6 Aralık 2012 Perşembe

KÖPEK,ZİHİN VE ŞİMDİ

Bugün köpeğim Tango ile gezerken, hep o andan sonrasını düşündüğümü fark ettim.

"Hava yağışlı, tangonun çamurlu patilerini ve tüylerine yapışan pis suyu temizlemek zor olacak! Bugün evden çıkmasam mı hiç çok soğuk!  Okumam gereken kitaplar var bir de biriken ütüler, çıkmasam daha iyi.''

Zihnim öyle çok konuştu ki, köpeğimin anda yaşadığı onca güzelliği göremedim. Sonra fark ettim:

"Çam ağaçlarını, yağmurun sokaktaki izlerini, damlalarda saklı olan huzuru, soğuğun beni nasıl kendime getirdiğini, okula giden çocukların renkli şemsiyelerini, çamura batan ayakkabılarımın çıkardığı sesi, komşularla selamlaşmanın keyfini, köpeğimi ne kadar çok sevdiğimi."

Tüm bunlara köpeğim sebep olmuştu, beni yaşamaya ve tadını çıkarmaya davet ediyordu.
O yapıyordu. Gülüyordu, oynuyordu, seviyordu. Doğası şimdide kalmaktı. Geçmiş ve gelecek yoktu onun için. Sadece varlığı, evi ışığa boğmuştu. Işığın olduğu yerde, bolca neşe ve kahkaha oluyordu. (Çünkü köpeğim gerçekten de tanıdığım en komik varlık.)

Biz neden beceremiyorduk? Kolay görünüyordu. Köpeğim hiç zorlanmıyordu.

Bıraksak artık şu kontrolü. Bir açığa çıksa en saf, en orijinal halimiz. Kendimiz olmaya izin versek... Neler olurdu acaba? Dünya nasıl bir yer olurdu?  Akışla akmak, bizi oldukça yüksek bir yere taşıyor. 

Olana itiraz etmeyi her bıraktığımda, rahatlıyorum içimi bir huzur kaplıyor. Anlayış geliyor sonra, olan şeyin beni nasıl eğittiğini ve ortaya çıkan bilginin değerini görüyorum.

Yaşamlarımızı sevmek mümkün. Anı onurlandırmak mümkün. Egoyu ciddiye almamak, konuşanın o olduğunu bilmek, beraberinde farkındalığı getiriyor. Farkındalık sizi şimdiye demirliyor. Ama konuşan ego ile özdeşleşirseniz, cehenneme giriş kapısı açılıyor, kendinizi içeride buluyorsunuz.

Dünyada cenneti bulmak mümkün. 

Hatırlamak, hep hatırlamak, unutmaya meydan vermemek.

Hatırlatmak, daima hatırlatmak böylece hiç unutmamak.

Ben size hatırlattım, lütfen unuttuğumda siz de bana hatırlatın.

NAZLI AKIN