28 Ocak 2013 Pazartesi

Deneyimden, bilgeliğe...


Ne zaman biri seni çok rahatsız ederse, onun varlığından nefes alamaz hale gelirsen, bil ki kaçmaya çalıştığın kendinsin.

Bazen öyle yanlış yorumlar yapıyoruz ki, kendimizle ilgili. Bu yorumlara inanıp, ameliyat ediyoruz ruhumuzu; uyuşturmadan, acıtarak. Şefkat duymuyoruz varlığımıza. Sevemiyoruz her halimizi.

Kendimizi kabul etmeden, bir başkasını içeri almak neredeyse imkansız. Oysa başkalarını sevmeye çalışırken, kendimizi bölüyoruz. Sevmeye çalışarak, sevilmez. Sevgi kendinden doğar. Akışkandır doğası. Yayılır, sarar, her şeyi ve herkesi.

Bizim sevgi sandığımız ne peki? Çoğunlukla egoların oynaşması; genellikle; empati, bazen; sıcak ve samimi duygular sepeti.

Neden mi? Öyle kolay vazgeçiyoruz ki birini sevmekten. Ufak bir hata, egomuzu yaralayacak bir davranış, sevgisizliğe dönüştürüyor sevgimizi. Ya da, bizim sevgi sandığımız ama adı zaten hiç sevgi olmamış duyguları.

Son günlerde yaşadığım deneyimlerden, çıkardığım sonuçlar:

1-    Kendini, duygularını, düşüncelerini yorumlama. İzle. Tarafsız bir gözlemci olmak, kendin ve başkaları için yapabileceğin en kutsal şey. Sevgi, bu kutsallıktan doğar.

2-    Acele etme! Kararlarını verirken dingin ol! Yüreğin sakin, zihnin bulutsuz olsun.

3-    Kendine iyi davran, daha iyi bir dostun yok, olamaz da. Kendisiyle dost olmayı başarmış bir varlık, herkese, her şeye karşı, nazik ve saygılı olur.

4-    Eğlenmek, gülmek, neşe saçmak sadece seni değil dünyayı da iyileştirir. Gül, oyna, neşe saç. Gülünç ve kaygısız olmak için zaman ayır.

5-    Dış görünüşündeki kusurları, ölüm kalım savaşı haline getirme. Kendine özen göster, yediğine içtiğine dikkat et ve aynalarla barış. Hiçbir kusur, güzelliğini örtmez. Zihnin ve kalbin güzelleştikçe, bedeninde var olduğunu düşündüğün kusurlar, görünmez.

6-    Yarat! Bu en değerli, en kutsal uğraştır. Yeteneklerine sahip çık ve kullan onları.

7-    Çocuklarla ve hayvanlarla zaman geçir. En saf halini, onların gözlerinde seyret.

8-    Dua et, meditasyon yap ya da hiçbir şey yapmadan, gözlerini kapat. Gün içinde, yalnız ve sessiz dakikalar geçir. Sessizliğinden, bilgeliğine bağlanırsın.

9-    Yürü, hareket et, koş, zıpla, dans et! Tembelliğe mahkum etme bedenini.

10- Ev ve dışarısı arasındaki dengeyi iyi kur. Mutlaka dışarı çık, mutlaka evde de zaman geçir. Ruhun en iyi ayarlamayı senin için yapacaktır.


NAZLI AKIN


27 Ocak 2013 Pazar

KENDİNE GÖÇ ETMEK



Bazen, göç etmek ister insan. Yeni bir iklime, yeni bir coğrafyaya. Bu doğuma benzer. Sancılıdır. Kişinin kendini doğurması en zor göçtür, eski bir kimlik bırakılır. Başka bir toprağa uyumlanırken sizin de yenilenmeniz şarttır. Yoksa toprak kusar sizi. Kabul etmez, bağrına basmaz.

Bugün kabuk atıyorum ruhumdan. Gün geceye dönerken, ben de kendime dönmek istiyorum. Kendimi anlamak, kendimi sevmek, kendime şefkat duymak istiyorum. Varlığımdaki düğümleri çözmek, arınmak, temizlenmek istiyorum.

Beni sallayan bu fırtına, yapraklarımı dökebilir sadece. Köklerim derinde.

