28 Kasım 2012 Çarşamba

OLAN KUTSALDIR

"Olan kutsaldır" çok sevdiğim bir söz. Olanı kabul etmeye gelince, ben de herkes gibi sıkıntılar yaşıyorum. Dün gece boynumdaki bir sorun yüzünden çok ağrılı bir gece geçirdim. Ağrıyı kabul etmeye gelince; uğraştım ama beceremedim. 

Ağrı ile aramda ben duruyordum. Olanı kabul etmek, anı onurlandırmak, huzurlu yaşamanın gizli şifrelerinden biri. Bunu bilmek yetmiyor, uyanık olmak, irade koymak şart.

Biz sürekli direnç gösteriyoruz başımıza gelenlere. Direnç göstermek, gelecek yardımın önüne barikatlar döşüyor.

Ego, hep kazanmak istiyor. Her şeyin daha iyisini istiyor. Ego, hep istiyor özetle. Ne yapacağız? Her istediğini verecek miyiz? Bu soru bütün insanlığın sınavı.

Ruhun ihtiyaçlarını tanımazsak, ego sesini daha fazla yükseltecektir. Egonun mevsiminden hakikatin mevsimine geçiş yapıyoruz. Zihin oyunları atak yaparak, ışığımızı yükseltmemize mani olmak isteyecektir. Varlıksal gücümüz tam da bu noktada açığa çıkar. Yaradan hepimizin içine o gücü koymuştur. 

Hepimiz, ruhumuza neyin iyi geldiğini biliriz; dinlemeyiz sadece, olan budur. Ruha ait sezginin peşinden gitmek, gücümüzü parlatır.

Hakikat tarlasında, ektiğimizi biçiyoruz. Işık ekersek, ışığın ürünlerini toplarız. Yolculuğumuza anlam katan her taş, üstüne basmaya değer. Daha çok anlayış için, anlayış ekelim. Kalpte oluşan anlayış, şefkatle buluşursa; kendimizden başkalarına doğru bir güneş gibi doğmamız mümkündür.

Bir güneş gibi doğun karanlığın üstüne. Bir ay gibi parlayın gittiğiniz her yerde. 

Işık taşıyan, penceresi aşka bakan sevdalı ruhlara selam olsun.


NAZLI AKIN



25 Kasım 2012 Pazar

HER GÜN YENİ BİR GÜN

Yaşamına aşık mısın? Şikayet günlük hayatının bir parçası mı yoksa.

Hayatlarımızı renklendirmek mümkün.

Ruhunun sesini dinle, o sana yeni bir günü sevgiyle kucaklamanın yollarını fısıldar. Ne anlamı kalır yoksa, her sabah uyanmanın. Uyku sadece yatıp uyuyarak olmuyor. Ayakta uyumak, tam da bu devrede içinde bulunduğumuz durum.

Ne yapalım? Nasıl her gün, yeni bir gün olsun? Taze, mutlu, gülümseten bir günün sırrı nedir?

1- Pozitif düşünmek. ( Kurduğumuz cümleleri özenle seçmek, zihnimizi temiz tutmak, kendimize ve diğerlerine karşı  nazik ve saygılı davranmak, ışıklı yoldan sapmamak.)

2- Her varlık, kendine neyin iyi geldiğini tespit etmeli. Hepimiz biliriz ki, bize iyi hissettiren şeyler vardır. Kimi her gün yürüyüş yaparak daha mutlu hisseder. Kimi, zihnini sakinleştiren bir müzik dinleyerek huzur bulur. Doğada zaman geçirmek, hepimiz için muhteşem bir yoldur. Evde hayvan beslemek, ruha iyi gelen bir seçimdir.

3- Ben düşüncelerim değilim. Zihin aktif olduğunda, düşünceden sıyrılmak ustalık ister. Farkındalık güçlü bir pusuladır, sizi özgürleştirir. Egoyu tanımak, ego üzerine okumak, hakikate giden kapıları açar. Egonuzu tanımazsanız, kendinizi o sanmanız mümkündür.

