6 Ağustos 2013 Salı

KÜÇÜK ÖLÜ BİR SERÇE

Duygularına neden söz geçiremez insan? O büyük mutsuzluklar birdenbire nereden çıkar? İç sıkıntısı, ince bir duman gibi kaplar evi. Bazen de filmlere yakışan bir hüzün ele geçirir varlığımızı.

Çok kızarız, affedemeyiz, üzülürüz, içimize oturur, kırılırız, tafra yaparız, acırız, içimiz kalkar, heyecanlanırız, neşe saçarız, içimiz içimize sığmaz…

Mevsimler gibi gelir geçer duygular.

Bugün minik bir serçe ölüsü çıktı karşıma köpeğimi gezdirirken, ismini veremediğim bir his çöreklendi içime. Yoğun duygular yorucu oluyor. 

Sonra idrak ettim ki, adını koyamadığım o duygu "korku". Korku bütün duygular içinde insana en çok yapışan, üstesinden gelmesi en güç duygu. Korkuyu salıverdiğimizde gerçek özgürlük ortaya çıkıyor.

Ruhen ve kalben hür hissetmek için, negatif duyguları bırakmak şart ama bazen bildiğiniz hiçbir yöntem işe yaramıyor. O noktada bildiğimiz her şeyi bırakmak, yeni bir alanda gezinmek işe yarayabilir.

Basit düşünmek bence iyi bir seçenek... Nedense yaşamda işleri çıkmaza sokmayı tercih ediyoruz. (Zihni çok fazla dinlemek karmaşanın önemli sebeplerinden biri.)

Her şey karıştığında yürümek çok işe yarıyor. Özellikle doğaya yakın yerlerde yapılan yürüyüş, dengeye kavuşmak için büyük yardımcı.

Korkunun üstüne gitmek, korkuyu aşmamıza sebep oluyor. Benim ölü bir serçeye dokunmakla ilgili korkum onu elime aldığım an yerini bambaşka hislere bıraktı.

Karanlık bölgenize girdiğinizde oradan çıkmayı kuvvetle istemek işe yaramıyor. Orada tarafsız ve yorumsuz kalabilmek büyük iş çıkarmak demek…

Işığı aramaktan vazgeçtiğinizde sizi bulabilir. Yıllardır ışığın peşine düşmüş biri olarak, aramadan bulunmaz sözüne inat, aramayı bırakmanın, çıktığınız yola en iyi hizmet eden seçeneklerden biri olduğunu geç de olsa kavradım.

Anda kalabilmek, isteyerek, keyif alarak yaşamak, teşekkür duygularıyla dolu olmak, yardım etmek, almadan da verebilmek…

Yaradan’ın yasaları, uygulayan herkes için, ışık çeker. Siz ışığı aramazsınız, ışık gelir sizi bulur.

NAZLI AKIN