30 Eylül 2012 Pazar

USTA ÇIRAK

Bu ateşleri ben yaktım usta
Kibriti çaktım, yüzüne vurunca ışık
Ateşe sevdalandım

Öğrendiklerimi ateşe attım usta

Şu karşıdaki dağa seni sordum
Beni gösterdi dağ, sonra kalbimin içini
Balçıkta açan lotus çiçekleri

Su durur mu yatağında
Ruh sığar mı kalıba
Bu özlem, yuvaya...

NAZLI AKIN

29 Eylül 2012 Cumartesi

YAĞMUR

Yağmur aşk kokar gecenin koynundan çıkınca
Kokusu sürükler uzaklara, direnemezsin

Geçmişten bir perde oynanır gökte,
İçin sevdayla dolar...

Yağmur aşk kokar, götürür büyüsüyle,
Nereye diyemezsin...

NAZLI AKIN

PERİLERDEN SİHİRLİ MESAJLAR

Çok sevdiğim bir kart destesi var: "PERİLERDEN SİHİRLİ MESAJLAR."

Az önce bu yazıyı okumakta olan herkes için bir kart çektim.

"HER ŞEY YOLUNDA"

Kartın yorumu kısaca şöyle:

Sonucundan endişe ettiğiniz bir durumun mükemmel bir şekilde hallolduğunu göstermek için periler size bu mesajı yolladı. Kendinize ve ruhunuza iyi gelecek bir şeyler yapın; yorgun zihninizi boşaltın, yüreğinizi hafifletin.

Pozitif düşünmek bazen zor olsa da yapabildiğiniz zaman  ruhunuza iyi gelir. Ruhunuza iyi gelen bedeninize de iyi gelir .

Ne muhteşem bir gün değil mi?

Gökyüzü ışıl ışıl, güneş sevecen, doğa tüm güzelliğiyle bizi bağrına basıyor bir anne gibi...

Her şey yolunda.  

Her şey tam da olması gerektiği gibi...

NAZLI AKIN

27 Eylül 2012 Perşembe

BEKLEME SAKIN


Bazen yaşam seni askıya alır, beklersin...

Hayallerinin işini beklersin.

Beyaz atlı prensini ya da prensesini beklersin.

Sofrayı hazırlar kocanı beklersin.

Seni terk eden sevgilinin geri dönmesini beklersin. 

Kilo vermeyi, güzelleşmeyi beklersin. 

Piyangonun sana vurmasını beklersin. 
Bekleme sakın!  Öylece durma!  

Yaşamla ak...

Dışarıda güneş mi var; at kendini sokağa. Bir iki çocuk sev, ceplerine şeker koy.

Hava yağmurlu mu; kokusuyla sarhoş eden kahveni demle, iki arkadaşını çağır, paylaş çekirdeğin muazzam lezzetini, sohbetle yudumla...

Cebinde paran mı yok? Olsun; paylaşacak neyin var? 

Bir avuç fındık, çantandaki bozuk paralar, hiç kullanmadığın eşyaların... Bul çıkar ne varsa, hediye et, yer açılsın berekete...
Bekleme sakın oturup öylece.

Hayal kur! Sev! Dua et!

Sakın bekleme oturup öylece.

NAZLI AKIN



26 Eylül 2012 Çarşamba

DOKUZ


Bir orman burası
Ne çok çiçek, ne çok ağaç
Rengârenk, ışıl ışıl
Kahkaha da var, gözyaşı da

Bir sır burası
Ne çok kapı, ne çok perde
Anahtarlar ve tutacak eller
Gören de var gözeten de

Aslında kavuşanlar hep burada kavuştular
Çatı da var tuğla da…

Zilini çaldık, içeri aldılar
Gel dediler Gel
Gör dediler gör
Dön dediler dön

Geldim, gördüm, döndüm

Bir bakış verdiler içime nakşettiler
Bir söz verdiler, dilime nakşettiler
Tünele yürüttüler, özünü bul dediler

Sunan da varan da olan da
Sunan da varan da olan da
Su dokuzda dokuz suda

Dokun suya dokunan da
Vurulan da vurunca da
Dokuz da kal dokununca…
NAZLI AKIN

KIMILDA ÇOCUK


Ahengi bul uyumsuzlukta

Rüyayı bul ayakta

Ruhunu bul dünyada



İçine doğunca uyum

Evreni kucakla aşkla


Hiç aşksız döner mi dünya?


