evliliğe sahip olduğumuz için şanslıyız.

Bence evin içinde yaşanan tüm sorunlar, birbirini seven çiftleri, çok yüksek bir noktaya taşıyor. Zamanla oluşan 'Bunun da üstesinden geliriz' hissi, varlığı çok güçlendiren, anlamlı bir kavrayış. Boşanmalar için bile böyle düşünüyorum. Hiçbir deneyim, acı yükü ne kadar ağır olursa olsun, boşuna yaşanmamıştır.

Her evlilik onurlandırılmayı hak eder. Gördüğüm başarılı evliliklerin sırrı, eşlerin birbirini onurlandırmasında gizli. Mutlu çiftleri hemen fark edersiniz, gözlerinde sevgilerini taşırlar.

Kendi deneyimimden yola çıkarak, şunu söyleyebilirim ki evliliğim egomu çok törpüledi. Aşırı kontrol etme ihtiyacım çok darbe aldı. Ruhum yumuşadı. Bazen o kontrolcü kadını yakalıyorum içimde; yakalamak farkındalık geliştirmek demek. O noktadan sonra iş sizin iradenize kalıyor.

Ruhlarımızın tekamülü için evlilik müthiş bir deneyim sahası...


NAZLI AKIN

6 Aralık 2012 Perşembe

KÖPEK,ZİHİN VE ŞİMDİ

Bugün köpeğim Tango ile gezerken, hep o andan sonrasını düşündüğümü fark ettim.

"Hava yağışlı, tangonun çamurlu patilerini ve tüylerine yapışan pis suyu temizlemek zor olacak! Bugün evden çıkmasam mı hiç çok soğuk!  Okumam gereken kitaplar var bir de biriken ütüler, çıkmasam daha iyi.''

Zihnim öyle çok konuştu ki, köpeğimin anda yaşadığı onca güzelliği göremedim. Sonra fark ettim:

"Çam ağaçlarını, yağmurun sokaktaki izlerini, damlalarda saklı olan huzuru, soğuğun beni nasıl kendime getirdiğini, okula giden çocukların renkli şemsiyelerini, çamura batan ayakkabılarımın çıkardığı sesi, komşularla selamlaşmanın keyfini, köpeğimi ne kadar çok sevdiğimi."

Tüm bunlara köpeğim sebep olmuştu, beni yaşamaya ve tadını çıkarmaya davet ediyordu.
O yapıyordu. Gülüyordu, oynuyordu, seviyordu. Doğası şimdide kalmaktı. Geçmiş ve gelecek yoktu onun için. Sadece varlığı, evi ışığa boğmuştu. Işığın olduğu yerde, bolca neşe ve kahkaha oluyordu. (Çünkü köpeğim gerçekten de tanıdığım en komik varlık.)

Biz neden beceremiyorduk? Kolay görünüyordu. Köpeğim hiç zorlanmıyordu.

Bıraksak artık şu kontrolü. Bir açığa çıksa en saf, en orijinal halimiz. Kendimiz olmaya izin versek... Neler olurdu acaba? Dünya nasıl bir yer olurdu?  Akışla akmak, bizi oldukça yüksek bir yere taşıyor. 

Olana itiraz etmeyi her bıraktığımda, rahatlıyorum içimi bir huzur kaplıyor. Anlayış geliyor sonra, olan şeyin beni nasıl eğittiğini ve ortaya çıkan bilginin değerini görüyorum.

Yaşamlarımızı sevmek mümkün. Anı onurlandırmak mümkün. Egoyu ciddiye almamak, konuşanın o olduğunu bilmek, beraberinde farkındalığı getiriyor. Farkındalık sizi şimdiye demirliyor. Ama konuşan ego ile özdeşleşirseniz, cehenneme giriş kapısı açılıyor, kendinizi içeride buluyorsunuz.

Dünyada cenneti bulmak mümkün. 

Hatırlamak, hep hatırlamak, unutmaya meydan vermemek.

Hatırlatmak, daima hatırlatmak böylece hiç unutmamak.

Ben size hatırlattım, lütfen unuttuğumda siz de bana hatırlatın.

NAZLI AKIN


4 Aralık 2012 Salı

Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî



Kalbimi titreten, gönlüme aşk aşılayan, dili baldan tatlı, varlığı kendinden çok ötelere taşan, ruhu eşsiz,  insanlığa hizmet etmiş en önemli aşk insanı...

Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی / Mevlānā Celāleddīn Muhammed Rūmī (30 Eylül 1207, Belh- 17 Aralık 1273,Konya), İslam ve batı dünyasında tanınmış, şâir ve düşünce adamıdır. Tasavvufta Mevlevî yolunun öncüsüdür. Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk defa yaptıran Prenses Gürcü Hatun ile yakın dosttur. Bilinen tek Mevlânâ portresinin ve Mevlânâ türbelerinin ortaya çıkışı bu şekilde olmuştur.(VİKİPEDİ)

Kalbinde sadece Allah sevgisini taşıyan, baktığı her yerde ve  her şeyde onu gören, birliğin tarlasına tohumlar ekmiş, usta el...

Yazdıklarını okuyup da kalbi titremeyen var mıdır? Satırları ruhumuza kazınmış, ezberimiz olmuştur.

"İşit, bu ney neler anlatıyor; dinle, ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor:

Beni bu sazlıktan kestiklerinden beri, kadın erkek bunca insan feryadımdan inledi.

Ayrılık acılarıyla parça parça olmuş bir kalp isterim; ta ki iştiyak derdini şerh edebileyim.

Aslından, vatanından uzaklaşmış olan kimse, o vuslat zamanını bekler durur." 


Mesnevi, 'İşit!' sözüyle başlar. İkinci önemli kelime 'ney'dir. Bu satırların anlamını, Ken'an

Rifai, ŞERHLİ MESNEVİ-İ ŞERİF adlı eserde şöyle açıklamaktadır:

"Ney bir taraftan, yazı yazan kalemdir ve aziz bir vasıtadır. Diğer taraftan ney, erenlerin bir sembolüdür. Erenler gerçi, Tanrı ile vuslattadır. Fakat bu vuslata ermeden önce, nice uzaklıkların hicranını ve nice ayrılıkların ıztırabını duymuşlardır. Veliler, ayrılık ıztırabını, bir ney gibi yanık seslerle söylerken, gaflette olanları uyarmak isterler.Bunun içindir ki ney, Mevlevi ayinlerinin sıcak yüzü feryadı olmuş ve nice gönüllere ilahi aşkı duyurmakta yüce vazife görmüştür."

"Bir de dünyada ve bir ten kafesinde olmak, Tanrı visaline ( sevgiliye kavuşmaya) engel bir hal içinde bulunmaktır. Tanrı ile bir olmanın sırrını bilip, bunun sonsuz yüceliğini idrak etmişler için böyle bir engel  elbette derin bir hicran ve özleyiş sebebidir."

