27 Ekim 2012 Cumartesi

Uyanış

Ne çok sevinmişlerdi doğduğunda. Annenin gözleri yaşla dolmuştu, kalbi ışıldamıştı bir bebeği olduğu için.  İpek yanakların öpüldü, sırma saçların okşandı.

Zamanla büyümek fiili aldı götürdü uzaklara çocukluğunu. Koca kadın, koca adam oldun. Kimse saçını okşamaz oldu. Sorumlulukların arttı. Soruların çoğaldı varoluşa dair.

 "Neden doğdum? Ben kimim? Ölümden sonra ne var?"  

Cevapları derin derin düşündün. Sorular da kayboldun bazen.

Nasıl teselli bulur kaybolmuş bir ruh?  Nasıl hatırlar kim olduğunu? 

Dünyada yolunu kaybetmiş ne çok varlık  var kim bilir? 

Koyu karanlık her zaman arayışla buluşur. Yol arayan yol bulur, yeter ki istesin. 

Her deneyim ruhu bir üst basamağa taşır, geleni kucaklarsan eğer. 

Olana sürekli itiraz etmekle geçer ömrümüz. Oysa yaşarken teslim olmak, yeniye yer açmaktır. 

Yaşarken teslim olmak, egoyu ayak altından çekip, üstümüzdeki ışıktan elin dokunuşunu hissetmektir.

Her zaman bir şeyler olur, biri sizi incitir, maddi kayıplara uğrarsınız, hastalanırsınız, boşanırsınız. 

Her zaman sizi geliştirmek için bir şeyler olur. Koca egomuz bize tersini söylese de, olanlar onun biraz daha küçülmesi içindir sadece.

Ego törpülendikçe, öz parlar. Öz parladıkça, insanlar size çekilir, yanınızda olmak ister, yaydığınız ışığı depolamak ister. İnsanların sizi sevgiyle anması, varlığınız için bir dua gibidir.  

Hakikatin sesi, egonun sesi tarafından sabote edildiğinde, özünüz bunu bilir. Özünüze güvenin.  

Kalbiniz, hakikatin sesiyle yıkandığında, dingin olursunuz. Egonuz o sese dayanamaz, çekilir gider ortalıktan.

Derin uykulardan uyanmak, birbirimizi de uyandırmak bu devrede önemli bir vazife.


NAZLI AKIN