Kımılda çocuk kımılda

Ninniyi de duysan uyuma oyna


Kımılda çocuk kımılda

Sana kalacak ışık oluca dünya...

NAZLI AKIN


Doğmamış Kızıma Mektup



Beni çağıran yeni bir ruhun sesi mi?
Duyulmaz olan seslerimin çokluğunda
"Söz vermiştin" diyen, "Tutamadın".
"Kızın olacaktım, kucağına doğacaktım".

Söz vermiştim tutamadım.
Kızım olacaktın, kucağıma doğacaktın.

Seni bir cümleden, seni bin geceden
Seni sonsuzluktan doğursam
Hiç isim koymadan...
Seni karnımda taşımadan.
Seni rahme düşmeden.
Seni koşulsuz doğursam.
Görünmeden, dile gelmeden,
Kucaklara düşmeden.
Seni sessizlikten doğursam.
Çocukluğumu çocukluğuna katmadan.
Günahlarımı yoluna koymadan.
Seni olduğun yerden doğursam
Sana olduğun yerden dokunsam.
Minik elin, küçük bedenin olmadan.
İhaneti hiç yaşamadan.
Seni hep içimden taşırsam.
Gözlerin yaşla dolmadan.
Ruhun karanlığı tatmadan.
Seni ışıktan doğursam.
Işık olsan, gönlümden doğan.
Baktığı yeri aydınlatan.
Ben sen olsam, sen ben olsan…
NAZLI AKIN

KÖPEĞİN SAFLIĞI

Eve bir köpek gelir, kalbine dokunur. Sen eski sen değilsindir artık; için koşulsuz sevgiyle, ruhun neşeyle dolar.

Ona her baktığında karanlığın şifa bulur. Köpeğin saflığı, seni ana bağlar , tüm zenginlik şimdide saklıdır...

NAZLI AKIN.

"KUANTUM TANRILAR"


                            

Ruha götüren yollar sonsuzdur. “Kuantum Tanrılar” büyük resmi daha net görmemiz adına varlığımızdan saçılmış yapboz parçalarını bir araya getiriyor. Kitapta en çok sözü geçen kelimelerden biri  “aydınlanma” ; yazar kendi aydınlanma deneyimini paylaşarak anlayışını okuyucuya aktarıyor.

“Ben kimim”,  “Diğeri kimdir”, “Hayat nedir” gibi sorularla insanı kendi varlığının derinlerine inmeye zorluyor. Hakikate ulaşmak için, tüm inançlarımızı feda etmeden yola çıkamayacağımızı vurguluyor.

Yol haritası olarak “Kabala”  “İncil” , “Sembolizm” , “Astroloji” ve “Kuantum Fiziği” incelemeye değer bulan yazar, birçok değerli bilgiyi okuyucuyla paylaşıyor. Meraklısı için özellikle kitabın ilk kısmı okunmaya değer. Kitabın ikinci kısmında yazar ısrarla “öğrendiğiniz her şeyi bırakmadan aydınlanma yolculuğuna çıkamazsınız” diyor.

Küçücük bir şeyi bile feda etmeye zorlandığımız devre sonunda, insanın öğrendiklerini ve zihinsel kalıplarını terk edebilmesi çok kolay değil. Tasavvufta da sıkça sözü edilen ego terbiyesi, aydınlanma çalışmasının ilk etabını oluşturuyor. Az yemek ve az uykuyla bir usta eşliğinde gerçekleşen aydınlanma çalışması, yazarın samimi anlatımıyla okuyucuyu içine alıyor.

Ben okurken “Hakiki doğam nedir?” sorusunu kendime sıkça sordum.  Apartman dairelerine sıkışmış kendini tekrar eden kalıp yaşantılarımız, bazı soruları sormayı gerekli kılıyor.

Varlığımızı maddeden sıyırıp, ruhumuzun rengârenk bahçesine girdiğimizde, orada muhteşem bir dans başlatabiliriz. Herkesin kendi orijinal dansını edebilmesi için, kişinin samimi ve dürüst bir biçimde yaşamını gözden geçirmesi ilk koşul.

Kitap en derininize inip, varlığınızın hep merak ettiği soruları sormanıza yol açıyor. Ben özellikle “Yoğunlaştırılmış Aydınlanma” kısmını okumaktan çok keyif aldım, birçok cümlenin altını çizdim ve dönüp tekrar okudum. Eğer fiziksel  bedeninizle yaşamak size yetmiyorsa, varlığınıza bir anlam arıyorsanız ve ruha dair sorularınız varsa; bu kitap hoşunuza gidebilir.