4-Yaşamdaki en büyük tutkunuzu bulun. Hepimize bahşedilmiş yetenekler var. Üstünü örttüğümüz yeter. Şimdi bu armağanları fark edip, yaratıcılığımızı  yaşayalım.Yaratma yeteneği, Yaradan'ın bize verdiği en muhteşem hazinedir. Hazineyi keşfedin.

5- Daha fazla gülümseyin, hatta kahkaha atın. Hiç tanımadığınız insanlara da gülümseyin. Kahkaha ve gülümseme bildiğim en etkili ilaçlar.

6- Hareket edin. Tembellik, aşılması gereken bir alışkanlık. İnat edin, üstüne gidin; hareket berekettir.

7- Sessiz kalabileceğiniz anlar yaratın. Bu çok önemli. Zihnimizdeki gürültü,  hepimizin içinde var olan bilgenin sesini örter. Her gün biraz sessiz kalmak, bizi o bilgeye götürür. Bütün cevapları bilen yanımıza.

8- Yaşarken, sizden sonraki nesillere düşünerek yaşayın. Doğaya dost temizlik malzemeleri kullanın, geri dönüşüm çöplerinizi ayırıp, geri dönüşüm kutularına atın, çevreye saygılı yaşayın. Dünya ana, bizi tüm eziyetlerimize rağmen, şefkatle bağrına basıyor.

9- Sebepsiz yere mutlu olun. İçimizdeki çocuk, bunu çok iyi becerir. Güneşin doğması , sokağa çıkmak, yağmur yağması, oyun oynamak ve daha bir sürü olağan şey bir çocuğu mutlu etmeye yeter. Çocuk olun, çocuklarla zaman geçirin.

10- Sevelim. Çok sevelim. Daha çok sevelim. Birbirimize verecek neyimiz varsa paylaşalım. Sadece kendimizi mutlu etmek yetmesin bize.

Daha çok şey yazabilirim kuşkusuz.Yaşam öyle zengin ki. Ben kendimi yükseltmek için, bu yollara baş vuruyorum ve çok faydasını görüyorum. Zaman öyle bir zaman ki, her an farkında her an açık olmazsak, bir de bakmışız ömür denen çiçek solup gitmiş.

Hepinize, çok neşeli bir ömür diliyorum. Neşeniz varsa siz çok zenginsiniz, her şeye sahipsiniz demektir. Tüm sevgimle...

NAZLI AKIN


23 Kasım 2012 Cuma

GÜZELLİK NEDİR ÜZERİNE

Güzellik nedir? Bir başkası için güzel ya da çirkin derken, kalp gözüyle görebilir miyiz?

İnsan kendi bedenini neden sevmez? Beden Yaradan'ın emanetidir. Bazı insanlar kendini bedenden ibaret sayabilir. Ruh, ilgilendirmez böyle insanları. Öldükten sonra, her şeyin bittiğini düşünen çok kişi tanıyorum.

Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Var olanı sevmiyorsak hiç bir estetik ameliyat bizi mutlu etmeyecektir.


Güzellik ve beden iyi geçinmeli, ona itirazım yok. Kendimizi daha yüksek hissettirecek her şeye varım. Masaj, spor, yoga, saç boyatmak, manikür, pedikür gibi şeyler sevildiğini hissettirir bedenlere. Ama sadece bedene takıntılı yaşamak güçlü bir zehirdir, ruhunuzu öldürürsünüz.

Ruh yavaş yavaş ölür, anlamazsınız. Bir bakmışsınız bütün gün bedeninizi düşünüyorsunuz. Bacaklarım çok mu ince,  kollarım çok mu sarktı, göbek bölgem fazla mı yağlandı, keşke burnum daha küçük olsaydı, boyum ne kadar kısa, boynum çok sarkık gibi düşünceler ruha yapılan işkencedir.