NAZLI AKIN

25 Ocak 2013 Cuma

Etrafımızdaki insanlar

Çevremiz bize benzeyen insanlarla doludur. Her ruh benzerini çeker yakınına. Siz kimlerle zaman geçiriyorsunuz? Arkadaşlarınız kim? Buluşmalarınız keyifli mi? Yoksa çoğu zaman eve enerjiniz tükenmiş olarak mı dönüyorsunuz?

Etrafımızdaki insanlar bize ayna tutar. Rahatsızlık veren her davranış, bizi içeriye bakmaya zorlar; kalbimize... 

Neleri temizleyemedik, nelerden arınmalıyız? Bu soruların cevabı yakınımızdaki insanların, hoşlanmadığımız huylarında gizli olabilir.

Bir de bize mutluluk veren, yüzümüzü güldüren insanlar vardır. Samimi, içten, temiz ve sahici dostlar. Onlar da bizim yansımamızdır. Gördüğümüz tüm güzellikler, kendimizde de mevcuttur.En yüksek potansiyelimizi bize o kişiler gösterir. Yeteneklerimiz, iyi niyetimiz, sevgimiz; bize onlardan görünür.

Yargı, bu sebeple çok tehlikeli bir tuzaktır. Diğeri diye dışarıda bırakmaya çalıştığımız yine bizden başkası değildir çünkü. Yargıladığımız anları fark etmek, bir hazinedir. Karşımızdaki kişiyi anladığımız her an, kendimizi de anlarız.

Kabul, bu sebeple çok değerli bir hazinedir. Diğerini, kalpten kabul ettiğimizde, kendimizi de kabul ederiz.

Anlayış, bu yüzden çok değerli bir hazinedir. İkilik, birliğe dönüşür. Bütün güzellikler, anlayıştan doğar.

NAZLI AKIN



22 Ocak 2013 Salı

ŞİMDİ VE SONSUZLUK


Bugün içimde tarifsiz bir sevinç var.  Sebepsiz, akışkan, kendinden doğan…
Kim bilir kaç mevsimdir koşullara bağlı mutluluklar yaşadım, sevmek için nedenler buldum.

Yazıyı kağıda döken parmaklarım dans ediyor şimdi.

Kim bilir kaç yaşamdır geleceğe mahkum ettim ruhumu.

Kim bilir kaç yaşamdır geçmişe takılıp kaldım.
Her bir an, hazine varlığıma. Şimdi, okyanus gibi. İçinde kal ve rahatla.

Şimdi, çok derdin dermanı. Şimdi, çıktığım yolculuğun adı.

Anın tadına varan ruhum, özgürleşti yarınlardan.

Şimdi öyle bir neşe saçıyor ki varlığım; yayıldım uzandım uzadım.

Şimdi, ruhun dilidir. Ruhunuzu işitin.

Şimdi, bütün kilitleri açan anahtardır. Asla dışarıda kalmazsın, kapıdan dönmezsin, dostundur.

Şimdi, çok seviyorum, çok seviliyorum.

Şimdi, sonsuzum. Şimdi, sonsuzsun.


NAZLI AKIN

19 Ocak 2013 Cumartesi

DOSTLAR SOFRASI


Dost!  Gel içeri

Kapım her daim açık sana.

Aşka bakan kalbin, deryadır bana

Görmezsem kendimi o su da

Eksik kalırım, bu yol da, yolculuk da.

 

Dost! Gir içeri, kalbin bahar, bahçe bana

Saymadım, sayamadım kaç kez yürüdük orada

Ne sıcaktır dilin senin;

İklimin nimet bana, toprağın tarla bana.

 

Dost! Sesin şifa, dilin baldır.

 

Sen olmadan, dönmesin dünya

Sen gelmeden, kurulmasın sofra

Varlığın katık, ekmek bana.
 

 yazan-seslendiren: Nazlı Akın


 

12 Ocak 2013 Cumartesi

ANAM CARA ( MÜZİKLİ ŞİİR DİNLETİSİ)

