31 Ekim 2012 Çarşamba

İŞİNİ SEVEREK YAPAN İNSAN

İşini severek yapan o şanslı insanlardan mısınız ? Yoksa meslek denen mutsuzluk denizinde, çaresizce kulaç mı atıyorsunuz? Eğer işinizi sevmiyorsanız, bunun ciddi bir sorun olduğunu kabul etmenin zamanı geldi. Cebinize giren para kadarsa mutluluğunuz, ruhunuz acı içinde kıvranıyorsa, meslek değiştirirken rehberlik isteyebilirsiniz.

Yaradan mekanizma, kendi ruhunun mutluluğu için adım atmış varlıkları, yardımsız bırakmaz. İşe her gün acı çekerek gidiyorsanız, seçeneklerinizi düşünmenin tam vaktidir.

İşini değiştiremeyeceğini düşündüğü için (sigorta, iyi maaş gibi sebeplerle) hastalanan arkadaşlarım ve çok yakın akrabalarım var çevremde. Yakınlarımdan biri parasını kaybetme korkusuyla, sürekli bilmediği işlere girişti ve yirmi yıllık birikimini batırdı. Bir arkadaşım o kadar mutsuzdu ki işinde, ciddi bir hastalığa yakalandı. Sadece bir işim olsun diye çalışmak, ruha yapılan büyük bir saygısızlıktır.

İşini severek yapan insanlara dikkatli bakın, gözlerinde müthiş bir parıltı ve haz göreceksiniz. O memnuniyet dünyaya büyük bir katkıdır. İşini severek yapan bir kişi, on  kişinin enerjisini taşır, herkese ve her şeye yetmek ister. İnsanları sever, onlarla kalpten bir bağ kurar . İşini severek yapan bir kişi sevilir de aynı zamanda, çünkü onun gibi birine nadiren rastlarsınız.

Öyle birini tanıyorum. Bir temizlik görevlisi, özel bir kurumda çalışıyor.  Oraya seslendirme yapmaya her gittiğimde karşılaşıyoruz. Önce gülümsüyoruz birbirimize, sohbet ediyoruz sonra. Benim için o kadın, dünyayı temizliyor.

 Ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız önemli olan. İşini yaparken nasıl bir enerji yayıyorsun?

Suratın asık mı? Sana nasıl davranılmasını istiyorsan öyle davranıyor musun insanlara?

Bu soruların cevabı, statüden çok daha önemli fikrimce. Mutlu olmak istiyorsak, başkalarının mutluluğunu da düşünmeliyiz. Hükmetmek, ilgisizlik, baştan savma tutumlar, azarlama, işini sevmeden yapanların düştüğü büyük tuzaklar. Eve gidip vicdan azabı çeken ruhlar, aslında kendilerine iyi davranmayı beceremedikleri için, başkalarına da kötü davranıyorlar.

Mesleğimiz bizi Yaradana bağlayan bir köprüdür. Karşı kıyıya geçebilenler, mesleğini severek yapanlardır. Gece başını yastığa rahat koyanlardır. Onlar bilirler, her varlık birbirine hizmet eder dünya denen okulda. İnsanın insanı memnun etmesi, büyük bir doyumdur, hiç bir şeyle kıyaslanamaz.

İşini severek yapan, o güzel insanlara selam olsun. Dünya daha iyi bir yer oluyor sayenizde.

NAZLI AKIN




27 Ekim 2012 Cumartesi

Uyanış

Ne çok sevinmişlerdi doğduğunda. Annenin gözleri yaşla dolmuştu, kalbi ışıldamıştı bir bebeği olduğu için.  İpek yanakların öpüldü, sırma saçların okşandı.

Zamanla büyümek fiili aldı götürdü uzaklara çocukluğunu. Koca kadın, koca adam oldun. Kimse saçını okşamaz oldu. Sorumlulukların arttı. Soruların çoğaldı varoluşa dair.

 "Neden doğdum? Ben kimim? Ölümden sonra ne var?"  

Cevapları derin derin düşündün. Sorular da kayboldun bazen.

Nasıl teselli bulur kaybolmuş bir ruh?  Nasıl hatırlar kim olduğunu? 

Dünyada yolunu kaybetmiş ne çok varlık  var kim bilir? 

Koyu karanlık her zaman arayışla buluşur. Yol arayan yol bulur, yeter ki istesin. 

Her deneyim ruhu bir üst basamağa taşır, geleni kucaklarsan eğer. 

Olana sürekli itiraz etmekle geçer ömrümüz. Oysa yaşarken teslim olmak, yeniye yer açmaktır. 

