27 Nisan 2013 Cumartesi

KONTROL CANAVARI


Zihnim sürekli sonraki anları planlarken, en yüksek hayrıma hizmet etmiyorum biliyorum ama içimde bir kontrol canavarı var.

Canavar çok cengaver... Her şeyi bilmek, yönetmek, akışa sürekli müdahale etmek istiyor.

Canavar,  kutsal saydığım tüm değerlerin üstünde tepiniyor.

Canavar, yüksek sesle konuşup, kalbime dolan yumuşak fısıltıları işitilmez hale getiriyor.

Canavar çok marifetli, kılıktan kılığa girerken hiç zorlanmıyor.

Ego tepesinde bir kulede yaşarken, yukarıdan bakıp, her şeyi yargılıyor.

Öyle zamanlarda iki seçeneğim oluyor:

“Akışa teslim olmak”

“Canavara teslim olmak”

Akışa teslim olmak için içerideki bütün kuvvetleri harekete geçiriyorum. 

Ruhuma iyi gelen, denenmiş ve işe yaramış her ne varsa uyguluyorum. Herkesin listesi farklı olabilir önemli olan uygulamak. (Bana iyi gelenler mantra müzik dinlemek, yürüyüş yapmak, yoga, meditasyon, doğada zaman geçirmek, köpeğimi sevmek …)
Canavar kuleden gittiğinde geriye güzel şeyler kalıyor. İçimdeki neşe yönetiyor hayatımı. 

Kulenin sahibi temiz bir sestir. Çokluk barındırmaz. Başa çıkamayacağı hiçbir durum yoktur. Akışa güvenir. Kendinden daha yüksek bir güce teslim olmayı becerenler, yaşamın tadına varan varlıklardır.

Neşeniz daim olsun...
NAZLI AKIN

18 Nisan 2013 Perşembe

Işık ve tohumlar


Yavaşla!

Güzellikler görünmez bu hızla…

Nefesini tutma, nefsini tut!

Işılda, ışıkla parla!

Saç tohumlarını etrafa…

Şimdi dünyayı aşkla boya.


Haydi! Vur davula!

Kendi tokmağınla.

Haydi! Bas toprağa!

Kendi adımınla.

Haydi! Yaz sayfaya!

Kendi imzanla.

NAZLI AKIN

17 Nisan 2013 Çarşamba

RUHUN MÜZİĞİ


Ruhun seni bekliyor. Binlerce yıldır. Beraber yürüyeceğiniz yolda, hiç yorulmadan, en sadık dostunu bekler gibi, geleceğinden emin, ayak seslerini duymaya hasret…

Bu yolculuk, çıktığın diğer yolculuklardan farklı; valizin hazır, biletin alındı, kalacağın yer ayarlandı, sana düşen kalbinin sesini duymak ve dinlemek.

Bazen adımlarına güvenmek, yapacağın en iyi seçimdir. Kendini didiklemeden, sorguya çekmeden, yola bırakmak ayaklarını.  Seni taşıyan toprağa inanmak, yere sağlam basmak adımını…

Yol seni bekliyor. Tüm güzelliği, iniş ve çıkışları, tünelleri, köprüleri ile.

O yolda, seni bekleyen her ne ise, ihtiyaçtan doğar. Ruhunun ihtiyacından. Sana düşen, olanı selamlamaktır. Yol seni temizler, olan her ne ise, arınmaya hizmet eder. Arınmak, yaralı ruhlarımızın en acil ihtiyacıdır.

Arındıkça güzelleşir, hafifler ruhun. Kendinde görmediğin o hazine, bir anda şimşek çakar gibi görünür olur. Hazine ruha aittir ama onu paylaşmak sana düşer. Hazine, paylaştıkça çoğalır, bunun tadına varan ruhun, kendini hizmete adayacaktır.

Kalbin, yolla buluştuğunda, ruhunun müziğini işitirsin. O müzik, yol pusulandır. Yönü kalbin belirler, ruhun şarkıya eşlik eder.

Ruhun şarkısını duyanlar çoğaldıkça, dünyaya ışık demetleri yağıyor.

Duy şarkını! Eşlik et, dudakların sadece güzel kelimelere hizmet etsin. Dilin, bal olsun!

Söyle şarkını! Her ruh, Yaradan’ın eşsiz bestesidir. Kaynak, hatırlamanı ister.

Hatırla! Ne kadar muhteşemsin! Sen, O’nun bestesi, O’nun parmak izisin.

Unutma! Sen nadide bir incisin.