Bunun içindir ki:

"Beni bir sazlıktan kestiklerinden beri, kadın erkek bunca insan feryadımdan inledi." diyen ney; evvelce bir neyistanda, bir sazlıkta bulunduğunu söylüyor. Bu, Allah'la aynı alemde bulunmamızın hikayesidir ki; ''Ben gizli bir defineydim, bilinmek istedim.'' diyen Yaradan'ın bu gizli definesinde bir mücevher, onunla aynı cevher olma halidir.'' ( KEN'AN RİFAİ)

Mevlana'nın kalbindeki büyük Allah özlemi, ölüm gününü, düğün günü olarak anlatmasına sebep olmuştur. Çünkü O dünyadayken ölmeyi becermiştir. Dünyada nefsini öldürmeyi başarmış bir ruh, ölümden neden korksun ki?



"( Dünya) bağını kes ve kurtul oğul! Ne zamana kadar altının, gümüşün esiri olacaksın."

"Her şey sevgiliden ibarettir, seven, bir perdedir. Diri olan, ancak sevgilidir. Seven ölüdür."

Bu satırları yazan gönlü okyanuslar kadar geniş Mevlana, dünyadayken ruhunu bulmuş, ölümsüz olmuştur.

Allah aşkı varlığından öylesine taşmıştır ki; bütün dünya o aşkı hissetmiş ve Mevlana'nın eserleri her devre büyük merak ve hayranlık uyandırmıştır.



NAZLI AKIN





3 Aralık 2012 Pazartesi

AŞK İLE YANAN KALPLER

Doğmadan önce ektiğiniz tohumlar var. Tarlayı bulun, toprağı sulayın. O tarla öyle bereketli bir tarla ki, topladığınız ürünler, sizi kaynağa bağlar.

En büyük tutkunuzu bulun. Peşinden gidin. Aşk ile. Aşk sürüklesin sizi. Aşk ile yanan kalpler, yakmasını da bilir.

Her varlık, bereketli bir tarladır. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur misali. Kendimize emek harcamak yürek işidir. Kendinden vazgeçmek kolaydır. İnsan olabilmek, kişinin kendisi üzerinde söz sahibi olmasıyla başlar.

Bugün kendimiz için bir mum yakalım. Ateşe bütün kötü huylarımızı atalım. Kurtulmak istediğimiz her şeyi salıverelim. Küllerimizden doğmak için, yanalım.

Mevsim değişiyor. Egonun krallığı devrildi. Benden bize dönüşüyoruz. Dönüşmek kendini sevmekle başlar. Sevgi, varlığından tüm evrene yayılabilir böylece. Sen mum olursun. İnsanlar sana bakıp yanabilir. Kendini öyle çok sev ki başkalarında kaybol.

Bugün kendimden sana taştım. Öyle aydınlık öyle parlak ki gün, ışık saçmamak imkansız.

Birazdan evden çıkacağım, ışığımı bırakacağım gittiğim her yere. Bir mum olacağım. Nasip olsun. Şükürler olsun.

NAZLI AKIN

28 Kasım 2012 Çarşamba

OLAN KUTSALDIR

"Olan kutsaldır" çok sevdiğim bir söz. Olanı kabul etmeye gelince, ben de herkes gibi sıkıntılar yaşıyorum. Dün gece boynumdaki bir sorun yüzünden çok ağrılı bir gece geçirdim. Ağrıyı kabul etmeye gelince; uğraştım ama beceremedim. 

Ağrı ile aramda ben duruyordum. Olanı kabul etmek, anı onurlandırmak, huzurlu yaşamanın gizli şifrelerinden biri. Bunu bilmek yetmiyor, uyanık olmak, irade koymak şart.

Biz sürekli direnç gösteriyoruz başımıza gelenlere. Direnç göstermek, gelecek yardımın önüne barikatlar döşüyor.

Ego, hep kazanmak istiyor. Her şeyin daha iyisini istiyor. Ego, hep istiyor özetle. Ne yapacağız? Her istediğini verecek miyiz? Bu soru bütün insanlığın sınavı.

Ruhun ihtiyaçlarını tanımazsak, ego sesini daha fazla yükseltecektir. Egonun mevsiminden hakikatin mevsimine geçiş yapıyoruz. Zihin oyunları atak yaparak, ışığımızı yükseltmemize mani olmak isteyecektir. Varlıksal gücümüz tam da bu noktada açığa çıkar. Yaradan hepimizin içine o gücü koymuştur. 

Hepimiz, ruhumuza neyin iyi geldiğini biliriz; dinlemeyiz sadece, olan budur. Ruha ait sezginin peşinden gitmek, gücümüzü parlatır.

Hakikat tarlasında, ektiğimizi biçiyoruz. Işık ekersek, ışığın ürünlerini toplarız. Yolculuğumuza anlam katan her taş, üstüne basmaya değer. Daha çok anlayış için, anlayış ekelim. Kalpte oluşan anlayış, şefkatle buluşursa; kendimizden başkalarına doğru bir güneş gibi doğmamız mümkündür.

Bir güneş gibi doğun karanlığın üstüne. Bir ay gibi parlayın gittiğiniz her yerde. 

Işık taşıyan, penceresi aşka bakan sevdalı ruhlara selam olsun.


NAZLI AKIN



25 Kasım 2012 Pazar

HER GÜN YENİ BİR GÜN

Yaşamına aşık mısın? Şikayet günlük hayatının bir parçası mı yoksa.

Hayatlarımızı renklendirmek mümkün.

Ruhunun sesini dinle, o sana yeni bir günü sevgiyle kucaklamanın yollarını fısıldar. Ne anlamı kalır yoksa, her sabah uyanmanın. Uyku sadece yatıp uyuyarak olmuyor. Ayakta uyumak, tam da bu devrede içinde bulunduğumuz durum.

Ne yapalım? Nasıl her gün, yeni bir gün olsun? Taze, mutlu, gülümseten bir günün sırrı nedir?

1- Pozitif düşünmek. ( Kurduğumuz cümleleri özenle seçmek, zihnimizi temiz tutmak, kendimize ve diğerlerine karşı  nazik ve saygılı davranmak, ışıklı yoldan sapmamak.)

2- Her varlık, kendine neyin iyi geldiğini tespit etmeli. Hepimiz biliriz ki, bize iyi hissettiren şeyler vardır. Kimi her gün yürüyüş yaparak daha mutlu hisseder. Kimi, zihnini sakinleştiren bir müzik dinleyerek huzur bulur. Doğada zaman geçirmek, hepimiz için muhteşem bir yoldur. Evde hayvan beslemek, ruha iyi gelen bir seçimdir.

3- Ben düşüncelerim değilim. Zihin aktif olduğunda, düşünceden sıyrılmak ustalık ister. Farkındalık güçlü bir pusuladır, sizi özgürleştirir. Egoyu tanımak, ego üzerine okumak, hakikate giden kapıları açar. Egonuzu tanımazsanız, kendinizi o sanmanız mümkündür.

4-Yaşamdaki en büyük tutkunuzu bulun. Hepimize bahşedilmiş yetenekler var. Üstünü örttüğümüz yeter. Şimdi bu armağanları fark edip, yaratıcılığımızı  yaşayalım.Yaratma yeteneği, Yaradan'ın bize verdiği en muhteşem hazinedir. Hazineyi keşfedin.

5- Daha fazla gülümseyin, hatta kahkaha atın. Hiç tanımadığınız insanlara da gülümseyin. Kahkaha ve gülümseme bildiğim en etkili ilaçlar.

6- Hareket edin. Tembellik, aşılması gereken bir alışkanlık. İnat edin, üstüne gidin; hareket berekettir.