Yaşarken teslim olmak, egoyu ayak altından çekip, üstümüzdeki ışıktan elin dokunuşunu hissetmektir.

Her zaman bir şeyler olur, biri sizi incitir, maddi kayıplara uğrarsınız, hastalanırsınız, boşanırsınız. 

Her zaman sizi geliştirmek için bir şeyler olur. Koca egomuz bize tersini söylese de, olanlar onun biraz daha küçülmesi içindir sadece.

Ego törpülendikçe, öz parlar. Öz parladıkça, insanlar size çekilir, yanınızda olmak ister, yaydığınız ışığı depolamak ister. İnsanların sizi sevgiyle anması, varlığınız için bir dua gibidir.  

Hakikatin sesi, egonun sesi tarafından sabote edildiğinde, özünüz bunu bilir. Özünüze güvenin.  

Kalbiniz, hakikatin sesiyle yıkandığında, dingin olursunuz. Egonuz o sese dayanamaz, çekilir gider ortalıktan.

Derin uykulardan uyanmak, birbirimizi de uyandırmak bu devrede önemli bir vazife.


NAZLI AKIN


24 Ekim 2012 Çarşamba

KİM OLDUĞUNU HATIRLA

Ne zaman unuttuk özümüzden sızan ışığı? Kendimizi maddeyle tanımlamaya, bedenin ihtiyaçlarını esas ihtiyaçlarımız saymaya, nasıl oldu da razı olduk. Kendini arabasıyla, eviyle, işiyle özdeşleştiren insan, ruhunu yok sayarken, o çırpınır durur hatırlatmak için bize kendini.

Bir kuş gösterir bize, bir ağaca dikkatimizi çeker, kuşun tüyü, ağacın yaprağı işaret olur düşer önümüze görmeyiz. Birini yollar, yanından geçeriz, tanımayız.

Gece bir rüya görürüz, çok tesirlidir, hatırlamak isteriz, öyle çok yemişizdir ki bir önceki akşam istesek de alamayız rüyadaki rahmeti.

Bir kitaba çekiliriz, satın alırız, okumayı unuturuz.

Yaşam ıskalayıp geçtiğimiz anlarla doludur. 

Hatırlamak da tıpkı farkındalık gibi güçlü bir pusuladır. Gücümüzü hatırlamak, bizi daima vicdanlı, hoş görülü ve sabırlı kılar. Yaşamda engel gibi görünen her şey, kim olduğumuzu unutuşumuzla ilgilidir. Kendimizi sevmeden,  başkalarına şefkat hissetmek mümkün değildir.  Diğerlerine şefkat hissetmek ancak kim olduğunu hatırlamakla mümkündür.


Ruhuna sahip çık dost!

Öteki sandığın, sensin.

Kapın açık olsun herkese

İçeri almadığın, sensin.

Kalbini sakın kapatma,

Küsme, kırılma.

İncindim diyen sen değilsin.

Sen eşsiz bir inci tanesi

Kahkaha ve neşesin.

Sen uğruna dünyalar yaratılan

Öyle kıymetli, öyle sevilensin.

NAZLI AKIN



23 Ekim 2012 Salı

BOLLUK BEREKET ÜZERİNE

Babanızla aranız nasıl?

İki hafta önce, bir çalışmaya katıldım. Konu bolluk ve bereket yaratmaktı. Bize sorulan ilk soru bu oldu. On kadından sadece biri babasıyla çok iyi ilişkisi olduğunu söyledi. Geriye kalan dokuz kadın, ben de dahil , babası ile ilgili sıkıntılar yaşamış ya da yıllardır spiritüel çalışmalarının içine babayı da almıştı.

Öncelikle bu konu üzerinde farkındalığınızı çoğaltmayı öneriyorum, işe yarıyor. Babayla ilgili tuttuğunuz ne varsa, bırakın. Babanıza olan duygularınızı ortaya çıkarmak ve serbest bırakmak çok faydalı oluyor. Bazen mucizevi bir biçimde siz negatif duyguları temizlediğiniz de, o kişi  size başka türlü davranmaya başlıyor. Siz değiştiğiniz zaman babanız da değişebilir. Duyguları içinizde sıkıştırıp biriktirmek yerine ortaya çıkmasına izin verin. Konuşamıyorsanız yazın. Yazdıklarınız negatif duygular içeriyorsa yazdıktan sonra yakın ve rahatlayın.

(Babanızın iş ve para ile ilgili düşünceleri de dahil. Eğer babanız ve anneniz paranın zahmetli kazanıldığını düşünüyorsa, siz de buna inandınız, inancı salın, serbest bırakın ya da yazın ve yakın...)