Kendimizle barışmak, içsel huzuru sağlamak ve devam ettirmek önemli bir sorumluluktur. Yoksa ego sürekli bir şeyler söyler, onu tatmin etmek imkansızdır. Zaten, dünyanın en güzel adamı ya da kadını da olsanız, kalbiniz yüzünüze vurur. 

Ben kalpteki ışığı, yüzde görmezsem, güzel diyemem o varlığa. Güzellik, önce içeriden gelir, sonra dışa yansır. Boyunuz, kilonuz, içsel ışığınızın gölgesinde kalır.

Kalpteki ışık parlaksa, o kişi güzeldir benim için. Hele bir de gözlerinde, çocuksu bir bakış bulursam, dünya güzeli olur.

Zengin bir ruh olarak hatırlanmak ne güzel şeydir. Öyle insanlar vardır ki, sadece diğer ruhları besler, hizmetleri sevgidir. Onlara baktıkça kutsal bir his dolar kalbe; yanlarından ayrılmak istemeyiz. Işığa çekilen pervaneler gibi etraflarında olmak isteriz. Dünyada vermek dışında bir zenginlik yoktur öyleleri için. 

Herkesin, dış güzellikle çok fazla meşgul olduğu bu devrede, ruhlarımızın ihtiyaçları görünmez olmuştur. Ruh bedeni beslemezse, sadece güzel olarak kalırsınız; sadece beden olarak kalırsınız akıllarda. 

Beden ve ruh denge içinde yaşasın. Ruhlarımızı onurlandırmayı ihmal etmeyelim.

Yaş alıp, yıllar ilerledikçe, elimizde sadece ruhumuza kattığımız güzellikler kalacak...

NAZLI AKIN

22 Kasım 2012 Perşembe

VESVESE HANIM (ŞİKAYET HANIMIN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

"Çile! Oğlum, saçının teline kurban olduğum. Ne oldu sana böyle? Çok zayıflamışsın. Şikayet, iyi bakmamış sana. Hoş onun kendine hayrı yok ki sana bir faydası dokunsun. İnsan akşam vakti, kocasını evde bırakıp, komşuya kahve içmeye gider mi? 

Kahve bahane; ben bu diziyi izliyorum diye gitti. Orada izleyecek kendi dizisini. Aman o da ne kötü dizi öyle, saçma sapan bir şey. Tekrarı vardı geçen gün izledim biraz, çok sıkıcıydı.

Bak bak, bu kız var ya, öyle çok seviyor ki şu çocuğu. Kavuşmaları mümkün değil. Kız daha önce, çocuğun kardeşiyle nişanlıydı. Çocuğun kardeşi de , kızı hala seviyor ama başkasıyla evlendi, çok zengin bir ailenin kızıyla.

Oğlum, çile, hiç konuşmuyorsun, ne oldu sana böyle çocuğum. Bana bak, Şikayet büyü mü yaptırdı sana yoksa. Ah oğlum, dinlemedin beni, bu kadın seni mutlu edemez demiştim.  Bir Zekiye vardı, hatırlar mısın? Çok beğenirdi seni. Güzel kızdı, işi gücü de vardı, onu alsaydın, başka türlü olurdu her şey. Şikayet, düşman gibi bakıyor sana. Sen neyine sevdalandın bu kadının.

Bak bak, bu kadın var ya; dizinin kötü kadını. Ben Şikayet'e benzetiyorum bunu. Tipi de benziyor baksana. Ortalık karıştırıcı, cadı bir kadın. Adı da, Nefise. Bu Nefise, evlerden uzak olsun, neler yaptı neler, çok düzenbaz çok.  Ama geçen bölüm, çocuğunu kaybetti. Allah'ın sopası yok işte, eden buluyor.

Çile, oğlum, gelmişken iki ay kalayım diyorum. Emekli maaşımı da burada harcarım evde harcayacağıma; sana bir faydam dokunur.Yüzün çökmüş, aç mı geziyorsun oğlum? 