7- Sessiz kalabileceğiniz anlar yaratın. Bu çok önemli. Zihnimizdeki gürültü,  hepimizin içinde var olan bilgenin sesini örter. Her gün biraz sessiz kalmak, bizi o bilgeye götürür. Bütün cevapları bilen yanımıza.

8- Yaşarken, sizden sonraki nesillere düşünerek yaşayın. Doğaya dost temizlik malzemeleri kullanın, geri dönüşüm çöplerinizi ayırıp, geri dönüşüm kutularına atın, çevreye saygılı yaşayın. Dünya ana, bizi tüm eziyetlerimize rağmen, şefkatle bağrına basıyor.

9- Sebepsiz yere mutlu olun. İçimizdeki çocuk, bunu çok iyi becerir. Güneşin doğması , sokağa çıkmak, yağmur yağması, oyun oynamak ve daha bir sürü olağan şey bir çocuğu mutlu etmeye yeter. Çocuk olun, çocuklarla zaman geçirin.

10- Sevelim. Çok sevelim. Daha çok sevelim. Birbirimize verecek neyimiz varsa paylaşalım. Sadece kendimizi mutlu etmek yetmesin bize.

Daha çok şey yazabilirim kuşkusuz.Yaşam öyle zengin ki. Ben kendimi yükseltmek için, bu yollara baş vuruyorum ve çok faydasını görüyorum. Zaman öyle bir zaman ki, her an farkında her an açık olmazsak, bir de bakmışız ömür denen çiçek solup gitmiş.

Hepinize, çok neşeli bir ömür diliyorum. Neşeniz varsa siz çok zenginsiniz, her şeye sahipsiniz demektir. Tüm sevgimle...

NAZLI AKIN


23 Kasım 2012 Cuma

GÜZELLİK NEDİR ÜZERİNE

Güzellik nedir? Bir başkası için güzel ya da çirkin derken, kalp gözüyle görebilir miyiz?

İnsan kendi bedenini neden sevmez? Beden Yaradan'ın emanetidir. Bazı insanlar kendini bedenden ibaret sayabilir. Ruh, ilgilendirmez böyle insanları. Öldükten sonra, her şeyin bittiğini düşünen çok kişi tanıyorum.

Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Var olanı sevmiyorsak hiç bir estetik ameliyat bizi mutlu etmeyecektir.


Güzellik ve beden iyi geçinmeli, ona itirazım yok. Kendimizi daha yüksek hissettirecek her şeye varım. Masaj, spor, yoga, saç boyatmak, manikür, pedikür gibi şeyler sevildiğini hissettirir bedenlere. Ama sadece bedene takıntılı yaşamak güçlü bir zehirdir, ruhunuzu öldürürsünüz.

Ruh yavaş yavaş ölür, anlamazsınız. Bir bakmışsınız bütün gün bedeninizi düşünüyorsunuz. Bacaklarım çok mu ince,  kollarım çok mu sarktı, göbek bölgem fazla mı yağlandı, keşke burnum daha küçük olsaydı, boyum ne kadar kısa, boynum çok sarkık gibi düşünceler ruha yapılan işkencedir.

Kendimizle barışmak, içsel huzuru sağlamak ve devam ettirmek önemli bir sorumluluktur. Yoksa ego sürekli bir şeyler söyler, onu tatmin etmek imkansızdır. Zaten, dünyanın en güzel adamı ya da kadını da olsanız, kalbiniz yüzünüze vurur. 

Ben kalpteki ışığı, yüzde görmezsem, güzel diyemem o varlığa. Güzellik, önce içeriden gelir, sonra dışa yansır. Boyunuz, kilonuz, içsel ışığınızın gölgesinde kalır.

Kalpteki ışık parlaksa, o kişi güzeldir benim için. Hele bir de gözlerinde, çocuksu bir bakış bulursam, dünya güzeli olur.

Zengin bir ruh olarak hatırlanmak ne güzel şeydir. Öyle insanlar vardır ki, sadece diğer ruhları besler, hizmetleri sevgidir. Onlara baktıkça kutsal bir his dolar kalbe; yanlarından ayrılmak istemeyiz. Işığa çekilen pervaneler gibi etraflarında olmak isteriz. Dünyada vermek dışında bir zenginlik yoktur öyleleri için. 

Herkesin, dış güzellikle çok fazla meşgul olduğu bu devrede, ruhlarımızın ihtiyaçları görünmez olmuştur. Ruh bedeni beslemezse, sadece güzel olarak kalırsınız; sadece beden olarak kalırsınız akıllarda. 

Beden ve ruh denge içinde yaşasın. Ruhlarımızı onurlandırmayı ihmal etmeyelim.

Yaş alıp, yıllar ilerledikçe, elimizde sadece ruhumuza kattığımız güzellikler kalacak...

NAZLI AKIN

22 Kasım 2012 Perşembe

VESVESE HANIM (ŞİKAYET HANIMIN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

"Çile! Oğlum, saçının teline kurban olduğum. Ne oldu sana böyle? Çok zayıflamışsın. Şikayet, iyi bakmamış sana. Hoş onun kendine hayrı yok ki sana bir faydası dokunsun. İnsan akşam vakti, kocasını evde bırakıp, komşuya kahve içmeye gider mi? 

Kahve bahane; ben bu diziyi izliyorum diye gitti. Orada izleyecek kendi dizisini. Aman o da ne kötü dizi öyle, saçma sapan bir şey. Tekrarı vardı geçen gün izledim biraz, çok sıkıcıydı.

Bak bak, bu kız var ya, öyle çok seviyor ki şu çocuğu. Kavuşmaları mümkün değil. Kız daha önce, çocuğun kardeşiyle nişanlıydı. Çocuğun kardeşi de , kızı hala seviyor ama başkasıyla evlendi, çok zengin bir ailenin kızıyla.

Oğlum, çile, hiç konuşmuyorsun, ne oldu sana böyle çocuğum. Bana bak, Şikayet büyü mü yaptırdı sana yoksa. Ah oğlum, dinlemedin beni, bu kadın seni mutlu edemez demiştim.  Bir Zekiye vardı, hatırlar mısın? Çok beğenirdi seni. Güzel kızdı, işi gücü de vardı, onu alsaydın, başka türlü olurdu her şey. Şikayet, düşman gibi bakıyor sana. Sen neyine sevdalandın bu kadının.

Bak bak, bu kadın var ya; dizinin kötü kadını. Ben Şikayet'e benzetiyorum bunu. Tipi de benziyor baksana. Ortalık karıştırıcı, cadı bir kadın. Adı da, Nefise. Bu Nefise, evlerden uzak olsun, neler yaptı neler, çok düzenbaz çok.  Ama geçen bölüm, çocuğunu kaybetti. Allah'ın sopası yok işte, eden buluyor.

Çile, oğlum, gelmişken iki ay kalayım diyorum. Emekli maaşımı da burada harcarım evde harcayacağıma; sana bir faydam dokunur.Yüzün çökmüş, aç mı geziyorsun oğlum? 

Çile, uyudun mu sen? Kendi kendime  mi konuşuyorum ben sabahtan beri burada?