Onaylama cümleleri işe yarıyor:

Bolluk hepimiz içindir.
Bolluk her an, herkes için mevcuttur.
Parayı hayatıma kabul ediyorum.
Tutku duyduğum işi yapıyorum, sevgiyle yaptığım bu iş bana bereket olarak geri dönüyor.
Parayı seviyorum.
Parayı kabul ediyorum.
Cüzdanım her zaman bolluk akışından nasibini alır.
Para, paylaştıkça çoğalır.



İçine doğduğunuz ailedeki herkesi sevin, zor olduğunu düşünen egomuz. Kabul ediyorum bazen birini sevmek diğerini sevmekten daha zor geliyor insana. Ben böyle durumlarda, içimdeki o kişiyi arıyorum, mutlaka bulursunuz dürüstseniz eğer. "Ben de biraz oyum aslında", bu kabul oluşunca sevgi, anlayış ya da pozitif bir duygu hemen gelir bulur sizi. Empati yerini şefkate bırakır, siz bile şaşırırsınız. Bana çok oldu. Allah'ım, neden sevemiyorum şu kulunu oysa ben de biraz o değil miyim dediğim her seferinde, kalbimde bir pencere açılır kabule bakan.

Kabul, şefkatli elin size dokunmasıdır ve şefkat ondan size aktarılır.

Kalbinize aldığınız sevgi kadar belki de cebinize giren para. Kalbimizde sevgiye daha çok yer açtıkça, cüzdanımız da bereketlenir; sevgi çok bereketli bir tarladır çünkü.

NAZLI AKIN

20 Ekim 2012 Cumartesi

AŞK DİLE GELİR

Unutursam adını bir an, kalbimin gözü kapansın.

Aşkın yakmaz da ruhumu, kapılırsam senden gayrısına

Mümkün olmasın kavuşmam, izin verme.


Yine kapına geldim, al diye içeri...


Seni görmediğim tek bir yer yoktur

Seni görmediğim tek bir yüz yoktur


Unutursam adını bir an, görmezsem baktığım her şeyde seni

İzin ver hatırlamama, çekme üzerimden ışıktan elini.

NAZLI AKIN


17 Ekim 2012 Çarşamba

KARAR VERME ZAMANI

Yaşamınızda en çok usandığınız şeyi düşünün şimdi. Karar verme zamanı gelip geçti değil mi?

Farkındalık, güçlü bir pusuladır, gideceğiniz tarafı işaret eder durur; dinlemezsek yollarda savruluruz. Kaybımız içsel mutluluğumuz olacaktır.


İnsan hayatı bırakılamayan onlarca şeyle yüklüdür.:

"Sigara, uyuşturucu, alkol, kimyasallar, sağlıksız gıdalar, negatif düşünce, negatif cümleler, bitmiş bir ilişkiye sımsıkı tutunmak, sevmediğiniz bir işte çalışmak, şikayet etmek, tembellik..."

Liste uzar gider, ruhu zehirleyen bedeni zehirler, bedeni zehirleyen ruhu zehirler.

Durum böyleyken biz ne yaparız? Kendimizi zehirlemeye devam ederiz çoğunlukla. Sonra hastalıklar, depresyon, tatminsizlik, dertler, sıkıntılar geldiğinde "Allah'ım bu neden benim başıma geldi?"diye hayıflanır dururuz.

Bazen de bırakırız. Çekiliriz aradan. İlahi rehberlik girer devreye. İyileşiriz, ışıkla dolarız. Yaradan'ın eli üstümüzdedir. Tüm sıkıntıdan özgürleşiriz. O ışıkla dolduğumuzda, bir başka bakarız olaylara, insanlara.

Karar vermek, yola devam etmemizi sağlar. İlerlemek önemlidir. Zamanı iyi kullandığımızda, ömrümüze güzellikleri çekeriz.

Eylemsizliğin insanlığı kara bir bulut gibi kuşattığı zamanlardayız. Kimse kıpırdamak, yaşamını düzeltmek istemiyor. Ayağa kalkmalıyız, birbirimize sevgiyle rehberlik edip, o Tanrısal gücü ortaya çıkarmalıyız.

İnsanın insana el uzatması büyük manevi moral. Herkesin kendisi için yaşadığı bu dünyada, biz birbirimiz için yaşayalım. Daima hatırlatalım, bıkmadan usanmadan söyleyelim:

"Yaradanın gücü içinde saklı, değiştiremeyeceğin hiçbir koşul yok."