Çile, uyudun mu sen? Kendi kendime  mi konuşuyorum ben sabahtan beri burada?

Nefise' ye bak, nasıl da ağlıyor. Sen onca cadılığı yaparken düşünecektin kadın, aklın neredeydi o zaman? Böyle zırlarsın şimdi işte. Oh olsun sana, kaç bölümdür, insanların hayatını mahvettin, bak ne oldu, yavrun gitti yavrun.

Bu kızın da gözünde yaş kalmadı ağlamaktan. Yazık, kalbi çok yaralı. Aşk dediğin kavuşuncaya kadar zaten. Biz Talih'le evlendik de ne oldu? Anasından ayrı çektim, kardeşlerinden ayrı çektim. Talih, dalyan gibi adamdı, çok yakışıklıydı, bir bakan bir daha bakardı yolda yürürken. Ama bahtın güzel olacak, adam güzel olsa ne olur? Her gece içer içer, ağzına geleni söylerdi bana.Çok çektim çok. Ama ne oldu, öldü gitti genç yaşında.

Tam yerinde bitti, ben nasıl bekleyeceğim önümüzdeki çarşambaya kadar. Şikayet de gelir şimdi. Yatıp uyusam da, karşılaşmasak hiç. Çile, oğlum, kalk da yatağına geç, tutulacaksın burada. 

Hoş o kadınla aynı yatağa girmeden iyi düşün, sarkmış her tarafı. Ben onun yaşındayken nasıl diriydim, baban öldükten sonra, çok isteyen oldu beni. Bir tanesi çok yakışıklıydı ama çulsuzdu. Zaten olmazdı, babanın hatırasına saygısızlık olurdu.

Hatırladığım son on yıl, rakı sofrasındaydık hep,  inşallah orada da  canı rakı çekmiyordur. Ay gülesim geldi, insanın canı orada da dizi izlemek ister mi acaba?

Bazen rahmetli annemi görüyorum, geceleri geziniyor evde ruhu; iki çift laf etse bari ama konuşmuyor hiç. Öyle gözlerini dikip seyrediyor beni. Git diyorum, ben gelmeyeceğim daha, yaşayacağım, görecek güzel günlerim var. Gitmiyor, duruyor öyle. O korkusuz bakıyor bana, ben annem de olsa oradan gelen korkuyorum.

Aman gece vakti, nereden geldi aklıma böyle şeyler. Ben yatıyorum artık, uykum kaçacak sonra.

Yine uğrar mıyım bu sayfaya bilmiyorum. Şikayet'in yüzünü görmek, mutlu etmiyor beni."


VESVESE HANIM

yazan- Nazlı Akın


19 Kasım 2012 Pazartesi

İNSANA HUZUR VEREN YERLER (KADIKÖY-MODA)

Bazı günler vardır, bildiğiniz tüm yolları denersiniz, yine de ruhunuz huzur bulmaz. Bugün öyle bir gündü benim için. Kendimi nereye götürsem diye düşünürken, yol arkadaşım Hakan'ın Kadıköy'de bir dublaj stüdyosunda işi olması nedeniyle, Moda'da, Nene Hatun Sokak'ta buldum kendimi.

Denizi gören bir mekanda, kendimi sıcak kahve ile ödüllendirdim. Kadıköy, saçlarımı okşadı önce, sonra bir anne gibi bağrına bastı beni.Orada, denizi ve heybetli ağaçları seyrederken, müthiş bir dinginlik kapladı ruhumu. Yanımda, defalarca okuduğum 'Var Olmanın Gücü' isimli kitap vardı. Eckhart Tolle, hayranlık duyduğum bir spiritüel öğretmen. Eğer egonuzu yakından tanımak istiyorsanız, bütün kitaplarını okumalısınız.

