31 Aralık 2013 Salı

Yeni yılda melekler fısıldasın kalbinize!


Sayfamın melek kalplileri, melekler 2014'de hepimiz için güzel cümleler fısıldıyor.

Bloğu takip eden ve paylaşan özü melek, kalbi güzel varlıklarınıza teşekkür ederim.

Melekler; bir kitabın sayfalarından fısıldayınca, her birinizi görmek ve eşsiz ruhlarınızı selamlamak isterim. Benim 2014 hayalim o kitap ve sayfalarında hepinize yer var...

Sonsuz sevgiyle ...

NAZLI AKIN


29 Aralık 2013 Pazar

FISILTI

Günün melek fısıltısı:

Kendini kucakla! Sımsıkı, neşe içinde, aşkla…

Güne kendini severek başla!

Hadi bugün sana bir kahve ısmarla, al karşına seni, kalpten söyleşin.

En yakın dostunla sohbet eder gibi, dinle kalbini. Varlığına duyduğun şefkat misliyle katlanıp başkalarına geri dönecektir.

Şefkat, işitilmemiş kalplerimizin en acil ihtiyacıdır.


NAZLI AKIN

28 Aralık 2013 Cumartesi

FISILTI

Günün melek fısıltısı:

Bırak!

Kurtulmak istediğini söylediğin her şeye sımsıkı tutunursan, yükünü nasıl hafifletiriz?

Hep dertlerinden dem vurursan, olduğun yere nasıl geliriz?

Bugün kalbine bir melek konması için, bırak!

Bırakmak istediğin her şeyi almaya hazırız, sen sadece bırak!

Rüzgara bırak! Yazıya bırak! Doğaya bırak! Gökyüzüne bırak!

Işığa bırak!

Teslimiyet, fırtınada sığınacağın en güvenli yerdir.




26 Aralık 2013 Perşembe

BOLLUK

Günün melek fısıltısı:

Kalbinin bolluk kapılarını aç! Bereket kalpte doğar, kalpte büyür...

Sev! Sevmek ılık bir iklimdir. Sevginin coğrafyasında herkese yetecek kadar toprak vardır.

Sevgi sonsuz miktarda bolluktur...


NAZLI AKIN

25 Aralık 2013 Çarşamba

SONSUZ OL!



SESLENDİREN: ÖZDEN AYYILDIZ

Mucizelere yer aç!

Sıyır düşünceyi, boşluk ol!

Üfle iyilikleri, şifa dolu nefes ol!

Rüzgâra kon, fırtınanın sesi ol!

Ateşe at kimlikleri

Çiğne üzümleri, hakikat şarabı ol!

Mucizelere yer aç!
Sıyır benleri…
Biz ol
Bir ol
Sonsuz ol!


-NAZLI AKIN-

23 Aralık 2013 Pazartesi

HAYAL


Şimdilerde ortalık ilaç reçetesi yazar gibi, şifa tekniği öğreten spiritüel öğretmen dolu. Yazdığım yazıların altında yorum olarak benden de teknik isteyenler oluyor:

 “Hangi meleği nasıl çağırmalıyım?”

“Şu dileğimi gerçekleştirmek için nasıl bir yöntem uygulamalıyım?”

Bende reçete yok… Çünkü ilaç da, merhem de kalbimizde. O çok ihmal ettiğimiz kutsal toprakta. Arada oraya girip kendi bağımızın, bahçemizin güzelliğini seyredersek, varlığımıza saklanmış şifalı bölgeye giriş yapmış oluyoruz.

Bana fikrimi sorarsanız oraya girmek için aracılara ihtiyacınız yok. Yüklü paralar ödemeniz gerekmiyor. Guruları takip etmeniz, sürekli değişen şifa tekniklerini öğrenmeniz de gerekmiyor. Bunları yapmanızda bir sakınca vardır demiyorum ama sonunda mutlaka kalbinizi duymalı ve onun da peşinden gitmelisiniz.