NAZLI AKIN


16 Ekim 2012 Salı

EVİMİN NEŞESİ





Köpeğim !  Eşsiz  sevgilim ! Ruhumu aydınlatan güneşim !


İyi ki  geldin , evimin  neşesi , tüylü bohçam , içinden sevgi çıkan …


Onca ışığı nereden  getirdin ?


Doğdun , bebektin , ne az sevildin sokaklarda .


Aç kaldın , üşüdün, zorluklar çektin , ne kolay affettin .


Köpeğim ! 

Kalbini sevdiğim ! 

Hoş geldin ! 

Evim artık evin ….

 

NAZLİ AKIN




AĞAÇ DİLE GELDİ

Şehirde ormanı duymak zordur. Duyanlar vardır elbet ama sayıları çok azdır. İnsanların gürültüsü, bütün güzel sesleri örter.

Bir çocuk oldum sordum:

"İnsanlar ormanları neden yakıyor?"

"İnsanlar bütün kötü şeyleri korktukları için yaparlar. Sevginin yerini korku aldığı için. Sevdiğiniz zaman ağaçları yakamazsınız, hiçbir canlıya zarar veremezsiniz."

Bir çocuk oldum, sordum:

"İnsanlar sana neden sarılmıyor? Ben sana sarılınca dünya daha güzel bir yer oluyor sanki. Bedenim şifa buluyor, ışıkla doluyorum."

"Ruhumuzu görenler , senin gibi hasret giderir bizimle. Özleriz biz , kardeş biliriz sizi. Aramızda muhteşem bir bağ var insanlarla, hisseden kalpler kucaklar bizi."

Bir çocuk oldum, sordum:

"Çok kırgın mısınız  koca dünyayı bizim sanırız diye?"

"Biz sadece severiz, gerisini bilmeyiz."

NAZLI AKIN
Resim yazısı ekle







 
 

15 Ekim 2012 Pazartesi

ALMAK - VERMEK ÜZERİNE

Bize hep vermenin öneminden söz ettiler ama alma ve verme dengesinin değerini anlatmadılar. Oysa herkese ihtiyacı kadar vermiştir Yaradan, ruhunun ihtiyacı kadar.

Peki siz ne yaparsınız biri sizden bir şey istediğinde? Hayır diyemeyenlerden misiniz? Verdiğiniz her ne ise,  bunun o varlığın hayrına olup olmadığı önemli bir meseledir. 

Geçenlerde, arkadaşımla bir yerde kahve içerken yanımıza yaşlı bir teyze geldi. Önce verdiğimiz bozuk paraları cebine koydu sonra bizden ilaç almak için daha fazla para istedi. Ben de safça , "hadi ver reçeteyi gidip alalım ilaçları" dedim. Bozguna uğradı, gözlerindeki mutsuzluğu ve utancı görmeliydiniz. Bilmeden ve istemeden oyunu bozmuştum. Bir şeyler söyledi sonra hemen uzaklaştı yanımızdan . Biz de şaşkına döndük, çünkü inanmıştık teyzeye. Şüphesiz veremediğimiz o para teyzenin hayrınadır, çünkü izin vermedi ilahi rehberlik daha fazlasını almasına.

Almak da vermek kadar önemli bir mesele, biz bazen gökten yağan yardımı bile istemediğimiz için kabul edemiyoruz. Güzel sözleri kalpten almıyoruz, bolluk bereketi hak etmediğimizi düşünüp elimizin tersiyle itiyoruz, değersiz olduğumuzu düşünüp sevgiyi uzak tutuyoruz kendimizden.

Kendimize hak ettiğimiz değeri verme günü olsun bugün. Biz dengede kalalım, her şeyin hayırlısını dileyelim. Almanın hayırlısını, vermenin hayırlısını ...

NAZLI AKIN


14 Ekim 2012 Pazar

KALPLERDEKİ IŞIK

Geri çekilmek nasıl yürek işidir. Her şey üst üste geldiğinde, meselelerle olan bağımızı kopartmak, sorunlardan konuşmamak; yeniye, değişime, gelmekte olana yer açmaktır aslında. 

Yaşam bazen bizi çok zorlar, ta ki dümeni kırıp, rotayı yaşamımızda kolaylıkların hüküm sürdüğü yöne çevirinceye kadar.

İnat edip, sorunlu bölgede gezintiye devam etmemiz sadece daha fazla karışıklık yaratır. Bunu defalarca deneyimledik. Sorunla bir olduk, sorunu kendimiz sandık.

SİZ SORUN GİBİ GÖRÜNEN DURUMLA, YARADAN'IN ARASINDA KALDIKÇA, RAHMET DEVREYE GİREMEZ.

