15 Nisan 2013 Pazartesi

KABUK


"Dualarım seninle" dedi “sonsuzlukta kal.”


Yola koyuldum kolumda zamanı gösteren çantamla. 

Daldım sık ağaçlı bir ormana. Yürürken, gözlerimi kapadım, adımlarımı yavaşlattım, bir ses duymak için kalbimi dinledim:


“Yolun tarifi çoktur, gitmek isteyen seçeceği yolu bilir. Herkes yol tarif edebilir, handa hancı boldur. 

Kimi kestirme yolu söyler, kimi hep gittiği yolu. Yol bu sordun mu;  herkesin verecek cevabı bulunur.


Ey fani! Yol ararsın bu ormanda kaybolmamak için, ama ormanı dinlemeyi hiç akıl etmezsin. Ormanı duyduğunda daha iyi bir rehber olmadığını anlayacaksın.”


Gözümü açtım, ormanı duymanın ne demek olduğunu düşündüm. 

Ne zamandır gerçekten işitmiyordum ağaçları, sessizliğimden beslenmemiştim epeydir.


Her adım attığımda ormana uyumlanıyordum, toprak eşlik ediyordu bana, ayaklarımın sesi giderek bir melodiye dönüştü kuşların şarkılarını işittim.


‘Kuşlar da şarkı söyler kızım.”


Siyah beyazdı tüyleri, gördüğüm hiçbir kuşa benzetemedim. "Adın ne" diye sordum o anda devasa bir meleğe dönüştü. 

Tüylerinden birini yerden aldım, zamanı gösteren çantama koydum.

“Başın sıkıştığında ona dokun, yolu göreceksin.”  

Beni bekleyen tehlikelerden söz etti. Ormana alışık değildim, onu can kulağıyla dinledim. Kendime olan yolculuğum böylece başlamış oldu. 

Aradığım hakikatti, sahte benliklerden yorgun düşmüştüm, derinlerde bir yerde özüm saklıydı, onu bulduğumda kabuklara ihtiyaç duymayacaktım.


Orman içinde barındırdığı onca canlıya rağmen ne kadar sadeydi, her varlık kendini gerçekleştirmeye çalışıyor, varoluşuna izin veriyordu. 

Dünya yaşamını düşündüm,  öylesine maddeye bulanmıştık ki, doğal olan her şeyden kopmuştuk.  


Bir zamanlar ormanı duyabiliyorduk, o kadim çağlarda,  illüzyon böylesine hakikate karışmamıştı.


Bir gece o rüyayı gördüm. 

“Yola çıkmadan gideceğin yere varamazsın” dedi anne bana; adı anneydi... Hepimizin annesiymiş. 

Saçlarımı taradı yeşillikler içinde bir evde, ruhumdaki yaraları sardı. 


"Anne" bana yola çıkmaya hazır olduğumu söylediğinde,  bir çanta hediye etti. Bu çanta omzumdan çıkarmamam gereken, zamanı gösteren özel bir çantaydı.

Şimdi ormanda yürürken kim olduğumu bilmiyorum. Yürümem gerek, sadece yürümem ve nefes almam gerek.  


Oysa yola çıkmadan önce kim olduğumu bildiğimi sanıyordum, bir kimliğim vardı; evim, arabam, bir işim vardı.


Yola çıkmadan önce kabuktum sadece.

NAZLI AKIN