“Kendini sevmeye başlamanın ayak sesleridir kalbinizde duyduklarınız”…

Bu sesler ruhunuzda ritimler yaratarak melodiye dönüşünce kendi besteniz kulaklarınızda yankılanacak.  Sadece ruhunuza özel bu besteyi yaratmanızı size bugüne kadar kaç üstat söyledi? Çoğu söylemez çünkü sadece gerçek ustalar sizi kalbinizle baş başa bırakır.

Ben sadece sizin gibi olarak kendi bestenizi işitmeye davet ediyorum her birinizi. Neden mi? Çünkü en başta kendimi o besteyi işitmeye adadım. Sadece kendi şarkımı duymak bana yetmez. Ben hepinizin özgün bestesini dinlemek işitiyorum.

Lütfen bu yazının altına kendi şarkınızın sözlerinden bir iki cümle yazın.

Belli olmaz, belki tek beste olur hepimizin şarkısı birleşerek.

Birlik bilincinde, şenlik havasında yaşamanın tadına doyum olur mu?

Hayali bile güzel…,

Hadi bu hayali selamlayın!


NAZLI AKIN

22 Aralık 2013 Pazar

BABA VE ÇOCUK

Bugün Kırım Kilisesinde Seda Bağcan’la mantralar söylerken, içime hep aynı soru doldu. Soruyu duydukça kalbime iğneler battı, cevap için çok çalışmam gerektiğini anladım. 

Yaşamdaki bütün sorunlarımın kaynağını idrak ettirmek için, soru sorarak, cevabı gösterip, içime baktıran Yaradan mekanizmaya sonsuz teşekkürlerimi sunmak için aşağıdaki yazıyı yazdım.

Bugün anlıyorum ki, kendimi layığıyla sevseydim her şeyi ve herkesi bin misli fazla sevebilirdim. Benim dünyada bulunuş nedenim sevme kapasitemi geliştirmek. Eğer daha çok, daha da çok sevebilirsem, yaşamı “AŞK” penceresinden seyredebilirim.

Tüm varoluşa daha çok âşık olmak için ben şimdi “Kendimi layığıyla sevmeye niyet ediyorum”…

Ve aşağıdaki yazıyı benim gibi kendini daha çok sevmeye ihtiyacı olanlara adıyorum…

Kalbin fısıltısı
Ve çocuk babasına sordu:

“Baba kendimi neden bu kadar az seviyorum?”

Baba şefkatle saçlarını okşadı yavrusunun ve cevap verdi:

“Sana kendini sevmenin öneminden hiç söz etmediler çocuk. Yaşamdaki en kutsal duygu, değerlilik duygusudur.

Kendi kutsallığını fark eden evlatlarım hayatı ve insanları çok sevdiler. Sonsuz bir verme hissi içerisinde yaşadılar, kendilerini aşağılayanlar için bile dua ettiler. Sırtlarını yasladıkları ışık sütunundan beslenirken hiç endişeleri yoktu yarınlardan. Paraya ya da şöhrete aldırış etmeden bir çocuk gibi saf ve mutlu yaşadılar.

Kendilerini sevdiler, bu nedenle oyunu güzel oynadılar. Hafifliğin sırrı, insanın kendi varlığına duyduğu şefkat ve sevgidir.

Çocuk meraklı gözlerle babasını dinledi ve içine doğan uyum hissine kapılarak bir soru daha sordu babasına:

“Bana kendimi sevmeyi yeniden öğretir misin?”

“Evlat! Tek koşul ruhunu ve bedenini eş zamanlı beslemektir. Bedenine iyi gelmeyen ruhuna da iyi gelmeyecektir. Sezgin her zaman, sana gitmen gereken yönü fısıldar. Kalbinden gelen temiz hisleri kulak ardı ettiğin her an, sezgin körelir, varlığına duyduğun sevgi eksilir. İhtiyaç duyduğunda sana daima fısıldayan, kalbine doğan sesleri dinle! Böylece kendini ve başkalarını daha çok sevebilirsin”…

NAZLI AKIN



FISILTI

Günün melek fısıltısı:

Düşünme yap! 