Yaradan bizden aradan çekilmemizi ister. Şikayet arada kalmaktır, O'nun işine karışırız. 

Sürekli sorunu düşünmek arada kalmaktır, O'nun işine karışırız. 

Kendimize acımak, arada kalmaktır, O'nun işine karışırız.

Aradan çekildiğimizde ne olur? Yardımlar devreye girmeye başlar. Geri çekilmek, teslim olmaktır. Sana güveniyorum demektir. Bu ne muhteşem güçtür, bir kere yapabildik mi, mucizeler kapıda bekler.

Şikayet etmek, benim de düştüğüm en kötü tuzaklardan biri. Fark ettiğimde hemen susuyorum ve özür diliyorum Yaradan'dan, benimle ilgili muhteşem olasılıkların önünü kestiğim için.

Kötü alışkanlıklarımızla en fazla kendimizi baltalıyoruz. Ne kadar muhteşem olduğumuzu kabullenmek işimize gelmiyor sanırım. Çünkü Tanrısal varlıklar olduğumuzu kabul ettiğimizde, sorumluluğumuz artacak. Sadece kendimizi düşünerek yaşayamaz olacağız. Negatif yayınımız yerini, ışığa bırakacak ve  ışığı taşıyacağız kalbimizde, gittiğimiz her yere götürmek için.

Yazarken bile kalbim coştu, o günleri bir görsek...

Kalbimizde sadece sevgiye ve ışığa yer olsun. 

Öyle olsun.

NAZLI AKIN

12 Ekim 2012 Cuma

DUALARINIZ DUYULUR

Dualarınız duyulur. Hiç şüphesiz,  ilahi rehberlik sizin için en hayırlısını bilir; bazen öyle görünmese de... 

Her şey göründüğü gibi değildir, bu nedenle kadim bilgiler "BİR İNSAN GİBİ DÜŞÜNMEYİN" der.

İnsan gibi düşünmemek ne demektir? Tanrısal bir varlık olduğumuzu kabul edip, büyük resmi görmeye özen göstermektir. Dünya zor bir okul ama tekamül ettiren, geliştiren, ruhumuzu üst basamaklara taşıyan benzersiz bir yer aynı zamanda.

İsteklerimiz, her zaman kendi hayrımıza ve bütünün hayrına olmalıdır. "Rabbim! Kendi hayrıma ve bütünün hayrına hizmet ediyorsa bu duam gerçekleşsin" diyebilmek,  O'na teslim olmaktır . Teslimiyet ne büyük huzurdur. Yaradan isteklerimizin önünde durmamızı istemez. En büyük engelin kendimiz olduğunu anlayabilmek, müthiş bir idraktir. Yaradan koşulsuz sever, bizden de bunu bekler.

Sevmek ne demek, biliyor muyuz? Sevgimizin ne kadar koşullu olduğunu hiç düşündük mü? Birini çok severken, egomuzu rahatsız edecek ufak bir hareket, kelime ya da davranış bir anda ondan uzaklaşmamıza neden oluyor. Çünkü gerçekten sevmek nedir bilmiyoruz. 

O biliyor, O bağışlıyor, O anlıyor bizi. 

Yaradan ile,  melekleriyle konuşmayı  istemeyi unutmayalım. Mucizeler bizim için. Pozitif kelimelerin gücüne çok inanıyorum.  Her birinizin eşsiz varlığını sevgiyle selamlıyorum .


NAZLI AKIN



11 Ekim 2012 Perşembe

KUYUDAKİ KALEM




Karga, “Ah bir çıksam şuradan” diyordu hep. “Çıksam da süzülsem dağların eteklerinde… Derin kuyulardan bir bakraç su gibi çekilsem, tünelleri gönlümün ışığıyla bitirsem, kat kat kabukları mı çatlatsam da kırsam."

“Bu vadi bana, ben vadiye karıştım. Kapı şuracıkta oysa ne kadar yakınım da. Bense seyrediyorum kapıyı tatlı tatlı. Kılımı kıpırdatmıyorum. Tüylerim ne güzel. Çok düşünüyorum, çok biliyorum ve hep unutuyorum bildiklerimi. Ben göklerin güzeli, ben göklerin gediklisi…”

“Bir kuyu evimin tam ortasında, gel diyor, at kendini bana, korkma. Her gün çağırıyor beni.”

Sonra bir telaş, bir kıyamet, tertipti düzendi derken unutuyorum kuyuyu ve hep hatırlıyorum kuyuyu.