Nefise' ye bak, nasıl da ağlıyor. Sen onca cadılığı yaparken düşünecektin kadın, aklın neredeydi o zaman? Böyle zırlarsın şimdi işte. Oh olsun sana, kaç bölümdür, insanların hayatını mahvettin, bak ne oldu, yavrun gitti yavrun.

Bu kızın da gözünde yaş kalmadı ağlamaktan. Yazık, kalbi çok yaralı. Aşk dediğin kavuşuncaya kadar zaten. Biz Talih'le evlendik de ne oldu? Anasından ayrı çektim, kardeşlerinden ayrı çektim. Talih, dalyan gibi adamdı, çok yakışıklıydı, bir bakan bir daha bakardı yolda yürürken. Ama bahtın güzel olacak, adam güzel olsa ne olur? Her gece içer içer, ağzına geleni söylerdi bana.Çok çektim çok. Ama ne oldu, öldü gitti genç yaşında.

Tam yerinde bitti, ben nasıl bekleyeceğim önümüzdeki çarşambaya kadar. Şikayet de gelir şimdi. Yatıp uyusam da, karşılaşmasak hiç. Çile, oğlum, kalk da yatağına geç, tutulacaksın burada. 

Hoş o kadınla aynı yatağa girmeden iyi düşün, sarkmış her tarafı. Ben onun yaşındayken nasıl diriydim, baban öldükten sonra, çok isteyen oldu beni. Bir tanesi çok yakışıklıydı ama çulsuzdu. Zaten olmazdı, babanın hatırasına saygısızlık olurdu.

Hatırladığım son on yıl, rakı sofrasındaydık hep,  inşallah orada da  canı rakı çekmiyordur. Ay gülesim geldi, insanın canı orada da dizi izlemek ister mi acaba?

Bazen rahmetli annemi görüyorum, geceleri geziniyor evde ruhu; iki çift laf etse bari ama konuşmuyor hiç. Öyle gözlerini dikip seyrediyor beni. Git diyorum, ben gelmeyeceğim daha, yaşayacağım, görecek güzel günlerim var. Gitmiyor, duruyor öyle. O korkusuz bakıyor bana, ben annem de olsa oradan gelen korkuyorum.

Aman gece vakti, nereden geldi aklıma böyle şeyler. Ben yatıyorum artık, uykum kaçacak sonra.

Yine uğrar mıyım bu sayfaya bilmiyorum. Şikayet'in yüzünü görmek, mutlu etmiyor beni."


VESVESE HANIM

yazan- Nazlı Akın


19 Kasım 2012 Pazartesi

İNSANA HUZUR VEREN YERLER (KADIKÖY-MODA)

Bazı günler vardır, bildiğiniz tüm yolları denersiniz, yine de ruhunuz huzur bulmaz. Bugün öyle bir gündü benim için. Kendimi nereye götürsem diye düşünürken, yol arkadaşım Hakan'ın Kadıköy'de bir dublaj stüdyosunda işi olması nedeniyle, Moda'da, Nene Hatun Sokak'ta buldum kendimi.

Denizi gören bir mekanda, kendimi sıcak kahve ile ödüllendirdim. Kadıköy, saçlarımı okşadı önce, sonra bir anne gibi bağrına bastı beni.Orada, denizi ve heybetli ağaçları seyrederken, müthiş bir dinginlik kapladı ruhumu. Yanımda, defalarca okuduğum 'Var Olmanın Gücü' isimli kitap vardı. Eckhart Tolle, hayranlık duyduğum bir spiritüel öğretmen. Eğer egonuzu yakından tanımak istiyorsanız, bütün kitaplarını okumalısınız.

"EGO, DAİMA BAŞKA İNSANLARDAN VEYA DURUMLARDAN BİR ŞEYLER İSTER. DAİMA, GİZLİ BİR AMAÇ, DAİMA BİR' HENÜZ YETMEZ' DUYGUSU, YETERSİZLİK VE DOLDURULMASI GEREKEN BİR BOŞLUK DUYGUSU VARDIR. İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEK İÇİN, İNSANLARI VE DURUMLARI KULLANIR VE HATTA BUNU BAŞARDIĞINDA BİLE TATMİNİ ASLA UZUN SÜRMEZ." (ECKHART TOLLE)

Bu müthiş adam, ego üzerine sayfalarca yazmış çünkü ego kılıktan kılığa girip yaşamımızı cehenneme çeviriyor. Bugün, yaşadığım duruma ışık tuttu okuduğum satırlar. Oluşan farkındalık, eşsiz bir hazineydi. Asla tatmin olmayan yanımın, özümle bir ilgisi yoktu, özüm şimdiye demirlenmiştir.

Moda, deniz, baktığım ağaç, gördüğüm yüzler bir anda neşeye boğdu beni. Yaşıyordum, sağlıklıydım, kahvem çok lezzetliydi en önemlisi nefes alıyordum. Dönüşen bir enerjiyle, denizi seyrettim.

Moda, Kadıköy'ün en sevdiğim yeri. Canımın içi Moda. Ne güzelsin. Bir misafiri ağırlar gibi, karşıladın beni önce, sonra kucaklayıp uğurladın.

İnsana huzur veren semtler vardır, Kadıköy o yerlerden biri . Konuştuğunuzda ses veren bir ruhu var.

Kadıköy'e ve ruhumu ışıklandıran Echart Tolle üstada, buradan teşekkürü bir borç bilirim.

NAZLI AKIN

17 Kasım 2012 Cumartesi

ŞİKAYET HANIMIN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ (2. BÖLÜM)



Dün doğum günümü kutladık; tabi ona kutlama denirse. Akşama doğru sofrayı kurdum, Çile'nin gelmesini bekliyorum, kapı çaldı. 

Çile bu kez hediyemi eve yollamış, aşk merdiveni almış bana. Çiçeği aldım, sofranın ortasına koydum, “ne halt ettin” der gibi...  Çile eve gelince pek sevindi, çiçeğe bayıldığımı düşündü. Manası büyükmüş bu bitkinin; sürekli büyüyüp gelişen aşkımızın sembolüymüş. 

“Yirmi yıl geçti ne aşkı, aşk mı kaldı?” diyemedim…
Ben bitki sevmem ki. Çiçek yaşamıyor bizim evde, unutuyorum sulamayı. Kaç saksıyı çöpe attım öyle, günah. Çile sever bitkileri ama bir kere su verdiğini görmedim. Her şeyi benden bekler. Daha bir kez tabağını, çatalını bulaşık makinesine koyduğunu görmedim. Çorabını bile kirliye ben atıyorum. Ondan sonra evlilik aşkı öldürüyor diyorlar. Nasıl ölmez o aşk sorarım size. Koca evin işi bana bakıyor. Bir kere pazara gidecek oldu; ne kadar çürük sebze meyve varsa satmışlar, inanamadım.
Öyle güzeldim ki Çile'ye vardığımda, yolda yürürken bir bakan bir daha bakardı bana. Hiç böyle hayal etmemiştim evliliği. Yıllar yavaş yavaş aldı götürdü güzelliğimi. Gözlerimin ışığı söndü, hevesim azaldı, şimdi geriye pek bir şey kalmadı o güzellikten.
Yarın Çile'nin annesi geliyor bir aylığına. Vesvese Hanım beni hiç istemedi. 