"EGO, DAİMA BAŞKA İNSANLARDAN VEYA DURUMLARDAN BİR ŞEYLER İSTER. DAİMA, GİZLİ BİR AMAÇ, DAİMA BİR' HENÜZ YETMEZ' DUYGUSU, YETERSİZLİK VE DOLDURULMASI GEREKEN BİR BOŞLUK DUYGUSU VARDIR. İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEK İÇİN, İNSANLARI VE DURUMLARI KULLANIR VE HATTA BUNU BAŞARDIĞINDA BİLE TATMİNİ ASLA UZUN SÜRMEZ." (ECKHART TOLLE)

Bu müthiş adam, ego üzerine sayfalarca yazmış çünkü ego kılıktan kılığa girip yaşamımızı cehenneme çeviriyor. Bugün, yaşadığım duruma ışık tuttu okuduğum satırlar. Oluşan farkındalık, eşsiz bir hazineydi. Asla tatmin olmayan yanımın, özümle bir ilgisi yoktu, özüm şimdiye demirlenmiştir.

Moda, deniz, baktığım ağaç, gördüğüm yüzler bir anda neşeye boğdu beni. Yaşıyordum, sağlıklıydım, kahvem çok lezzetliydi en önemlisi nefes alıyordum. Dönüşen bir enerjiyle, denizi seyrettim.

Moda, Kadıköy'ün en sevdiğim yeri. Canımın içi Moda. Ne güzelsin. Bir misafiri ağırlar gibi, karşıladın beni önce, sonra kucaklayıp uğurladın.

İnsana huzur veren semtler vardır, Kadıköy o yerlerden biri . Konuştuğunuzda ses veren bir ruhu var.

Kadıköy'e ve ruhumu ışıklandıran Echart Tolle üstada, buradan teşekkürü bir borç bilirim.

NAZLI AKIN

17 Kasım 2012 Cumartesi

ŞİKAYET HANIMIN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ (2. BÖLÜM)



Dün doğum günümü kutladık; tabi ona kutlama denirse. Akşama doğru sofrayı kurdum, Çile'nin gelmesini bekliyorum, kapı çaldı. 

Çile bu kez hediyemi eve yollamış, aşk merdiveni almış bana. Çiçeği aldım, sofranın ortasına koydum, “ne halt ettin” der gibi...  Çile eve gelince pek sevindi, çiçeğe bayıldığımı düşündü. Manası büyükmüş bu bitkinin; sürekli büyüyüp gelişen aşkımızın sembolüymüş. 

“Yirmi yıl geçti ne aşkı, aşk mı kaldı?” diyemedim…
Ben bitki sevmem ki. Çiçek yaşamıyor bizim evde, unutuyorum sulamayı. Kaç saksıyı çöpe attım öyle, günah. Çile sever bitkileri ama bir kere su verdiğini görmedim. Her şeyi benden bekler. Daha bir kez tabağını, çatalını bulaşık makinesine koyduğunu görmedim. Çorabını bile kirliye ben atıyorum. Ondan sonra evlilik aşkı öldürüyor diyorlar. Nasıl ölmez o aşk sorarım size. Koca evin işi bana bakıyor. Bir kere pazara gidecek oldu; ne kadar çürük sebze meyve varsa satmışlar, inanamadım.
Öyle güzeldim ki Çile'ye vardığımda, yolda yürürken bir bakan bir daha bakardı bana. Hiç böyle hayal etmemiştim evliliği. Yıllar yavaş yavaş aldı götürdü güzelliğimi. Gözlerimin ışığı söndü, hevesim azaldı, şimdi geriye pek bir şey kalmadı o güzellikten.
Yarın Çile'nin annesi geliyor bir aylığına. Vesvese Hanım beni hiç istemedi. 