Sokak kapısı çalıyor. Kuğu gelecekti bugün. Buyur ediyorum. Çok severim kuğuyu, nezaketi bu dünyadan değil. Bir farklı geldi bugün; canlı, neşeli, çocuksu…

Diyor ki: “Senin kuyunun suyu ellerime iyi geldi.” Beni kuyuyu düşünmeye zorluyor. “Veriyim mi daha?” diyorum, “Alırım giderken” diyor.

“Sen düşündün mü? Neden bu kuyu evinin ortasında?”  Yok diyorum pek düşünmedim.
“Düşün ama aklınla düşünme bulmazsın, kalbinle düşün.”
Pekiyi diyorum, düşünürüm. Kuyudan bir kova su alıyorum, beyaz kuğuya veriyorum, bir şişeye koyup. “Sağ ol, uğrarım yine” diyor, gidiyor.
“E be kuyu! Ne ararsın evimin ortasında? Kuyu!  Ses ver bana, ya da fısılda.”

 Taşlar oynar gibi ses çıkarıyor, kımıldıyor. Bin yıllık kuyu dile geliyor. Şaşırıyorum.

“Ayağa kalk, oturma! Bu su, senin suyun… Şimdi suyun dile geldi. Su kuyuya, kuyu suya karıştı. El kaleme, kalem ele karıştı. Su ve sen birsiniz artık. Ayrı görme kendini, martıdan, alacalı saksağandan. “KİM OLDUĞUNU HATIRLA!” Sen hep ayaktaydın bir zamanlar, oturmak nedir bilmezdin. Verdin, verdin, verdin. Aldın, aldın, aldın. Su dile geldi. El kaleme, mürekkep diline ulaştı. KIR ŞU ZİNCİRİ, SERBEST BIRAK KUYUDAKİNİ.”

Ben neredeyim şimdi? Son cümle hükmüm olsun. Kuyudaki serbest kalsın. Ben var mıyım şimdi? Kulağımda atalarımın ayak sesleri…
Kim bu uyanan? İçimdeki hayvan. Kim bu ayağa kalkan? Ayağını yere vuran? Bir tüy gibi hafif olan. Kim bu benden çıkan?
O HEP HATIRLANAN!

NAZLI AKIN

10 Ekim 2012 Çarşamba

PERVANE






Ben sizde en çok o çocuğu sevdim

İçinizden fışkıran sevincini,

Gözlerinize yansıyan saflığını

Ve her yere yeten ışığını.


Ben sizde en çok o kadını sevdim

Doğurgan, güçlü, dişi,

Esirgemeyen, verebilen sevgisini

 
Ben sizde en çok o öğretmeni sevdim.

Çocuklarını birbirinden ayırmayan
Çocuklarını birbirine sevgiyle bağlayan

Onlarla gülen, onlarla ağlayan.


Ben sizin en çok ellerinizi sevdim,

Karşılayan ve uğurlayan

Dokunduğunu saflaştıran

İsteyene uzanan GÜL ÇİÇEK ellerinizi.


Ben en çok ruhunuzdan yansıyanları sevdim.

Kucaklayan merhametinizi

Kaynaktan akan sevginizi,

Sesiniz ile gelen bilişi sevdim.


Gülümseyeşinizin güzelliğiyle buluşan sabrınızı

Ve renklerinizi sevdim.

Aslında ben en çok size öğretmenim demeyi sevdim.

Öğretmenim! Işığınıza pervaneyim.

NAZLI AKIN

TÜM ANNELERE

Doğacak olanı sabırla bekledi anne. Bebeğini kucağına aldı: "Beklediğime değdi. İyi ki doğurmuşum seni, yüzün ay gibi, kokun cennetten çıkma."

Sahiplendi bebeğini, çok sevdi, Yaradan'a teşekkür etti.

Ne çok emek ister bir bebeğe bakmak... Uykusuz geceler, sadece ona adanmış günler, yorgunluk, fedakarlık... Hepsinin ötesinde ne muhteşem duygu annelik.

Selam olsun çocuğunu bağrına basan tüm annelere...
Yavrusu için çalışıp didinen, onun ihtiyaçlarını kendinden üstün tutan, yemeyip yediren, giymeyip giydiren; kalbi sevgi okyanusu, dili baldan tatlı tüm kadınlara teşekkür olsun, minnet olsun ...

NAZLI AKIN

9 Ekim 2012 Salı

BENİM ZAYIFLAMA REÇETEM

Fazla kilolarımız, en çok yeteneklerimizi örter.  Bizler yememiz gerektiğinden fazlasını tükettiğimiz de ruhumuzdaki boşlukları doldurmaya çalışırız adeta, oysa o boşlukları yiyerek doldurmak mümkün değildir.