Yazar: Özge Esirgen  Seslendiren: Nazlı Akın
Anam Cara
Gül kokusu ile geldim,
Bir akşam üzeri idi...
Ellerimde binbir çiçek motifi,
Fakat gül kokusu ile geldim,
Güneş batmak üzere...
Söyle bana bin yıllardır gidip gelen,
Var mı dostluğumuzun bir ismi?
***
Yatağıma uzanıp duruyorum,
Tanrı biliyor kaç gece geçirdim burada,
Bedenim içinde dönüp dolaşıp da,
Bir türlü uykuya dalamadığım.
Ve o gecelerin sonunda,
Ellerimden tutup da kaldıran,
Hep sen oldun,
Sen ve yanındakiler oldunuz.
O gece,
Hilal bir türlü tam bir aya dönemiyordu birden bire.
Bir gecede bir kereden fazla dönemiyor Dünya,
Koynumdaki umutların hızına yetişemiyordu.
‘Herkes gülümseyecek Anam Cara, herkes...’diyorum.
‘Evet...’diyordun. ‘Biliyorum.’
Henüz çocuğum, küçük elbiseler giyip dolaşıyorum gündüzleri.
Sen de çocuksun.
Henüz çocuğuz, kuşların peşinden gidiyoruz hergün.
Fakat, geceleri, o gece,
Uykuya dalamadığım her Moonday,
Kalbimin orta yerinde bir gökgürültüsü,
‘Yukarıdaki bulutlar ne diye bu kadar sessiz?’
Diye dalıp giderken sonuna dek açık pencerelerden,
‘Herkes gülümseyecek Anam Cara, herkes...’ diyorum.
Ve sen yattığın yerde, duyuyor,
‘Evet...’ diyordun. ‘Biliyorum.’
***
Birgün...
Hangi uğuru kalmamış gündü o gün?
Kapanan koyu renkli bir kapının sesini duyuyorum,
Uzandığım yerden.
Şaşkın, korku dolu, çaresiz bir genç kız; ben.
Dolaşıyorum dört duvarı günlerce...
Çıkış yok, varış yok...
Kapı, senle ben arasına kapanan bir kapı.
Ne zaman oldu, neden oldu?
Bilmiyoruz...
Almış kendini, ve aşağı köylerden birine yerleşmişsin,
Sade, doğa dolu bir etraf,
Kendi ellerinle boyadığın küçük, sana göre bir ev...
Bahçede uyurken buluyorum seni,
Fakat dokunmuyorum.
Dokunmak yasak,
Ses etmek de yasak.
Kokumu saklıyorum göğsüme,
Duymayasın diye.
Ve sessizce birkaç şarkı söyleyip,
Uzaklaşıyorum yanından...
***
En sevdiğim bitkilerime soruyorum tepeye döndüğümde;
‘Niçin konuşamıyoruz artık onunla,
Anam Cara nerde?
Uyku da mı, bensiz bir rüyada mı?
Öyleyse de,
Gidip rüyasına bu gümüş aynayı versem?
Bu, onun en sevdiği şey,
Herkesin gülümsediği güne açılacak kapı...’
Ses etmiyor yeşil alem...
Kalpten, kalbime;
‘Arayacaksın, tek yolu bu...’
Diyorlar sade.
***
O gün,
Birkaç resim görünüyor gözlerime,
Adım atmadan önce,
Çıkacağım yol üzerinde.
Yalnızım, gene,
Yollara düşmüş,
Peşindeyim sandığım,
Sana giden bir yolda.
Bir resimde yaralı,
Ötekinde aç ve susuzum.
‘Belli ki yol düz değil...’diyorum,
Duyuyor musun?
Oysa, aldırmaksızın,
Resimleri sırtıma vurup,
Eğiliyorum vadinin sırtlarına doğru.
Hazırlan Anam Cara,
Yarın, Güneş doğar doğmaz,
Seni aramaya çıkıyorum,
Senin bana doğru geldiğin yerlerin birinde...
***
Ve sen,
Mutlaka,
Bir yerlerde,
‘Evet...’ diyordun. ‘Biliyorum.’

Anam Cara: Eski Gael dilinde, derinden bağlı olunan ‘ruh arkadaşı’ anlamına gelir.
Moonday: İngilizcedeki Pazartesi anlamına gelen ‘Monday’, Moonday sözcüğünden gelir ve anlamı ‘Ay günü’dür.

Asırlardır Sevgilim

Asırlardır sevgilim,

Buraya her geldiğimde seni sevdim.

Bu kaçıncı sarılışın

Bu kaçıncı tadışım teninin tuzunu

Bu kaçıncı sevgimin değişik halleri.


Asırlardır sevgilim 

Her geldiğimde buraya

Seni sevdim, en çok seni...


Her ömürde seni sürdüm sefa diye

Her yaşamda seni buldum

Doymadım, doyamadım.



Çocuk yüzün, gözlerindeki hüzün tanıdık.

Kaç yaşamdır biliyorum seni.

Kaç yaşamdır seviyorum seni.