“Bu kadın sana çok çektirir oğlum, yapma gözünü seveyim” diye vazgeçirmeye çalışırken duymuşlar. Yıldızımız barışmadı hiç. Sevmeyiz birbirimizi ama katlanırız. Sahte gülüşmeler, yalandan sohbetler. Samimiyetsiz bir  ilişki aramızdaki.
Düğünde bana taka taka ninesinden kalma bir pırlanta yüzük taktı. Görseniz nasıl eski. Bir de o sevmediğim yüzüğü yıllarca parmağımda taşıdım. Geçen yıl yüzüğü kaybettiğimi söyledim, o dönem sinirden çok kilo vermiştim; “parmağımdan düşmüş” dedim.
Vesvese Hanım kıyameti kopardı. Bana söylemediğini bırakmadı. Laf aramızda yüzük hala evde,  derin dondurucuda, bir kabın içinde saklıyorum. Onun orada olduğunu bilmek, bana sinsi bir zevk veriyor.
Şimdi pazara çıkacağım. Çile, annesinin en sevdiği meyve ve sebzeleri almam için bana para verdi ama verdiği parayla listedekilerin ancak yarısını alabilirim. Artık ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünmekten anam ağlıyor.
Bir Doktor Kasa vardı ona varsaydım şimdi parayla oynuyordum. Rahmetli annem çok istedi doktorla evlenmemi dinlemedim. Doktor Kasa çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Ama ben o zamanlar aşkla karın doyar sanıyordum. Çile'ye sevdalıyım, başkasıyla evlenemem dedim anama.
Meğer sevda dediğin bir türküymüş söylenince bitiyormuş. Aşk masal, para gerçekmiş. Bir kırışık önleyici kremim bile yok. Bazı şeyler için bütçe ayırmamız mümkün olmuyor.
Eğer bu satırları okuyorsanız benden size küçük bir tavsiye; kalbinizin sesini değil, annenizin sesini dinleyin. Aşk sabun köpüğü gibi bir şey… Öyle hızlı bitiyor ki o bitince geriye sadece kocanız kalıyor. Aşk olmayınca, kocanız size Çile oluyor…
ŞİKÂYET HANIM
yazan- Nazlı Akın




15 Kasım 2012 Perşembe

ŞİKÂYET HANIM'IN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ


Şikâyet Hanım bir 'of' çekti. Yapacak çok şey vardı. Hiç azalmıyordu dünya işi. Evde onu bekleyen görevler, kendini tekrar eder dururdu. Temizlik, bulaşık, ütü, çamaşır, yemek, çarşı, pazar derken, nasıl akşam oluyor, nasıl sabah oluyor anlamıyordu.
“Ah, ah!  Ellerim aşındı, şu tırnaklarımın haline bak, sudan çıkmıyor ki hiç, nasıl kırılmasın? Şöyle zengin bir koca bulamadım. Bak Zehra'nın kocasına, evde üç gün hizmetçi var. Adam dediğin öyle olacak. Benimki koca değil, Çile. İsmi de Çile, kendi de. Beni kimler istedi, vara vara buna vardım. Şu tipe bak! Allah aşkına nesini beğendim ben bunun. Yaşamda ötanazi hakkını kullanmak ister gibi bakıyor insanın suratına.

Şöyle alıp başımı gitsem…

Korkuyorum tabi, bunca yıl alıştım Çile ile koyun koyuna yatmaya. Uzakta bir yere o olmadan, en son ne zaman gittiğimi bile hatırlamıyorum. Sonra bensiz ne yapar Çile. Yaşayamaz, ölür onu bırakırsam. Ama yine de dayanamıyorum şu uzaktan kumandalı televizyon gibi duruşuna. Televizyona haksızlık etmeyeyim, Çile‘den daha fazla mutlu ediyor beni.
Nebahat ‘in kocası kaya büyüklüğünde pırlanta yüzük almış o şişko parmaklara. Yüzüğü takmaya insanın takati yetmez, o kadar ağır. Gece aklıma geldikçe uyku girmedi gözüme. Sabaha karşı dalmışım.

Rüyamda pırlantadan yapılmış bir erkek gördüm. Nasıl parlıyor bakamıyorum. Beni aldı, pırlantadan yapılmış arabasına bindirdi. Beraber bir madene girdik.  Madende ne kadar inci, yakut, elmas varsa topladım çantama koydum. Uyandığımda daha iyi hissediyordum; rüya gördüğümü anlayıncaya kadar keyfim iyiydi.
İki gün sonra evlilik yıl dönümümüz. Henüz hediye alamamış Çile bana... 

Geçen sene duvar saati almıştı.  Yıllar geçtikçe gençleşiyormuşum. İlerleyen zaman, şarap gibi güzelleştirmiş beni. Daha ne yalanlar. Hediyeyi cazip kılmak amacı… Ben ne yapayım, duvar saatini. Hangi kadın evlilik yıl dönümünde duvar saati ister, sorarım size…

Ben şimdi alt kattaki komşuya kahve içmeye gidiyorum. Yine uğrayacağım bu sayfaya. O zamana kadar kendinize hâkim olun, sakın züğürdün birine varmayın…

ŞİKÂYET HANIM  (yazan-Nazlı Akın)

14 Kasım 2012 Çarşamba

gizli

Dinlerken beni bilmezdin

Gizli, mahcup bu eğilişi.


Gözlerime bakıp  anlasan

Bu aşk dile gelmez.


Bir şeyler anlatırken sana

Aslında bilsen demek istediğim bambaşka.


Bu sevdanın suskun dili

Bu sihirli sözcükler senfonisi .


Sen çocuksun daha, güneşin sırma saçlısı

Ben kor ateş, yanarken sana, bilmiyorsun.

Dinlerken beni bazen gülüyorsun

İşte o an ölüyorum.

Ben hatırlıyorum

Sen çocuksun unuttun...


NAZLI AKIN ( 2001-MART)

12 Kasım 2012 Pazartesi

SESLİ ONAYLAMA CÜMLELERİ

 
 
 
 
 
 
SESLENDİREN- NAZLI AKIN

EGOYU TANIMAK

Egonuzu tanıyor musunuz?  

Ağzı köpüren bir ejdarhaya mı benziyor yoksa çaktırmadan sokan bir akrep mi? 

Dilinizden dökülen kelimeler ona mı ait?  Sinirlenince neye benziyor?  Uğrayıp gidiyor mu yoksa gece yatısına da kalıyor mu?  

Ego üzerinde farkındalık geliştirmezsek, koyun koyuna yatmamız kaçınılmaz.

Gözlem yeteneğimizi devreye sokmak, bana en iyi çözümlerden biri gibi geliyor. İnsanız, kızmamak , sinirlenmemek mümkün değil. Ama tam da o an, tepenizin attığı o an , kendinizi dışarıdan gören bir göz daha var size ait. O göz fark edilir olduğunda, tepeden bakıp gülmeye başlayabilirsiniz kendinize. Gülün, iyice gülün ki, üstüne bindiğiniz o karanlık duygu çözülsün. Aslında öfkelenen kim? Özüm kızabilir mi hiç ? Özüm aşktır; aşk karanlığa yer bırakır mı kalbinizde?

