25 Mayıs 2013 Cumartesi

KILÇIK


Yağmur yağıyor, ağlıyorum. Islanmak istiyorum, yağmurun suyu kalbimdeki ateşi söndürebilir. Yeşil yağmurluğu giyiyorum. Dışarı çıkıyorum.
Bana hediye ettiği bu yağmurluk keşke duygularımdan da korusa beni.

O zamanlar sevgili değildik. 
Yıllar sonra bir oyunun galasında karşılaştık. Onu görür görmez kalbime saklamak istedim. Alıp ruhuma işlemek istedim. 

Yanıma yaklaştı...

“Tanışıyor muyuz” diye düşündüm.

“Evet, ama sen hatırlamadın.”

Okyanus gibi kokuyordu. Elimizdeki davetiyeler nedeni ile ayakta bekliyorduk, başka bir şey konuşamadık, ışıklar azaldı, ben boş bulduğum bir yere geçtim o da yanımdaki koltuğa oturdu...
Heyecanlıydım, nereden tanışıyoruz diye düşünüyordum. Bir ara kulağıma eğildi:

“Hala tarçın kokuyorsun.”

Aramızda yüzünü ateşe dönmüş bir enerji dolaştı. Kulağıma fısıldayan nefesi ruhuma doldu. Oyun bittiğinde ikimiz de koltuktan kalkamadık. Salon boşaldı.
“Beni hatırladın mı?”

"Daha önce nerede tanışmıştık?”

Gülümsüyor, aslında gözleri tanıdık... 

“Çocukluk anılarınla aran nasıl? Sen daha çocuktun, ben saçlarını okşuyordum o zamanlar.”

Zaman duruyor ve ben yıllar öncesine gidiyorum.


İKİNCİ BÖLÜM


"Aşağıdayım!”

Üç katlı bir evin giriş kapısında, yabancı gibi hissetmenin eşiğindeyim. Annemin eski arkadaşının yeni evine yemek getirdim. Kolileri taşıyan adamlar suratıma bakıyor utanıyorum, merdivenleri hızlıca iniyorum.

Feyza Teyze elimdeki tencereleri alıyor hemen:

“Çok ağırmış, yoruldu mu kolların?”

“Yok, yorulmadım. Ne güzelmiş yeni eviniz.”

Gülümsüyor:

“İstediğin zaman gel, sen bahçe seversin.”

Gözlerim Kuzey'i arıyor, evin tek oğlunu…

Feyza teyze annemin yolladığı tarhana çorbasını kokluyor, diğer tencereyi açınca gözleri parlıyor:

“Lahana sarmış anacığın. Ellerine sağlık.”

Ağzına bir tane dolma atıyor sonra ikinciyi ardından üçüncüyü. Beraber kıkırdıyoruz, bir tane de bana uzatıyor, ısırıyorum. Kuzey'in sesini duyuyorum, merdivenlerden indiğini anladığım an, hızlıca dolmadan kurtulmak istiyorum, hepsini çiğnemeden yutuyorum.

“Hoş geldin Selin, nasılsın?” 

Elleri ile saçlarımı okşuyor; bir çocuğun kafasını sever gibi.

Sadece gülümseyerek başımı sallıyorum, dolma mideme oturdu, konuşacak durumda değilim. Gözlerimi kaçırıyorum hep, Feyza teyze bir şey anlasın istemiyorum.

“Oğlum Sevgi teyzen lahana sarmış, açsan otur hadi.”

“Tokum ben anne, çıkmam gerek…”

“Nereye oğlum, odanı yerleştirecektik.”

“İşim var sonra.”

Kuzey, Feyza Teyze'nin tek çocuğu…

Ben Selin, annemin biricik kızı…

Feyza teyze ve annem aynı mahallenin çocuklarıymış, evcilik oynadıkları günlere kadar uzanır dostlukları. Feyza teyze hamile kalıp öyle evlenmiş,  Kuzey benden altı yaş büyük.

Önce ben doğsaymışım keşke, altı yaş aramızdaki uçurumu altıya katlıyor.