NAZLI AKIN

( Kitabın çevirisi, değerli dostum Özge Esirgen tarafından yapılmıştır.)

HATIRLANAN


Hatırlıyorum sessizliğin sesini
Birbirimize bakarken biz, dört kişiydik
Korkmadan ama yaklaşanı bilerek
Dört cesur savaşçı, atın üstünde
Kılıçlarımızla yemin ettik yarınları kurtarmaya

Birimiz esmerdi gürdü saçları
Gözleri zeytin siyahı, elleri biricik
Sesi eşsizdi, su gibiydi gülüşü
O rüzgarın kızıydı 
O fırtınanın sırrıydı

Denize bakardı yeşil gözleri, ateş gibiydi diğeri
Her daim sıcaktı, sarı saçları orman kokardı
Ağaçlar selamlardı duruşunu, hedef aldı mı vururdu güzelliği
İstemediğine görünmezdi

Yeni açmıştı dağ çiçeği, yaşı onbeşti
Hep uzaklara baktı gözleri, o yarını bilen kahindi
Bildikleriyle övünmedi alkışı sevmedi
Sadece bildi, bildikçe sevilmedi

Sonuncu olan, onları doğurandı
Kanlarına cesareti aşılayan da, kılıçlarını ellerine yakıştıran da oydu
Yollarda olmayı, dava uğruna savaşmayı ve bir kadından çok erkek olmayı
ANA öğretti üçüne


Rüzgarın kızı CEYMA, dünya güzeli ŞHANTİ, kahin IŞIKGÖZ ve ANA
Yollara koyuldular cesaretlerini sırtlanıp
Yeni doğacak bir can için

Bir zalim baba yemin etti oğlunu öldürmeye, doğmadan daha
Karanlığın krallığında, siyah bir tahtta

RUHU KARA RUHU KARA RUHU KARA
Sakın adını üç kez anma

IŞIKGÖZ görünce gelecek felaketleri, karar verildi
Güneşin oğlu, geleceğin ümidi
Beklenen bebeği RUHU KARAYA veremezlerdi
Ama babasının elinden oğlunu almak bir çetin işti
Ancak bu onlar için vazifeydi

Beyaz Vadiye doğru yol aldılar 
Atları şahlandı bilerek gittikleri yeri
 
Kahin daha doğmadan görmüştü bebeği
Öyle aydınlıktı ki kalbi, onu kurtarmaya söz verdi
Bebek ona gösterdi geleceği
Yaklaşan bir altın çağ, ışıktan insanlar ve ölümsüzlük

Gelecek ölmeye değmez miydi?

BİR BABA, TAHTI UĞRUNA NELER YAPABİLİR OĞLUNA
GELECEK GÖRÜNÜR OLDUĞUNDA

Ruhu Kara bir yıl önce Işık gözü huzuruna çağırdığında
Ne çok seviniyordu Tuana'nın iki canına...

Kahin, bu bebek ışıktan gelendir dedi dokunduğunu iyileştirendir

Küçük yaşta büyüyendir on yaşında tahta oturandır 

Sen daha yaşarken ruhu kara, seni tahtından indirendir  dedi

Bu bebek ,halkının göz bebeğidir bolluk berekettir

Bu bebek Mesih bilincini getirendir dedi

Bu bebekten sonra bütün bebekler başka olacak dedi ışık göz

Onlar ölüm nedir bilmeyecekler

Hastalığı hiç görmeyecekler

O insanlığın ümididir, koşulsuz sevendir.

Sözlerini bitirince Kahin, Ruhu Kara kapkara kesildi

O on yaşındayken dedi ben daha kırkımda bile olmayacağım

Ben hayattayken dedi tahtımı oğluma mı bırakacağım.

Tuana ne çok  ağladı henüz doğmamış oğluna

Fark etti de öfkesini kara ruhun gücüm yetmez dedi Kahine.

"Git Ana'ya anlat gördüklerini 

Senin anan sevgi ve şefkattir, isteyene yardım elidir"

Tuana ağlarken iki canına, affet onu dedi Yaradana, al ruhundan karanlığı

bağışlasın oğlumun canını

TUANA GÖKLERİN KIZI! RUHU KARAYA SEVDALANDI

Gücünden korktu da, teslim etmedi yine de sevdasını

Ama şimdi yüzünü göğe döndü, al içimden aşkını dedi

Koru oğlumu oğlumu, koru! Esirgeme yüzünü bizden esirgeme gücünü dünyadan...