Yaradan mekanizma, sizi hak etmediğiniz bir durumun içine sokmaz. Sadece alınmamış dersler vardır. Bir türlü öğrenemediğimiz için ders tekrar eder durur. Üzülen kimdir peki? Egomuzdur şüphesiz. Kalbimizdeki ışık büyüdükçe, bizi kimse üzemez, mümkün değildir. Öz, üzülür mü hiç. Öz, mutluluktur, çocukça neşelenmektir.

Kalplerdeki ışık nasıl çoğalır? Severek, daha çok  severek, daha da çok severek. Vererek, sadece kendimiz için isteme hastalığından kurtularak. Hep bana diyen egodur. Paylaşmak, çoğalmaktır. Paylaşmak, ışığınızı gittiğiniz her yere taşımaktır.

Dönüşsün bütün karanlık,  ışık olsun. Kalpler parlasın o aşkla. Ruhtaki özlem görünür olsun.

Bacanızdan çıkan duman sadece SEVGİ olsun. Gökyüzünü, sevgi ile boyayalım.

NAZLI AKIN

7 Kasım 2012 Çarşamba

YUMUŞASIN KALPLER

Yumuşasın kalpler. Şefkat başucu şarkımız olsun. Daha güzel bir dünya,  dilek olmaktan çıksın.  Egonun mevsimi değişiyor, iklim "sonsuz sevgiye" dönüyor.

Yumuşasın kalpler. Eğilip bükülelim biraz, esneyelim birbirimize. Ne olur artık gülsün yüzler. Sokakta yürüyen robotlar, Yaradanın  bestesi olduğunu hatırlasın. Silkelenelim, kirimizi tozumuzu atalım ruhtan.

Yumuşasın kalpler. En çok kendimize karşı nazik olalım. Bırakalım bedenlerimizi zehirlemeyi. Kıralım tüm alışkanlık zincirini. Beden Yaradanın bize emaneti, emanete daha fazla haksızlık etmeyelim.

Yumuşasın kalpler. Sahip çıkalım kutsal değerlere. Vefa, sadakat, hoşgörü, anlayış ortaya çıksın içimizde. Kucaklayalım birbirimizi. İnsan insanı hor görmesin.

Yumuşasın kalpler. İlle de yumuşasın, eritelim ne varsa katılaşmış içimizde. Buz kesmeyelim birbirimize.

Dönelim yüzümüzü, sürgünden hakikate.  


NAZLI AKIN














ATEŞ


Kalbinin ritmini duyuyorum

Öyle hızlı ki ruhumu kaplıyor.

Sen, bütün kalelerimi kuşatan kadın

Kale düştü ben savaşmadım.


Bakışında kayboldum

Fırtınanda kör oldum

Işık ol tünelime

Gel de bana sadece ismimi söyle.

Ben ateşsem sen yangın yerisin

Sen sürgünsen ben sürüldüğün yerim.

NAZLI AKIN

5 Kasım 2012 Pazartesi

ATEŞ BU DEĞMEYEN BİLMEZ






Senin resmindir tüm kainat

Bakan göz imzanı görür.

Suretler, parmak izin

Kalp, titreştiğin yerdir.

Tüm kainat adını haykırır farklı şekilde

Tüm canlar seni ister

Tüm eller sana kalkar.

Aşkın, ne gizemli yolculuk

Yürümeyen bilmez.

Aşkın, nasıl kaplar ruhu

Ruh nasıl yanar hasretle

Ateş bu, değmeyen bilmez.


NAZLI AKIN










2 Kasım 2012 Cuma

GERÇEK ZENGİNLİK

Anda olmak, kainattaki tüm sevginin,  kalbinize giriş kapısıdır. Olanı izlerken, yorumsuz bakabilmektir, tüm varoluşa.

Bir ağaç sadece an'ı yaşar, mevsimlere direnmez, yapraklarının dökülmesine ağlamaz. Olana uyum sağlayarak, toprakla işbirliği içinde yaşar. Beklemez, geçmişle ve gelecekle ilgilenmez.

Beklentiye düşen egodur. Şimdi, kalabileceğimiz en muhteşem yerdir. Başımıza gelenlere üzülürüz, daha güzel günleri bekleyip hayal kurarız. İkisi de ruhumuza zenginlik katmaz, yoruluruz düşünmekten.

Hiç bir şey düşünmediğiniz o dingin anları biriktirin. O kısa anlar uzadıkça, cehennemler cennete dönüşür. Gerçek zenginlik, ruhun dinginliğinde saklıdır, parayla bir ilgisi yoktur.


NAZLI AKIN

31 Ekim 2012 Çarşamba

İŞİNİ SEVEREK YAPAN İNSAN

İşini severek yapan o şanslı insanlardan mısınız ? Yoksa meslek denen mutsuzluk denizinde, çaresizce kulaç mı atıyorsunuz? Eğer işinizi sevmiyorsanız, bunun ciddi bir sorun olduğunu kabul etmenin zamanı geldi. Cebinize giren para kadarsa mutluluğunuz, ruhunuz acı içinde kıvranıyorsa, meslek değiştirirken rehberlik isteyebilirsiniz.

Yaradan mekanizma, kendi ruhunun mutluluğu için adım atmış varlıkları, yardımsız bırakmaz. İşe her gün acı çekerek gidiyorsanız, seçeneklerinizi düşünmenin tam vaktidir.

İşini değiştiremeyeceğini düşündüğü için (sigorta, iyi maaş gibi sebeplerle) hastalanan arkadaşlarım ve çok yakın akrabalarım var çevremde. Yakınlarımdan biri parasını kaybetme korkusuyla, sürekli bilmediği işlere girişti ve yirmi yıllık birikimini batırdı. Bir arkadaşım o kadar mutsuzdu ki işinde, ciddi bir hastalığa yakalandı. Sadece bir işim olsun diye çalışmak, ruha yapılan büyük bir saygısızlıktır.

İşini severek yapan insanlara dikkatli bakın, gözlerinde müthiş bir parıltı ve haz göreceksiniz. O memnuniyet dünyaya büyük bir katkıdır. İşini severek yapan bir kişi, on  kişinin enerjisini taşır, herkese ve her şeye yetmek ister. İnsanları sever, onlarla kalpten bir bağ kurar . İşini severek yapan bir kişi sevilir de aynı zamanda, çünkü onun gibi birine nadiren rastlarsınız.

Öyle birini tanıyorum. Bir temizlik görevlisi, özel bir kurumda çalışıyor.  Oraya seslendirme yapmaya her gittiğimde karşılaşıyoruz. Önce gülümsüyoruz birbirimize, sohbet ediyoruz sonra. Benim için o kadın, dünyayı temizliyor.

 Ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız önemli olan. İşini yaparken nasıl bir enerji yayıyorsun?

Suratın asık mı? Sana nasıl davranılmasını istiyorsan öyle davranıyor musun insanlara?

Bu soruların cevabı, statüden çok daha önemli fikrimce. Mutlu olmak istiyorsak, başkalarının mutluluğunu da düşünmeliyiz. Hükmetmek, ilgisizlik, baştan savma tutumlar, azarlama, işini sevmeden yapanların düştüğü büyük tuzaklar. Eve gidip vicdan azabı çeken ruhlar, aslında kendilerine iyi davranmayı beceremedikleri için, başkalarına da kötü davranıyorlar.