Gözüne, kendini görmeyi öğret! Kulağına, sesini duymayı! Kalbine, koşulsuz sevgiyi!

NAZLI AKIN


16 Nisan 2013 Salı

Egonuzu Tanıyor musunuz?


İçimde dolaşan memnuniyet, dışarı çıkmak istiyor.

“Teşekkür ederim. Olan her şey için. Olacak olanlar için…”

Zihnim geri çekildi. Yavaşlamanın değerini fark ediyorum. “Sadece yukarı çıkışlar vardır” diyen o kutsal cümleyi kavrıyorum. Aşağı düşüşler, egoya büyük zarar verir.

Çok kırılan, yıkılan, söylenen, yapmak istemeyen, üşenen bir ego, hepimizin çalışması gereken ilk derstir. 

Ego üzerine okudukça fark ettiğim ilk şey, kendi egomu nasıl yakaladığım. İş yakalamakla bitmiyor, bazen o his ya da düşünceyi bertaraf etmek kolay olmuyor. 

“En büyük egoya sahip kişiler egonun ne olduğunu bile bilmezler.” Eckhart Tolle durumu böyle açıklıyor. Ego üzerine yazdığı elimden düşürmediğim kitapları var. Okudukça kendi egom hakkında çok şey öğrendim.

Ego ile kendini bilmek arasında doğrudan bir ilişki var. Her varlık kendi üzerinde çalışır, zaaflarını cesaret göstererek tespit ederse dünya keyifli bir yer haline gelebilir.

Öfkeden kuduracak gibi olduğum birkaç olayda kendimi yakalama fırsatım oldu. Yakaladığım an öfke yerini farkındalığa bırakıp geri çekildi. Bunu becerebildiğim zamanları çok önemsiyorum. Egom üzerinde kontrol sahibi olabildiğim her olay beni güçlendiriyor.

“Egoyu fark edip gördüğünüzde o artık ego değil eski bir davranış veya düşünce kalıbıdır.”

“Ego ne dostunuzdur ne de düşmanınız . Sadece kontrolü eline geçirip sizi bilinçsiz kılandır.”  (Eckhart Tolle)
NAZLI AKIN


15 Nisan 2013 Pazartesi

KABUK


"Dualarım seninle" dedi “sonsuzlukta kal.”


Yola koyuldum kolumda zamanı gösteren çantamla. 

Daldım sık ağaçlı bir ormana. Yürürken, gözlerimi kapadım, adımlarımı yavaşlattım, bir ses duymak için kalbimi dinledim:


“Yolun tarifi çoktur, gitmek isteyen seçeceği yolu bilir. Herkes yol tarif edebilir, handa hancı boldur. 

Kimi kestirme yolu söyler, kimi hep gittiği yolu. Yol bu sordun mu;  herkesin verecek cevabı bulunur.


Ey fani! Yol ararsın bu ormanda kaybolmamak için, ama ormanı dinlemeyi hiç akıl etmezsin. Ormanı duyduğunda daha iyi bir rehber olmadığını anlayacaksın.”


Gözümü açtım, ormanı duymanın ne demek olduğunu düşündüm. 

Ne zamandır gerçekten işitmiyordum ağaçları, sessizliğimden beslenmemiştim epeydir.


Her adım attığımda ormana uyumlanıyordum, toprak eşlik ediyordu bana, ayaklarımın sesi giderek bir melodiye dönüştü kuşların şarkılarını işittim.


‘Kuşlar da şarkı söyler kızım.”


Siyah beyazdı tüyleri, gördüğüm hiçbir kuşa benzetemedim. "Adın ne" diye sordum o anda devasa bir meleğe dönüştü. 

Tüylerinden birini yerden aldım, zamanı gösteren çantama koydum.

“Başın sıkıştığında ona dokun, yolu göreceksin.”  

Beni bekleyen tehlikelerden söz etti. Ormana alışık değildim, onu can kulağıyla dinledim. Kendime olan yolculuğum böylece başlamış oldu. 

Aradığım hakikatti, sahte benliklerden yorgun düşmüştüm, derinlerde bir yerde özüm saklıydı, onu bulduğumda kabuklara ihtiyaç duymayacaktım.


Orman içinde barındırdığı onca canlıya rağmen ne kadar sadeydi, her varlık kendini gerçekleştirmeye çalışıyor, varoluşuna izin veriyordu. 

Dünya yaşamını düşündüm,  öylesine maddeye bulanmıştık ki, doğal olan her şeyden kopmuştuk.  