“Bu kadın sana çok çektirir oğlum, yapma gözünü seveyim” diye vazgeçirmeye çalışırken duymuşlar. Yıldızımız barışmadı hiç. Sevmeyiz birbirimizi ama katlanırız. Sahte gülüşmeler, yalandan sohbetler. Samimiyetsiz bir  ilişki aramızdaki.
Düğünde bana taka taka ninesinden kalma bir pırlanta yüzük taktı. Görseniz nasıl eski. Bir de o sevmediğim yüzüğü yıllarca parmağımda taşıdım. Geçen yıl yüzüğü kaybettiğimi söyledim, o dönem sinirden çok kilo vermiştim; “parmağımdan düşmüş” dedim.
Vesvese Hanım kıyameti kopardı. Bana söylemediğini bırakmadı. Laf aramızda yüzük hala evde,  derin dondurucuda, bir kabın içinde saklıyorum. Onun orada olduğunu bilmek, bana sinsi bir zevk veriyor.
Şimdi pazara çıkacağım. Çile, annesinin en sevdiği meyve ve sebzeleri almam için bana para verdi ama verdiği parayla listedekilerin ancak yarısını alabilirim. Artık ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünmekten anam ağlıyor.
Bir Doktor Kasa vardı ona varsaydım şimdi parayla oynuyordum. Rahmetli annem çok istedi doktorla evlenmemi dinlemedim. Doktor Kasa çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Ama ben o zamanlar aşkla karın doyar sanıyordum. Çile'ye sevdalıyım, başkasıyla evlenemem dedim anama.
Meğer sevda dediğin bir türküymüş söylenince bitiyormuş. Aşk masal, para gerçekmiş. Bir kırışık önleyici kremim bile yok. Bazı şeyler için bütçe ayırmamız mümkün olmuyor.
Eğer bu satırları okuyorsanız benden size küçük bir tavsiye; kalbinizin sesini değil, annenizin sesini dinleyin. Aşk sabun köpüğü gibi bir şey… Öyle hızlı bitiyor ki o bitince geriye sadece kocanız kalıyor. Aşk olmayınca, kocanız size Çile oluyor…
ŞİKÂYET HANIM
yazan- Nazlı Akın




15 Kasım 2012 Perşembe

ŞİKÂYET HANIM'IN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ


Şikâyet Hanım bir 'of' çekti. Yapacak çok şey vardı. Hiç azalmıyordu dünya işi. Evde onu bekleyen görevler, kendini tekrar eder dururdu. Temizlik, bulaşık, ütü, çamaşır, yemek, çarşı, pazar derken, nasıl akşam oluyor, nasıl sabah oluyor anlamıyordu.
“Ah, ah!  Ellerim aşındı, şu tırnaklarımın haline bak, sudan çıkmıyor ki hiç, nasıl kırılmasın? Şöyle zengin bir koca bulamadım. Bak Zehra'nın kocasına, evde üç gün hizmetçi var. Adam dediğin öyle olacak. Benimki koca değil, Çile. İsmi de Çile, kendi de. Beni kimler istedi, vara vara buna vardım. Şu tipe bak! Allah aşkına nesini beğendim ben bunun. Yaşamda ötanazi hakkını kullanmak ister gibi bakıyor insanın suratına.

Şöyle alıp başımı gitsem…

Korkuyorum tabi, bunca yıl alıştım Çile ile koyun koyuna yatmaya. Uzakta bir yere o olmadan, en son ne zaman gittiğimi bile hatırlamıyorum. Sonra bensiz ne yapar Çile. Yaşayamaz, ölür onu bırakırsam. Ama yine de dayanamıyorum şu uzaktan kumandalı televizyon gibi duruşuna. Televizyona haksızlık etmeyeyim, Çile‘den daha fazla mutlu ediyor beni.
Nebahat ‘in kocası kaya büyüklüğünde pırlanta yüzük almış o şişko parmaklara. Yüzüğü takmaya insanın takati yetmez, o kadar ağır. Gece aklıma geldikçe uyku girmedi gözüme. Sabaha karşı dalmışım.