Öte yanda ANA koyuldu hazırlığa. O minicik bebeği dedi o neden indiğini bileni

Babasının vicdanına bırakmayacağız, kör olmuş onun merhametinin gözleri

Gördüklerimi görüyor musun Kahin, Yaradanın sonsuz seçeneklerini


CEYMA! Rüzgarı çağır yardıma.Öyle bir fırtına çıksın ki sarayda göz gözü görmez olsun

ŞHANTİ! Sadece Tuana'ya göster kendini. 

Bebek doğar doğmaz bu gece, anasının izniyle

Kaçıracağız  onu,  yaşatmak için  insanoğluna yarınları…

NAZLI AKIN




Beyaz İnci


                                              
Çocuktuk az önce...

Okula gitmeden 
Sevdaya düşmeden kısa bir süre önce
Neredeyse şimdide

Saf neşeydik az önce

Oyun oynarken
Sokak sokak gezerken
Birbirimizi öperken
Kısa bir süre önce 
Neredeyse şimdide

Aslında zarafettik az önce 
Düşlerimizde, fikirlerimizde bile
Bilirdik oyunun oyun olduğunu sadece

Sevgiyle boyardık duvarları rengarenk
Sevgiyle çalardık kapıların zillerini
Sevgiyle çağırdık birbirimizi
Ve gülüşümüz beyaz inci

Ne yaptıysak sevgiyle yaptık
Kısa bir süre önce , neredeyse şimdide

NAZLI AKIN

TEŞEKKÜRE GÖTÜREN BİR YOL


Eve köpeğim Tango geldiğinden beri çok şey değişti hayatımda. Gelişinin hikayesi de kendisi kadar tatlıdır .

Rüyamda, beyazlar giymiş bir derviş bana köpeğim tangoya benzer bir köpek verdi, yemyeşil bir vadide koştuk, oyunlar oynadık. Derviş, köpeğin benimle kalabileceğini söyledi. Öyle güzel zaman geçirdik ki hiç uyanmak istemedim.

Sabah kalktığımda rüyamı Hakan’ a anlattım , köpeği detaylı bir şekilde tarif ettim . Birkaç gün sonra  Hakan facebook’da bir köpek fotoğrafı gösterdi bana , rüyamdaki köpeğin aynıydı ve sahiplenilmeyi bekliyordu .

Eve ilk geldiği günü hiç unutamam, yıllardır bizimle yaşıyormuş ya da yıllar sonra kavuşmuşuz gibi neşeliydi. Yaklaşık dört yıldır bizimle; eve yaydığı sevgi bizi öylesine kendine bağladı ki, koca şehrin yarattığı stresle eskiden nasıl başa çıkıyormuşuz bilmiyorum .

Bir çocuk gibi onunla sokaklarda oynamak , doğada vakit geçirmek için beraber yürüyüş yapmak müthiş faydalarından.

İmkanınız varsa bugün bir hayvan edinin ama sokaktan alın ne olur; onların bize daha çok ihtiyacı var. Bizler için buradalar, güçlü yaşam sevinçleriyle insana iyi gelmek de onların vazifesi .

Ben Tango’ya her baktığımda Yaradanı hatırlıyorum, içimden bir teşekkür kalkıyor.

Sahip olduğum ve olamadığım  her şey için çok teşekkür ediyorum …

NAZLI AKIN

Öyle Sevmişsin


En çok seni sevmişim ben
Dünyaya elini tutmak için gelmişim.
Kadife dokunuşun, pamuk öpüşün
Seni bulmuşum, sana öykünmüşüm

Dün anladım, kalbimde yerin derin.

Büyülenmişim, öyle sevmişsin
Bir dediğimi iki etmemiş, kadınım demişsin.
Beni solumuş, beni içmişsin

Bağlanışım ruhuna, burada değil sadece
İki dünyada adını söylemişim
Seni tutturmuş, seni istemişim

Dün anladım, en çok beni sevmişsin
Benimle kavrulmuş, huzur bulmuşsun

Göğsünde saklı, her derdimin ilacı
Sesinde saklı, neşemin şartı
Seni bulmasam, koca dünyada yitmişim
Seni bulmasam, ne sevmişim, ne sevilmişim

NAZLI AKIN