Bir zamanlar ormanı duyabiliyorduk, o kadim çağlarda,  illüzyon böylesine hakikate karışmamıştı.


Bir gece o rüyayı gördüm. 

“Yola çıkmadan gideceğin yere varamazsın” dedi anne bana; adı anneydi... Hepimizin annesiymiş. 

Saçlarımı taradı yeşillikler içinde bir evde, ruhumdaki yaraları sardı. 


"Anne" bana yola çıkmaya hazır olduğumu söylediğinde,  bir çanta hediye etti. Bu çanta omzumdan çıkarmamam gereken, zamanı gösteren özel bir çantaydı.

Şimdi ormanda yürürken kim olduğumu bilmiyorum. Yürümem gerek, sadece yürümem ve nefes almam gerek.  


Oysa yola çıkmadan önce kim olduğumu bildiğimi sanıyordum, bir kimliğim vardı; evim, arabam, bir işim vardı.


Yola çıkmadan önce kabuktum sadece.

NAZLI AKIN



 


 


 

10 Nisan 2013 Çarşamba

"AŞKSIZ GÖLGELER" İSİMLİ KİTAP HAKKINDA


Kitabın, doğallığını ve çıplaklığını sevdim en çok. Yazar Kadir Aydemir, kitabına kalbini çivilemiş; o kadar derinden gelince yazı, samimiyeti vurucu oluyor.

Annesini, babasını, babaannesini, aşklarını okurken, tanıyorsunuz anlattığı insanları. Kendi geçmişiniz, eski bir kitabın içinden çıkan fotoğraf gibi, düşüyor önünüze.

Kitap okurken, en sevdiğim cümlelerin altını çizerim hep, eskiden kalma alışkanlık. 

“Zaman efendisidir ruhumuzun.”

“Ağzı yemyeşil bir çayırlıktı.”

“Üstümde bir yılan gibi kayıyordu.”

“Uyanmalıyım artık. Uyanmalı…”

“İlk toprağı sen serp babanın üstüne.”

“Annem zamanla bir ağaca mı dönüşüyor yoksa…”

Güzel cümleleri biriktirmek için, kitap okumak ve yaşamı seyretmek iyi bir yol.

Yazar Kadir Aydemir, kendi yaşamından damıttığı cümlelerle okuyucuyu kitaba bağlıyor. En sevdiğim yazarlar, sayfalara yaşamından katanlar oluyor.

Kısa hikâyeler içinde “yanlış soru” beni en çok etkileyenlerden biri oldu. Zaman algısı, mekân algısı her birimiz için farklı anlamlar taşıyor. 

“Hediye” isimli kısa hikâye, annem sürekli örgü ördüğü ve parmakları yamulduğu için kalbime çok dokundu.

En sevdiğimi okudum, büyük bir keyifle, dinlerken siz de tadına varırsınız umarım.
NAZLI AKIN


 

7 Nisan 2013 Pazar

BETONDAKİ AĞAÇ


“Ağaç dik duramıyor.” dediler, “keselim.”

Çaresiz seyrettim eğilmiş, yere değen dallarını. Yaprakları canlıydı ama bir derdi vardı. İnsan dertlerle büyür derler.  Tuzsuz aşım, dertsiz başım derler. Herkes bir şeyler bulur söylemek için. Dil muradına ermek ister, ağız oynamak, yüz kıpırdamak ister.

“İnsan aldıkça fazlasını istermiş.” Vuslat teyzem söylerdi. O pek bir şey almadı hayattan. Hiç evlenmedi, çocuğu olmadı. “Pamuk ellim” diye severdim çocukken bulaşık yıkamaktan buruşmuş ellerini.  Hiç oje sürmezdi tırnaklarına, saçlarını boyamazdı. Ömrü aynı etek aynı bluzla geçti gitti. Yine de dik dururdu hep. Eski toprak işte.

Saniye sultan ve Vuslat teyze… İki katlı ahşap evin bahçesindeki mor ortancalar gibi aydınlıktı yüzleri.  O zamanlar evler kalabalıktı, çoluk çocuk neşe içinde yaşardık.

“Fırtına devirmiş koca ağacı baksana, yazık keserler bunu.”

Ağacın gövdesine bakıyorum, kalın ve güçlü yine de fırtınaya direnmemiş.  

Saklambaç oynarken gözlerimi tam kapamazdım, bu ağaç kaz kez şahit oldu ama ele vermedi beni. Yapraklarını yoldum, çiçeklerini kopardım, dallarını kırıp toprağa resim yaptım hiç ses etmedi.