Asırlardır sevgilim,

Sevişin beni, öyle güzel ki...


NAZLI AKIN


11 Ocak 2013 Cuma

KONUŞAN KİM?

Egoların sohbetini işittiniz mi?

''Benim bankadaki param, benim evim, benim işim, benim çocuğum, benim eşyalarım, benim acılarım'' diye başlayan cümleler; dinleyen tarafın aynı kelimelerle başlayan muhabbetine eklenir.

Hepimiz böyle konuşuruz arada, derdim o değil. Bazı insanlar, sadece bunlardan bahseder, dertleriyle yatar, sorunlarıyla uyanırlar. İyi bir cümle etmeye kalksanız; ''Sen benim neler çektiğimi bilmiyorsun '' derler. Büyük aşkla, dramlarına  sadık yaşarlar; ama hiç bir kutsal değere bağlı kalmazlar.

Sohbet eden kimdir? Kim kime ne anlatır?  Bilinmez.

Ruhların söyleşmesi, öyle midir? Samimiyet, sevgi, anlayış, sohbeti hakiki bir buluşmaya çevirir. Kalpler buluşur, birbirine değer, melekler bile eşlik eder.  Böyle sohbetler, sadece bir araya gelenler için değildir, evrene de katkısı vardır. Kurulan pozitif cümleler, yüreği ısıtan sıcak duygular, kahkahalar bazen de gözyaşları ile geçirilen zengin zamanlar, her varlığı manevi yönden besler. İnsanın ruhsal gelişiminde, böyle anların çokluğu bir hazinedir.

Bugün bir kalbe dokunun. Samimi bir sohbet, ilk adımınız olsun. Gerçek ilgi, her insanı derinden etkiler. Bugün öyle çok sevin ki; her gün daha fazla sevin böylece.

Vermek, önemli bir yetenektir; ne kadar yetenekli olduğunuzu göstermenin tam zamanı...


NAZLI AKIN





7 Ocak 2013 Pazartesi

BİÇİMİN ÖTESİ

'' Ego her zaman dağ olmak ister.''

Eckhart Tolle söylemiş bu müthiş sözü.  Bugün enteresan bir deneyimin içinde buldum kendimi. Her zaman peynir ekmek yer gibi, kolaylıkla yaptığım bir işi beceremedim.

Yapamamak, becerememek gibi durumların içine girince, egonuz sizi yer bitirir. Çünkü kimliğiniz, iyi yaptığınız işlerle form kazanır. Kötü yapmak ya da becerememiş olmak, çok yaralar egoyu. Benim yaralı egom da konuştu durdu. Bilirsiniz o halleri.

Olanın etkileri devam etti. İnternette gezinirken, bir video çıktı karşıma. Şu cümle beni çok etkiledi: 

"GENELLİKLE FELAKET, FORMLARIN YOK OLMASIDIR."

Fikrimce egonun felaket diye tanımladığı durum, ruhun tekamül etmek için ihtiyaç duyduğu deneyimlerdir. Bugün yaşadığım anlar toplamında, özüme hizmet etmeyen hiç bir şey olmadı.

Yaşam da her şey bizim için. Olana direnmek, işimizi zorlaştırıyor. Bu nasıl benim başıma geldi dediğimiz durumlar için zor gelse de teşekkür edelim. Bilelim ki görünmeyen rehberlerimiz ruhumuz için çalışıyor. Bu oyunu onlar bizim için seçti, çünkü ihtiyacımız vardı.

İnsanız; hep güzel deneyimler yaşamak istiyoruz.  Başarılı olmak, fark edilmek istiyoruz. Gerçek güzellik, formların ötesinde gizli.

Saf bir kalp, bir çocuğun minnet dolu gülümseyişi, bir şiirin varlığımıza hissettirdikleri, köpeğimizi okşarken yaşadığımız mutluluk; ruhumuza daha yakın hissettirir.

Huzur dolu anların kalbimizde estirdiği rüzgar, hiç bir formun güzelliği ile kıyaslanamaz.

Biçimin ötesinde gizli olan öz, hepimizi Yaradan'a götüren yoldur. O yolda eğilip bükülmek, biraz acı çekmek, hoşumuza gitmeyen durumlar yaşamak tek bir şeyin göstergesidir; O'nun eli üstümüzde...

O ışıktan ele ne kadar teşekkür etsek yetmez...