Rüyamda pırlantadan yapılmış bir erkek gördüm. Nasıl parlıyor bakamıyorum. Beni aldı, pırlantadan yapılmış arabasına bindirdi. Beraber bir madene girdik.  Madende ne kadar inci, yakut, elmas varsa topladım çantama koydum. Uyandığımda daha iyi hissediyordum; rüya gördüğümü anlayıncaya kadar keyfim iyiydi.
İki gün sonra evlilik yıl dönümümüz. Henüz hediye alamamış Çile bana... 

Geçen sene duvar saati almıştı.  Yıllar geçtikçe gençleşiyormuşum. İlerleyen zaman, şarap gibi güzelleştirmiş beni. Daha ne yalanlar. Hediyeyi cazip kılmak amacı… Ben ne yapayım, duvar saatini. Hangi kadın evlilik yıl dönümünde duvar saati ister, sorarım size…

Ben şimdi alt kattaki komşuya kahve içmeye gidiyorum. Yine uğrayacağım bu sayfaya. O zamana kadar kendinize hâkim olun, sakın züğürdün birine varmayın…

ŞİKÂYET HANIM  (yazan-Nazlı Akın)

14 Kasım 2012 Çarşamba

gizli

Dinlerken beni bilmezdin

Gizli, mahcup bu eğilişi.


Gözlerime bakıp  anlasan

Bu aşk dile gelmez.


Bir şeyler anlatırken sana

Aslında bilsen demek istediğim bambaşka.


Bu sevdanın suskun dili

Bu sihirli sözcükler senfonisi .


Sen çocuksun daha, güneşin sırma saçlısı

Ben kor ateş, yanarken sana, bilmiyorsun.

Dinlerken beni bazen gülüyorsun

İşte o an ölüyorum.

Ben hatırlıyorum

Sen çocuksun unuttun...


NAZLI AKIN ( 2001-MART)

12 Kasım 2012 Pazartesi

SESLİ ONAYLAMA CÜMLELERİ

video
 
 
 
 
 
 
SESLENDİREN- NAZLI AKIN

EGOYU TANIMAK

Egonuzu tanıyor musunuz?  

Ağzı köpüren bir ejdarhaya mı benziyor yoksa çaktırmadan sokan bir akrep mi? 

Dilinizden dökülen kelimeler ona mı ait?  Sinirlenince neye benziyor?  Uğrayıp gidiyor mu yoksa gece yatısına da kalıyor mu?  

Ego üzerinde farkındalık geliştirmezsek, koyun koyuna yatmamız kaçınılmaz.

Gözlem yeteneğimizi devreye sokmak, bana en iyi çözümlerden biri gibi geliyor. İnsanız, kızmamak , sinirlenmemek mümkün değil. Ama tam da o an, tepenizin attığı o an , kendinizi dışarıdan gören bir göz daha var size ait. O göz fark edilir olduğunda, tepeden bakıp gülmeye başlayabilirsiniz kendinize. Gülün, iyice gülün ki, üstüne bindiğiniz o karanlık duygu çözülsün. Aslında öfkelenen kim? Özüm kızabilir mi hiç ? Özüm aşktır; aşk karanlığa yer bırakır mı kalbinizde?

Yaradan mekanizma, sizi hak etmediğiniz bir durumun içine sokmaz. Sadece alınmamış dersler vardır. Bir türlü öğrenemediğimiz için ders tekrar eder durur. Üzülen kimdir peki? Egomuzdur şüphesiz. Kalbimizdeki ışık büyüdükçe, bizi kimse üzemez, mümkün değildir. Öz, üzülür mü hiç. Öz, mutluluktur, çocukça neşelenmektir.

Kalplerdeki ışık nasıl çoğalır? Severek, daha çok  severek, daha da çok severek. Vererek, sadece kendimiz için isteme hastalığından kurtularak. Hep bana diyen egodur. Paylaşmak, çoğalmaktır. Paylaşmak, ışığınızı gittiğiniz her yere taşımaktır.