“Kesmeyin ne olur! Ben kaldırırım onu, oturturum yerine yeniden, köklerini bırakır zamanla derine.”

Duymuyorlar, biri gelip sallanan ağacı sarsıyor, bir çıtırtı oluyor. Ağaç kırılıyor.

Vuslat teyzem pencereden bakar, şarkı söylerdi bana. Yayla gibi sesi vardı, ferahlardım.

Yeri kucaklayan dallarına basıyorlar, yaprakları rüzgârda uçuşuyor. Direnmiyor, yok olmaya razı.

Ne yokluklar gördük o mahallede. Çocuğun biri kayboldu, kolundan bileziklerini çaldılar yaşlı teyzenin, sütçünün kızı birine kaçtı, yufkacı teyze kocasını dövdü.

Evcilik en sevdiğim oyundu, komşuculuk ikincisi. Çocukken komşular gelirdi,  şimdi on beş katlı apartmanda kapımın karşısında duvar var. Kapın başka kapılara bakacak sevmek için yaşamı.

Çocuklar buluyor ağacı, dallarına renkli kurdeleler bağlayıp sürükleyerek bir duvara yaslıyorlar. "Dilek ağacı" diyorlar, ölmesin diye pembeye boyuyorlar.

Çocukların dileğini kabul ediyor ağaç, betona kök salıyor.

NAZLI AKIN

2 Nisan 2013 Salı

PEMBE VALİZ VE FİL


Hiç bitmedim, hep yarım kaldım, arayışa aşığım.

Yola çıkmalıyım, yolcu olmalıyım. Elimde küçük, pembe bir valiz, hep gitmeliyim.

Burada ne işim var? Bir bilet almalıyım, bağları koparmalıyım, sökmeliyim yamalı dikişleri.

Kalbimden koptu bu gidiş. Kokusunu duyuyorum yolun.

Kim bu benden gitmeyen? Tepemde bir kiracı gibi oturan kim?

İçimde bir fil var. Uzun, sevimli hortumuyla, tüm yemekleri içine çekiyor. Yiyor, doymuyor. Yiyor, doymuyor. Mutfakta yaşıyor.

Olur olmaz zamanlarda tuhaf şeyler istiyor. Saat kaç olursa olsun buluyorum, bir dediğini iki etmiyorum.

Fil zamanla evi ele geçiriyor, mutfaktan salona taşınıyor. Koltuğuma oturuyor, yatağıma yatıyor, bana yaşayacak alan bırakmıyor. Gövdesi öyle yayılıyor ki etrafa, sürekli ona takılıp düşüyorum.

Bir bilet alıyorum, pembe bir valiz buluyorum, yola çıkıyorum.

Otobüse biniyorum, rahatlıyorum. Varacağım bir yer yok. Günler sonra rahat rahat uyuyabilirim.

Pencereden diğer yolcuları seyrediyorum, hepsi telaşlı ben değilim. Otobüsün dolmasını bekliyorum sakince.

Bir çocuk biniyor annesiyle, yanıma oturuyorlar. Elindeki oyuncak fili bana gösteriyor, zorla gülümsüyorum.

NAZLI AKIN (ARAYIŞ VE İŞTAH, 6 DAKİKA, YAZI EVİ)

1 Nisan 2013 Pazartesi

ARKASI YAĞMUR OLSUN!


İstanbul’un nemi geldi, ciğerime oturdu yine. İnsanı nefessiz bırakan buhardan bir yumak, her şeyi bulanık görmeye neden olan kıvamlı pus.

Bugün neme teslim olmakta güçlük çekiyorum, bana zihni çağrıştırıyor çünkü.

Aklım güneşli, bulutsuz gökyüzünü örnek almalı. Nem, dağılmış savrulmuş fikirleri, yaratıcıkla buluşturmadan sofraya bırakıyor.

Arkası yağmur olsun! Islanan toprağın kokusu zihnimi durdurur.

Arkası yağmur olsun! Kalpler yıkansın.

Arkası yağmur olsun!  Yüzler tebessüme dönsün.

Arkası yağmur olsun! Damlayan su biriksin ruha, bilgelik olsun.

Arkası yağmur olsun! Bir çocuk gibi ıslanmaya çıkmalı, şemsiyesiz, tedbirsiz.

Bir çocuk gibi takip etmeli yağmuru.

Elma şekerleri erisin o yağmurda. Pantolona çamur sıçrasın. Saçlarınızı güzelleştirsin su.  Adımlarınız birikintilere uyum sağlasın.

Arkası yağmur olsun!

NAZLI AKIN