Mesleğimiz bizi Yaradana bağlayan bir köprüdür. Karşı kıyıya geçebilenler, mesleğini severek yapanlardır. Gece başını yastığa rahat koyanlardır. Onlar bilirler, her varlık birbirine hizmet eder dünya denen okulda. İnsanın insanı memnun etmesi, büyük bir doyumdur, hiç bir şeyle kıyaslanamaz.

İşini severek yapan, o güzel insanlara selam olsun. Dünya daha iyi bir yer oluyor sayenizde.

NAZLI AKIN




27 Ekim 2012 Cumartesi

Uyanış

Ne çok sevinmişlerdi doğduğunda. Annenin gözleri yaşla dolmuştu, kalbi ışıldamıştı bir bebeği olduğu için.  İpek yanakların öpüldü, sırma saçların okşandı.

Zamanla büyümek fiili aldı götürdü uzaklara çocukluğunu. Koca kadın, koca adam oldun. Kimse saçını okşamaz oldu. Sorumlulukların arttı. Soruların çoğaldı varoluşa dair.

 "Neden doğdum? Ben kimim? Ölümden sonra ne var?"  

Cevapları derin derin düşündün. Sorular da kayboldun bazen.

Nasıl teselli bulur kaybolmuş bir ruh?  Nasıl hatırlar kim olduğunu? 

Dünyada yolunu kaybetmiş ne çok varlık  var kim bilir? 

Koyu karanlık her zaman arayışla buluşur. Yol arayan yol bulur, yeter ki istesin. 

Her deneyim ruhu bir üst basamağa taşır, geleni kucaklarsan eğer. 

Olana sürekli itiraz etmekle geçer ömrümüz. Oysa yaşarken teslim olmak, yeniye yer açmaktır. 

Yaşarken teslim olmak, egoyu ayak altından çekip, üstümüzdeki ışıktan elin dokunuşunu hissetmektir.

Her zaman bir şeyler olur, biri sizi incitir, maddi kayıplara uğrarsınız, hastalanırsınız, boşanırsınız. 

Her zaman sizi geliştirmek için bir şeyler olur. Koca egomuz bize tersini söylese de, olanlar onun biraz daha küçülmesi içindir sadece.

Ego törpülendikçe, öz parlar. Öz parladıkça, insanlar size çekilir, yanınızda olmak ister, yaydığınız ışığı depolamak ister. İnsanların sizi sevgiyle anması, varlığınız için bir dua gibidir.  

Hakikatin sesi, egonun sesi tarafından sabote edildiğinde, özünüz bunu bilir. Özünüze güvenin.  

Kalbiniz, hakikatin sesiyle yıkandığında, dingin olursunuz. Egonuz o sese dayanamaz, çekilir gider ortalıktan.

Derin uykulardan uyanmak, birbirimizi de uyandırmak bu devrede önemli bir vazife.


NAZLI AKIN


24 Ekim 2012 Çarşamba

KİM OLDUĞUNU HATIRLA

Ne zaman unuttuk özümüzden sızan ışığı? Kendimizi maddeyle tanımlamaya, bedenin ihtiyaçlarını esas ihtiyaçlarımız saymaya, nasıl oldu da razı olduk. Kendini arabasıyla, eviyle, işiyle özdeşleştiren insan, ruhunu yok sayarken, o çırpınır durur hatırlatmak için bize kendini.

Bir kuş gösterir bize, bir ağaca dikkatimizi çeker, kuşun tüyü, ağacın yaprağı işaret olur düşer önümüze görmeyiz. Birini yollar, yanından geçeriz, tanımayız.

Gece bir rüya görürüz, çok tesirlidir, hatırlamak isteriz, öyle çok yemişizdir ki bir önceki akşam istesek de alamayız rüyadaki rahmeti.

Bir kitaba çekiliriz, satın alırız, okumayı unuturuz.

Yaşam ıskalayıp geçtiğimiz anlarla doludur. 

Hatırlamak da tıpkı farkındalık gibi güçlü bir pusuladır. Gücümüzü hatırlamak, bizi daima vicdanlı, hoş görülü ve sabırlı kılar. Yaşamda engel gibi görünen her şey, kim olduğumuzu unutuşumuzla ilgilidir. Kendimizi sevmeden,  başkalarına şefkat hissetmek mümkün değildir.  Diğerlerine şefkat hissetmek ancak kim olduğunu hatırlamakla mümkündür.


Ruhuna sahip çık dost!

Öteki sandığın, sensin.

Kapın açık olsun herkese

İçeri almadığın, sensin.

Kalbini sakın kapatma,

Küsme, kırılma.

İncindim diyen sen değilsin.

Sen eşsiz bir inci tanesi

Kahkaha ve neşesin.

Sen uğruna dünyalar yaratılan

Öyle kıymetli, öyle sevilensin.

NAZLI AKIN



23 Ekim 2012 Salı

BOLLUK BEREKET ÜZERİNE

Babanızla aranız nasıl?

İki hafta önce, bir çalışmaya katıldım. Konu bolluk ve bereket yaratmaktı. Bize sorulan ilk soru bu oldu. On kadından sadece biri babasıyla çok iyi ilişkisi olduğunu söyledi. Geriye kalan dokuz kadın, ben de dahil , babası ile ilgili sıkıntılar yaşamış ya da yıllardır spiritüel çalışmalarının içine babayı da almıştı.

Öncelikle bu konu üzerinde farkındalığınızı çoğaltmayı öneriyorum, işe yarıyor. Babayla ilgili tuttuğunuz ne varsa, bırakın. Babanıza olan duygularınızı ortaya çıkarmak ve serbest bırakmak çok faydalı oluyor. Bazen mucizevi bir biçimde siz negatif duyguları temizlediğiniz de, o kişi  size başka türlü davranmaya başlıyor. Siz değiştiğiniz zaman babanız da değişebilir. Duyguları içinizde sıkıştırıp biriktirmek yerine ortaya çıkmasına izin verin. Konuşamıyorsanız yazın. Yazdıklarınız negatif duygular içeriyorsa yazdıktan sonra yakın ve rahatlayın.

(Babanızın iş ve para ile ilgili düşünceleri de dahil. Eğer babanız ve anneniz paranın zahmetli kazanıldığını düşünüyorsa, siz de buna inandınız, inancı salın, serbest bırakın ya da yazın ve yakın...)

Onaylama cümleleri işe yarıyor:

Bolluk hepimiz içindir.
Bolluk her an, herkes için mevcuttur.
Parayı hayatıma kabul ediyorum.
Tutku duyduğum işi yapıyorum, sevgiyle yaptığım bu iş bana bereket olarak geri dönüyor.
Parayı seviyorum.
Parayı kabul ediyorum.
Cüzdanım her zaman bolluk akışından nasibini alır.
Para, paylaştıkça çoğalır.



İçine doğduğunuz ailedeki herkesi sevin, zor olduğunu düşünen egomuz. Kabul ediyorum bazen birini sevmek diğerini sevmekten daha zor geliyor insana. Ben böyle durumlarda, içimdeki o kişiyi arıyorum, mutlaka bulursunuz dürüstseniz eğer. "Ben de biraz oyum aslında", bu kabul oluşunca sevgi, anlayış ya da pozitif bir duygu hemen gelir bulur sizi. Empati yerini şefkate bırakır, siz bile şaşırırsınız. Bana çok oldu. Allah'ım, neden sevemiyorum şu kulunu oysa ben de biraz o değil miyim dediğim her seferinde, kalbimde bir pencere açılır kabule bakan.

