17 Kasım 2012 Cumartesi

ŞİKAYET HANIMIN DERTLERLE YÜKLÜ GÜNLERİ (2. BÖLÜM)



Dün doğum günümü kutladık; tabi ona kutlama denirse. Akşama doğru sofrayı kurdum, Çile'nin gelmesini bekliyorum, kapı çaldı. 

Çile bu kez hediyemi eve yollamış, aşk merdiveni almış bana. Çiçeği aldım, sofranın ortasına koydum, “ne halt ettin” der gibi...  Çile eve gelince pek sevindi, çiçeğe bayıldığımı düşündü. Manası büyükmüş bu bitkinin; sürekli büyüyüp gelişen aşkımızın sembolüymüş. 

“Yirmi yıl geçti ne aşkı, aşk mı kaldı?” diyemedim…
Ben bitki sevmem ki. Çiçek yaşamıyor bizim evde, unutuyorum sulamayı. Kaç saksıyı çöpe attım öyle, günah. Çile sever bitkileri ama bir kere su verdiğini görmedim. Her şeyi benden bekler. Daha bir kez tabağını, çatalını bulaşık makinesine koyduğunu görmedim. Çorabını bile kirliye ben atıyorum. Ondan sonra evlilik aşkı öldürüyor diyorlar. Nasıl ölmez o aşk sorarım size. Koca evin işi bana bakıyor. Bir kere pazara gidecek oldu; ne kadar çürük sebze meyve varsa satmışlar, inanamadım.
Öyle güzeldim ki Çile'ye vardığımda, yolda yürürken bir bakan bir daha bakardı bana. Hiç böyle hayal etmemiştim evliliği. Yıllar yavaş yavaş aldı götürdü güzelliğimi. Gözlerimin ışığı söndü, hevesim azaldı, şimdi geriye pek bir şey kalmadı o güzellikten.
Yarın Çile'nin annesi geliyor bir aylığına. Vesvese Hanım beni hiç istemedi. 

“Bu kadın sana çok çektirir oğlum, yapma gözünü seveyim” diye vazgeçirmeye çalışırken duymuşlar. Yıldızımız barışmadı hiç. Sevmeyiz birbirimizi ama katlanırız. Sahte gülüşmeler, yalandan sohbetler. Samimiyetsiz bir  ilişki aramızdaki.
Düğünde bana taka taka ninesinden kalma bir pırlanta yüzük taktı. Görseniz nasıl eski. Bir de o sevmediğim yüzüğü yıllarca parmağımda taşıdım. Geçen yıl yüzüğü kaybettiğimi söyledim, o dönem sinirden çok kilo vermiştim; “parmağımdan düşmüş” dedim.
Vesvese Hanım kıyameti kopardı. Bana söylemediğini bırakmadı. Laf aramızda yüzük hala evde,  derin dondurucuda, bir kabın içinde saklıyorum. Onun orada olduğunu bilmek, bana sinsi bir zevk veriyor.
Şimdi pazara çıkacağım. Çile, annesinin en sevdiği meyve ve sebzeleri almam için bana para verdi ama verdiği parayla listedekilerin ancak yarısını alabilirim. Artık ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünmekten anam ağlıyor.
Bir Doktor Kasa vardı ona varsaydım şimdi parayla oynuyordum. Rahmetli annem çok istedi doktorla evlenmemi dinlemedim. Doktor Kasa çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Ama ben o zamanlar aşkla karın doyar sanıyordum. Çile'ye sevdalıyım, başkasıyla evlenemem dedim anama.
Meğer sevda dediğin bir türküymüş söylenince bitiyormuş. Aşk masal, para gerçekmiş. Bir kırışık önleyici kremim bile yok. Bazı şeyler için bütçe ayırmamız mümkün olmuyor.
Eğer bu satırları okuyorsanız benden size küçük bir tavsiye; kalbinizin sesini değil, annenizin sesini dinleyin. Aşk sabun köpüğü gibi bir şey… Öyle hızlı bitiyor ki o bitince geriye sadece kocanız kalıyor. Aşk olmayınca, kocanız size Çile oluyor…
ŞİKÂYET HANIM
yazan- Nazlı Akın