Dönüşsün bütün karanlık,  ışık olsun. Kalpler parlasın o aşkla. Ruhtaki özlem görünür olsun.

Bacanızdan çıkan duman sadece SEVGİ olsun. Gökyüzünü, sevgi ile boyayalım.

NAZLI AKIN

7 Kasım 2012 Çarşamba

YUMUŞASIN KALPLER

Yumuşasın kalpler. Şefkat başucu şarkımız olsun. Daha güzel bir dünya,  dilek olmaktan çıksın.  Egonun mevsimi değişiyor, iklim "sonsuz sevgiye" dönüyor.

Yumuşasın kalpler. Eğilip bükülelim biraz, esneyelim birbirimize. Ne olur artık gülsün yüzler. Sokakta yürüyen robotlar, Yaradanın  bestesi olduğunu hatırlasın. Silkelenelim, kirimizi tozumuzu atalım ruhtan.

Yumuşasın kalpler. En çok kendimize karşı nazik olalım. Bırakalım bedenlerimizi zehirlemeyi. Kıralım tüm alışkanlık zincirini. Beden Yaradanın bize emaneti, emanete daha fazla haksızlık etmeyelim.

Yumuşasın kalpler. Sahip çıkalım kutsal değerlere. Vefa, sadakat, hoşgörü, anlayış ortaya çıksın içimizde. Kucaklayalım birbirimizi. İnsan insanı hor görmesin.

Yumuşasın kalpler. İlle de yumuşasın, eritelim ne varsa katılaşmış içimizde. Buz kesmeyelim birbirimize.

Dönelim yüzümüzü, sürgünden hakikate.  


NAZLI AKIN














ATEŞ


Kalbinin ritmini duyuyorum

Öyle hızlı ki ruhumu kaplıyor.

Sen, bütün kalelerimi kuşatan kadın

Kale düştü ben savaşmadım.


Bakışında kayboldum

Fırtınanda kör oldum

Işık ol tünelime

Gel de bana sadece ismimi söyle.

Ben ateşsem sen yangın yerisin

Sen sürgünsen ben sürüldüğün yerim.

NAZLI AKIN

5 Kasım 2012 Pazartesi

ATEŞ BU DEĞMEYEN BİLMEZ






Senin resmindir tüm kainat

Bakan göz imzanı görür.

Suretler, parmak izin

Kalp, titreştiğin yerdir.

Tüm kainat adını haykırır farklı şekilde

Tüm canlar seni ister

Tüm eller sana kalkar.

Aşkın, ne gizemli yolculuk

Yürümeyen bilmez.

Aşkın, nasıl kaplar ruhu

Ruh nasıl yanar hasretle

Ateş bu, değmeyen bilmez.


NAZLI AKIN










2 Kasım 2012 Cuma

GERÇEK ZENGİNLİK

Anda olmak, kainattaki tüm sevginin,  kalbinize giriş kapısıdır. Olanı izlerken, yorumsuz bakabilmektir, tüm varoluşa.

Bir ağaç sadece an'ı yaşar, mevsimlere direnmez, yapraklarının dökülmesine ağlamaz. Olana uyum sağlayarak, toprakla işbirliği içinde yaşar. Beklemez, geçmişle ve gelecekle ilgilenmez.

Beklentiye düşen egodur. Şimdi, kalabileceğimiz en muhteşem yerdir. Başımıza gelenlere üzülürüz, daha güzel günleri bekleyip hayal kurarız. İkisi de ruhumuza zenginlik katmaz, yoruluruz düşünmekten.

Hiç bir şey düşünmediğiniz o dingin anları biriktirin. O kısa anlar uzadıkça, cehennemler cennete dönüşür. Gerçek zenginlik, ruhun dinginliğinde saklıdır, parayla bir ilgisi yoktur.


NAZLI AKIN