Ben yıllarca kilo sorunuyla mücadele etmiş biri olarak, çok savaş kaybettim ama savaşmaktan hiç vazgeçmedim :)

Yaklaşık bir aydır diyetisyen kontrolünde zayıflıyorum.( Diyetisyen Nermin Erteği Akdeniz) Bu defa ne farklı diye soracak olursanız; yeteneklerimi önemsemeye karar verdim, çünkü çok yiyerek Yaradanın bana bahşetmiş olduğu değerli hediyeleri örttüğümü fark ettim. Her birimiz içinde sonsuz yaratma potansiyelleri taşıyan, Tanrısal varlıklarız.

Güzel ve parlak olmayı hepimiz hak ediyoruz. Korkular ve endişeler yerini yaratıma bıraktığında daha çabuk zayıflanacağını düşünüyorum. Metabolizmayı harekete geçiren en önemli etkinlik, ruhumuzdan fışkıran doğurganlığı görmeye başlamak.

Kilolarımı saklayarak kendimden ne gizlediğimi çok düşündüm. Bu çok önemli bir konu, eğer kendinize karşı dürüst değilseniz, yedikleriniz daha çabuk yağa dönüşebilir. Samimiyet hepimiz için olmazsa olmaz koşul.

Doğada zaman geçirmek ruhumuza çok iyi geldiği ve oksijen yağ yakımını hızlandırdığı için, açık hava yürüyüşleri benim vazgeçilmezim. Oturarak kilo verilmediğine inanıyorum, hareket berekettir.

Bir de af konusu var. Bizler en çok kendimizi bağışlamak da zorlanıyoruz. Suçluluk büyük bir yüktür, kilo olarak taşırsınız. Bu konuyla ilgili acil bir şeyler yapın! "Kendimi ve herkesi bağışlıyorum." diyerek başlayabilirsiniz. Negatif düşünce sizi kendine komşu yapar; kilolarınızın dostunuz olamdığını anlayıncaya kadar...

Pozitif düşüncenin ve neşenin zayıflarken en büyük yardımcımız olduğunu düşünüyorum.Kendinizi kahkahaya, keyfe,güzelliğe programlayın; hüzünden , dramdan uzak durun. Aslında sadece sevgi olduğumuzu daima hatırlayın.
 
KENDİNİZİ VE HERKESİ SEVİN, SEVMEYE ÇALIŞIN. NE KADAR MUHTEŞEM OLDUĞUNUZU DAİMA KENDİNİZE SÖYLEYİN. SİZDEN BİR TANE DAHA YOK!

BENZERSİZ VE EŞSİZ BİR VARLIKSINIZ. HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM, VARLIĞINIZI SAYGIYLA SELAMLIYORUM.

NAZLI AKIN

(KAHKAHA ÇİÇEĞİ)

8 Ekim 2012 Pazartesi

RUHUMA NE İYİ GELİR?


Ruhunuzu ve bedeninizi dört duvar arasına mahkum etmeyin. Bugün çektiğim kart "Doğayla bağlantı kur" kartı. ( Perilerden sihirli mesajlar- Doreen Virtue)

Beden ve ruh arasındaki uyumu yakalamanın yollarından biri doğada zaman geçirmek. Bizler kendimizi şehir hayatının  monoton yapısına öylesine kaptırdık ki, örneğin bir ağacın bize nasıl iyi gelebileceğini unuttuk.

İşimizle, para durumumuzla, sorunlarımızla o kadar bir olduk ki ; stres bizi ele geçirdi, oradan nasıl çıkacağımızı hatırlamaz olduk. Yardımlar sonsuz ve çeşitli, Yaradan bizi asla sahipsiz bırakmamıştır ama siz talep etmezseniz, yürekten istemezseniz rehberliği göremezsiniz.

Özellikle ofiste masa başında çalışan insanların işi çok zor, kendilerine zaman yaratmaları hiç de kolay olmuyor biliyorum. Bu nedenle, küçük molalar da her varlık, kendine neyin iyi geldiğini tespit edip, uygulamalı.

Bazı şifalı taşların bilgisayar başında çalışanlara iyi geldiği, enerji verdiği, enerjiyi temizlediği biliniyor. Bazı kadim mantraları, kendim de uyguladığım ve işe yaradığı için önerebilirim. (Ben Seda Bağcan ve Deva Premal dinliyorum)

Farkındalık; sorunun tespiti kadar, çözüm için de uğraşmak demektir. Bizler hep sorunları sıralıyoruz, şikayet edip duruyoruz ama en ufak değişime direniyoruz.