Kuzey bana bakınca ne görüyor? Çocuk mu, genç kız mı?


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Taksi duruyor, iniyoruz. Bir bara giriyoruz, kırmızı şarap istiyor, neşeli bakışlarını kalbime döşüyor.

“Kuzey!  Tanıyamadım seni. İnanamıyorum yıllar nasıl geçmiş. Çok değişmişsin, seni  son gördüğümde farklıydın.”

“En son annemin cenazesinde gördüm seni.”

“Ben o günü hiç unutamam. Annem perişandı, en yakın dostu bir gecede bıraktı gitti onu. Aylarca kendine gelemedi.”

“Sevgi teyze yaşıyor mu?”

“Evet... Siz o kadar hızlı taşınıp mahalleyi terk ettiniz ki baban kimseye nereye gittiğinizi söylememiş. Neredeydiniz?”

“Fransa’ya gittik. Babam kendine yeni bir yaşam kurdu orada.”

“Orada mı okudun?”

“Ben geri döndüm bir yıl sonra. Ama mahalleye hiç uğramadım. Annemin ölümünü atlatmam uzun sürdü.”

“Şimdi ne yapıyorsun?”

“Yazıyorum.”

“Kitapların mı var yani?”

“Evet.”

“Neden hiç okumadım acaba?”

“Çünkü gerçek adımı kullanmıyorum. Ateş K., ikinci ismim."

“ Ben kılçık isimli kitabını okudum.”

“Sevdin mi?”

“Kendimden çok şey bulmuştum, acılarım yazarın acılarına benziyor diye düşünmüştüm senin yazdığını bilmeden.”

“Büyümüşsün, saçlarını okşadığım küçük kızın yüzüne anlam gelmiş.”

“Çok bozuluyordum saçlarımı okşamana.”

“Biraz farkındaydım . Saçlarına her dokunduğumda kendime büyüse bile o senin kardeşin diyordum.”

Sessizlik oluyor aramızda, eli yeniden saçlarıma uzanıyor, ürperiyorum.

“Sen ne iş yapıyorsun?”

“Ben küçük bir dükkân açtım, yarı değerli taşlar, organik ürünler falan satıyorum." 

“Annenle aran neden bozuldu? Siz çok iyi anlaşırdınız.”

Gözlerim doluyor, cevap vermek istemiyorum.

“Bunları başka zaman konuşsak…”

“Nasıl istersen. Hatırlıyor musun, bir kere senin ve iki arkadaşının bütün parasını almıştım kâğıt oyununda.”

“O kızlar sana paralarını vermeye dünden razıydı. Ben çok bozulmuştum ama. Sen de yanımıza Selda’ya kendini göstermek için gelmiştin. Mahallenin bütün kızları sana âşıktı, Selda hariç, sen de Selda’ya meftundun. Aşkın doğası bu sanırım.”

“Sen kime âşıksın? Sevgilin var mı?”

“Bir sevgilim yok ama en iyi arkadaşım bir erkek.”

“Kesin sana âşıktır.”

“Bir sevgilisi var, ona âşık.”

“O zaman ikinize de biraz âşıktır.”

“Sen hala çok çapkın mısın?”

“Bilmem ama şöyle esip dağıtan bir aşk yaşamadım hiç. Gelecek günlerden umudum var neyse ki.”

Yeniden susuyoruz. Kuvvetli bir kaçma isteği ile doluyorum. Kuzey gözlerime çocukken baktığı gibi bakmıyor, öyle kuvvetli esiyor ki bakışı içimde savunmasız hissediyorum. Aşina sularda yüzen bir balığım, her an oltasıyla canıma okuyabilir. 
Yağmur yağıyor. Bir aşkın ilk saatlerini seyrediyorum. Her aşk başlamadan önce parlar. Bir aşkın ilk günleri dünyadaki en değerli hediyedir.


“Siyahı beyaz yap

Beyazı kirletmeden

Seninle ilk günümüzü istiyorum

Beni öyle sev, incitmeden…”

Nazlı Akın