Kabul, şefkatli elin size dokunmasıdır ve şefkat ondan size aktarılır.

Kalbinize aldığınız sevgi kadar belki de cebinize giren para. Kalbimizde sevgiye daha çok yer açtıkça, cüzdanımız da bereketlenir; sevgi çok bereketli bir tarladır çünkü.

NAZLI AKIN

20 Ekim 2012 Cumartesi

AŞK DİLE GELİR

Unutursam adını bir an, kalbimin gözü kapansın.

Aşkın yakmaz da ruhumu, kapılırsam senden gayrısına

Mümkün olmasın kavuşmam, izin verme.


Yine kapına geldim, al diye içeri...


Seni görmediğim tek bir yer yoktur

Seni görmediğim tek bir yüz yoktur


Unutursam adını bir an, görmezsem baktığım her şeyde seni

İzin ver hatırlamama, çekme üzerimden ışıktan elini.

NAZLI AKIN


17 Ekim 2012 Çarşamba

KARAR VERME ZAMANI

Yaşamınızda en çok usandığınız şeyi düşünün şimdi. Karar verme zamanı gelip geçti değil mi?

Farkındalık, güçlü bir pusuladır, gideceğiniz tarafı işaret eder durur; dinlemezsek yollarda savruluruz. Kaybımız içsel mutluluğumuz olacaktır.


İnsan hayatı bırakılamayan onlarca şeyle yüklüdür.:

"Sigara, uyuşturucu, alkol, kimyasallar, sağlıksız gıdalar, negatif düşünce, negatif cümleler, bitmiş bir ilişkiye sımsıkı tutunmak, sevmediğiniz bir işte çalışmak, şikayet etmek, tembellik..."

Liste uzar gider, ruhu zehirleyen bedeni zehirler, bedeni zehirleyen ruhu zehirler.

Durum böyleyken biz ne yaparız? Kendimizi zehirlemeye devam ederiz çoğunlukla. Sonra hastalıklar, depresyon, tatminsizlik, dertler, sıkıntılar geldiğinde "Allah'ım bu neden benim başıma geldi?"diye hayıflanır dururuz.

Bazen de bırakırız. Çekiliriz aradan. İlahi rehberlik girer devreye. İyileşiriz, ışıkla dolarız. Yaradan'ın eli üstümüzdedir. Tüm sıkıntıdan özgürleşiriz. O ışıkla dolduğumuzda, bir başka bakarız olaylara, insanlara.

Karar vermek, yola devam etmemizi sağlar. İlerlemek önemlidir. Zamanı iyi kullandığımızda, ömrümüze güzellikleri çekeriz.

Eylemsizliğin insanlığı kara bir bulut gibi kuşattığı zamanlardayız. Kimse kıpırdamak, yaşamını düzeltmek istemiyor. Ayağa kalkmalıyız, birbirimize sevgiyle rehberlik edip, o Tanrısal gücü ortaya çıkarmalıyız.

İnsanın insana el uzatması büyük manevi moral. Herkesin kendisi için yaşadığı bu dünyada, biz birbirimiz için yaşayalım. Daima hatırlatalım, bıkmadan usanmadan söyleyelim:

"Yaradanın gücü içinde saklı, değiştiremeyeceğin hiçbir koşul yok."


NAZLI AKIN


16 Ekim 2012 Salı

EVİMİN NEŞESİ





Köpeğim !  Eşsiz  sevgilim ! Ruhumu aydınlatan güneşim !


İyi ki  geldin , evimin  neşesi , tüylü bohçam , içinden sevgi çıkan …


Onca ışığı nereden  getirdin ?


Doğdun , bebektin , ne az sevildin sokaklarda .


Aç kaldın , üşüdün, zorluklar çektin , ne kolay affettin .


Köpeğim ! 

Kalbini sevdiğim ! 

Hoş geldin ! 

Evim artık evin ….

 

NAZLİ AKIN




AĞAÇ DİLE GELDİ

Şehirde ormanı duymak zordur. Duyanlar vardır elbet ama sayıları çok azdır. İnsanların gürültüsü, bütün güzel sesleri örter.

Bir çocuk oldum sordum:

"İnsanlar ormanları neden yakıyor?"

"İnsanlar bütün kötü şeyleri korktukları için yaparlar. Sevginin yerini korku aldığı için. Sevdiğiniz zaman ağaçları yakamazsınız, hiçbir canlıya zarar veremezsiniz."

Bir çocuk oldum, sordum:

"İnsanlar sana neden sarılmıyor? Ben sana sarılınca dünya daha güzel bir yer oluyor sanki. Bedenim şifa buluyor, ışıkla doluyorum."

"Ruhumuzu görenler , senin gibi hasret giderir bizimle. Özleriz biz , kardeş biliriz sizi. Aramızda muhteşem bir bağ var insanlarla, hisseden kalpler kucaklar bizi."

Bir çocuk oldum, sordum:

"Çok kırgın mısınız  koca dünyayı bizim sanırız diye?"

"Biz sadece severiz, gerisini bilmeyiz."

NAZLI AKIN
Resim yazısı ekle







 
 

15 Ekim 2012 Pazartesi

ALMAK - VERMEK ÜZERİNE

Bize hep vermenin öneminden söz ettiler ama alma ve verme dengesinin değerini anlatmadılar. Oysa herkese ihtiyacı kadar vermiştir Yaradan, ruhunun ihtiyacı kadar.

Peki siz ne yaparsınız biri sizden bir şey istediğinde? Hayır diyemeyenlerden misiniz? Verdiğiniz her ne ise,  bunun o varlığın hayrına olup olmadığı önemli bir meseledir. 

Geçenlerde, arkadaşımla bir yerde kahve içerken yanımıza yaşlı bir teyze geldi. Önce verdiğimiz bozuk paraları cebine koydu sonra bizden ilaç almak için daha fazla para istedi. Ben de safça , "hadi ver reçeteyi gidip alalım ilaçları" dedim. Bozguna uğradı, gözlerindeki mutsuzluğu ve utancı görmeliydiniz. Bilmeden ve istemeden oyunu bozmuştum. Bir şeyler söyledi sonra hemen uzaklaştı yanımızdan . Biz de şaşkına döndük, çünkü inanmıştık teyzeye. Şüphesiz veremediğimiz o para teyzenin hayrınadır, çünkü izin vermedi ilahi rehberlik daha fazlasını almasına.

Almak da vermek kadar önemli bir mesele, biz bazen gökten yağan yardımı bile istemediğimiz için kabul edemiyoruz. Güzel sözleri kalpten almıyoruz, bolluk bereketi hak etmediğimizi düşünüp elimizin tersiyle itiyoruz, değersiz olduğumuzu düşünüp sevgiyi uzak tutuyoruz kendimizden.

Kendimize hak ettiğimiz değeri verme günü olsun bugün. Biz dengede kalalım, her şeyin hayırlısını dileyelim. Almanın hayırlısını, vermenin hayırlısını ...

NAZLI AKIN