"RUHUMA NE İYİ GELİR?" sorusunu varlığınızdan esirgemeyin. Cevapları unutmamak, kendinize vereceğiniz en güzel hediye. Okuyan her varlığı saygıyla selamlıyorum.


NAZLI AKIN

6 Ekim 2012 Cumartesi

Baba ve küçük kız



Ben küçük bir kızım baba, hala.

İçim dışım çocuk sevinci

Senin çocukluğuna ne yaptılar da ;

Hiç gülmez oldun kahkahalarla .



Ben hep küçük mutlulukları tercih ettim;

Balonlar, oyuncaklar, şekerlemeler, naif şeyler; ama büyük yaşadım.

Büyük yaşamayı sen öğrettin bana

Güçlü olmayı da

Ağlamayı  da insanca.


Dün baktığımda aynaya, gözlerin vardı karşımda.

Baba! Ben çok mu benziyorum sana?


NAZLI AKIN












3 Ekim 2012 Çarşamba

YARAT, UNUTMA, HATIRLA



İçimizde nasıl bir yaratım olduğunu düşündünüz mü hiç? Gören gözümüz, işiten kulağımız, hisseden tenimiz,  kalbimizdeki duygular, düşünen beynimiz yaratım için sonsuz olanaklar sağlar.

Gören gözünüz sadece gördüğünü isteyen bir makineye dönüşmeden, yaratın!

 İşiten kulağınız, sadece duyup tepki veren bir alete dönüşmeden, yaratın!

Hisseden teniniz, sadece dokunan ve dokunulan bir nesneye dönüşmeden, yaratın!

Kalbiniz, o en değerli organınız, neler söylüyor size, hiç gerçekten dinlediniz mi onu? O bir dile gelse, sohbet etse sizinle... Kalbiniz sandığınız, kırgınlıklar şehri terk edilmeden yaratın!

Düşüncelerimiz ne kadar temiz? Düşüncelerimizden de sorumlu olduğumuzu bütün kutsal metinler söylüyor bize. Neler düşünüyorsunuz? Başkaları hakkındaki düşünce üretiminiz, size geri dönen bir top gibidir. Beyniniz sandığınız, lüzumsuz düşünce deponuz kokuşmadan, yaratın.

Ne çok tüketiyoruz, hiç üretmeden. Oysa yaratıp da yarat dediği bizleriz. Hepimiz eşsiz birer hazineyiz. O bizi tek tek bu kadar benzersiz yarattı, her birimize nefesini üflerken kendinden bir şey kattı; YARATMA YETENEĞİ!

Ne muhteşem varlıklar olduğumuzu hatırlama zamanıdır. Birbirimizi cesaretle ayağa kaldırma zamanıdır. Yeteneklerimize sahip çıkma, onları paylaşma sorumluluğu bize aittir, çünkü yetenek Yaradan’ın bir armağanıdır. Ayağa kalkalım, yola çıkalım, yaratalım. Yaratalım ki, yaşamın hakkını verelim.

NAZLI AKIN





























2 Ekim 2012 Salı

AĞACIN BİLGELİĞİ


Ne güzelsin sen püskül ağacı, varlığın ne kadar şifalı.

Bu sabah yine sana geldim, sarıldım, ışığını hissettim. Yaprakların ne de güzel sararmış, sonbaharla içli dışlı olmuşsunuz. Sana bir çocuk gibi bakmak , adını 'püskül' koymak, köpeğimi toprağında gezdirmek ne hoş.

Senin ve tüm ağaçların varlığını sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Öyle muhteşemsiniz ki! Teslimiyetin gerçek anlamı varlığınız da saklı. İklime itiraz etmeden, insanların zulmüne isyan etmeden, onca yangına, onca eziyete rağmen bizimle olmanız ne kadar bilge olduğunuzun, ne kadar bağışlayıcı olduğunuzun kanıtı.

Bu yazı binlerce teşekkür olsun, af olsun, şükran olsun...


NAZLI AKIN

1 Ekim 2012 Pazartesi

BİR AĞACA SARILMAK

Bu sabah bir ağaca sarıldım, mantralar söyledim gövdesine dokunup ve uyandım yeni güne.

Ağaç, hem bedenimi hem de ruhumu şifa enerjisiyle doldurdu. Önce dokunduğum ağacın sonra da dünyadaki tüm ağaçların varlığını sevgiyle ve şükranla selamladım.

Selam olsun tüm yeşil örtüye; vadilere, dağlara selam olsun. Selam olsun bereketli topraklara; bizi bağrına basan dünya anaya selam olsun.