NAZLI AKIN




6 Ocak 2013 Pazar

Pi'nin Yaşamı


Hindistan’dan Kanada’ya giden bir yük gemisi, içindeki hemen hemen tüm canlılarla birlikte trajik şekilde batar. Bir can kurtaran filikası, uçsuz bucaksız vahşi Pasifik Okyanusu'nun ortasında yapayalnız kalır. Sandalın hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktan oluşmaktadır. Pi'nin hayvanat bahçesi işleten ve hayvanlarıyla göç yoluna koyulan ailesi, batan gemide yaşamını kaybetmiştir.

Pi, kurtuluş yok gibi görünen bu okyanusta zayıf bir sandalda yanındaki hayvanlarla birlikte hayatta kalma savaşı verir ve keskin zekası ve zooloji bilgisiyle besin zincirine kurban gitmez. Ama şimdi Bengal Kaplanı ile teknede baş başa kalmıştır. Dev kaplana yem olmamak için hayvanla anlaşmanın ve yakınlaşmanın yollarını bulur. Sıra dışı yolculuk sona ermeden büyülü bir adaya varacaktır...

Filmi izlerken tam bir görsel ziyafet yaşıyorsunuz.  O yırtıcı hayvanlar, burnunuzun dibine kadar gelip, gözünüzün içine bakıyor,  koca okyanusun ortasında siz de kendinizi Pi sanıyorsunuz.  Konusu bir hayatta kalma öyküsü gibi görünse de, sembolik anlatımlar oldukça çarpıcı.

Vahşi Bengal kaplanı ile Pi’nin ilişkisi çok etkileyici. Her şeyi parçalayan kaplanı, zapt etmek neredeyse imkansız gibi görünse de, Hintli çocuğun zamanla çok yol aldığını ve kaplanla aynı tekne de uyumaya başladığını görüyoruz. 

Egolarımızı ehlileştirmek, hiç de kolay değil. Tıpkı kaplan ve çocuğun ilişkisi gibi. Ciddi bir çaba, çalışma ve en önemlisi de korkusuz olmayı gerektiriyor. Pi, manevi yönü,  oldukça kuvvetli bir çocuk. Okyanusun ortasında Tanrı ile yaptığı konuşmalar, çok samimi. Ailesini kaybetmiş olmasına, gözünün önünde yaşanan, hayvanların kanlı savaşına rağmen aklını yitirmiyor.

Yaşam, koşullara ayak uydurmayı, esnemeyi, akışta olmayı öğretiyor bize. Pi, çok zor bir deneyimden pek de şikayet etmeden, temiz bir kalple çıkmayı beceriyor.  Bizler koca şehir de sürekli yakınarak yaşamayı adet haline getirdik oysa.

Kabul idraklerimize yerleşsin de, olanla mutlu olmaya başlayalım. Eğer yaşam da tatminsiz biriyseniz, bu filmi şiddetle öneriyorum.  Bazen güçlü bir fırtına çıkar ve hayatınız kökünden değişebilir.


NAZLI AKIN


1 Ocak 2013 Salı

Kadın Olmak


Kadın olmak; nezaketle yaşamaktır, şefkat duyabilmektir. Kadınların kalbi yumuşaktır.

Kadın olmak anne olmaktır. Doğursun, doğurmasın her kadın ana yüreğine sahiptir. Dişi enerji kucaklar bizi, bağrına basar.

Bir kadın fedakarlık yaparken etrafına rahatsızlık vermez. Uykusuz geceler, yorgun bir beden onu asla yıldırmaz.

Dişi enerjiye çok ihtiyacımız var. Anne sevgisine, kucaklanmaya, değerimizin bilinmesine... O şefkat dolu, yumuşacık enerji ortaya çıksın hepimizin içinden; görünür olsun artık. Birbirimize güzellikler verelim sadece. Yıkıcı enerji dönüşsün, yerini yapıcı, olumlu bir enerjiye bıraksın.

İçimizdeki anlayış ve hoşgörü akıcı hale gelsin. Merhametin ve huzurun sesini duyabilsin varlıklarımız.

Düşüncemiz temizlensin. Güzel bakalım, güzel görelim hep. Bazen de görmezden gelelim, kusura bakmayalım. Kusur örtelim, üstünü açmayalım.

Bir anne yumuşaklığı ile yaklaşalım birbirimize. Herkes sevildiğini ve değerli olduğunu hissetsin.

Eğilelim birbirimize, bükelim ben'leri... İnsan olmanın tadına varalım.