Öyle çok düşünüyorsun ki zihinden çıkamıyorsun.

Bırak!

Hapsettiğin tüm zehirli enerjiyi doğada toprağa bırak!

Şarkı söyleyerek ateşe bırak!

Dans ederek ışığa bırak! Bırak yerine yenisi gelsin!

Sadece bırakabilenler zamandan özgür olur...


NAZLI AKIN

21 Aralık 2013 Cumartesi

FISILTI

Günün melek fısıltısı: 

"Sizi sevmekten hiç usanmıyoruz. Koşulsuz sevgi bizim doğamızdır. Ne zaman günahkâr ya da utanç dolu hissederseniz içinizdeki meleği hatırlayın.

Çoğunuz dünyaya ışığı getirmek için buraya inen yeryüzü meleklerisiniz. Doğanız bize benzer, sevgi, kalbinize işlenmiş bir mühürdür, sevmek tek seçeneğinizdir.

Sizi sevmekten hiç vazgeçmiyoruz, siz de birbirinizi sevmekten asla vazgeçmeyin. En zor zamanlarınızda, şüpheden sevgi görünmez olduğunda, yokluğumuza ikna olduğunuzda; en çok da o anlarda yanı başınızdayız.

Size ışığın şarkısını söylüyoruz, izin verenler için fısıltılarımızı duymak mümkündür. Kalbinizi açık tutun yeter"...


Nazlı Akın

19 Aralık 2013 Perşembe

Arınmak ve Uyanmak


Arınmak, bizi manen ve maddeten yoran ağırlıklardan kurtulmak için çıktığımız ruhsal yolculuğun her etabında muhakkak uygulanması gereken bir işlemdir.

Aslında, yolun kendisi de odur. Hafiflemek. Saydamlaşmak. Pirüpak bir 'ışık' olmak...

Ruhun beden vasıtasıyla irtifa kazanması, daha yüksek enerjilere ulaşıp, onları özümseyip, içinde çözülebilmesi için bilinçli bir şekilde arınmak, kelimelerle vurgulanamayacak kadar önemli.

Titreşimi ağır bir gezegende, bilerek ve isteyerek gelişimini sürdüren; özü "aşk", yapısı "ışık", niteliği de "melek" olan, cesareti tüm evrende hayranlık uyandıran varlıklarız biz.

Oyunun kuralları icabı unuttuğumuz ve yeniden idrak edilmeyi bekleyen bu gerçek, yaşadığımız zaman diliminin hem gereği, hem de gerekçesi...

Şimdi, işin felsefi kısmını pratik tarafıyla birleştirerek, arası disiplinle pek iyi olmayanların bile kolaylıkla uygulayacağı birkaç yöntemi ele alalım.

Birinci kural, ruhumuzu dinlemektir.

İçimizde git gide yükselen o sese, sezgilerimize kulak vermektir. Egoyu mümkün mertebe törpüleyip, ruhun emrinde kullanmaktır. Dua ve meditasyon bu doğrultuda kullanacağımız, her derde deva iki yöntemdir.

İçinizden geldiğince ve istediğiniz lisanda Tanrı'ya dua ediniz.

Onunla yarenlik edip, sizi bir külçe gibi ağırlaştıran yüklerden arınmak istediğinizi, inat ve inançla belirtip, kendisinden yardım isteyiniz. Niyetinizin ciddi olduğunu da, günlük yaşamınızdaki hareketlerle ispat ediniz.

Yargı virüsüne antidot sevgi ve toleransı, mebzul miktarda kendinize aşılayarak, herkesin kendi karması ve bilinç düzeyince yaşaması gerektiğini sık sık kendinize hatırlatınız. 

Ve aydınlanıncaya kadar; bildiğiniz, algıladığınız, deneyip tecrübe hanesine kaydettiğiniz her şeyin "izafi" olduğunu unutmayınız.

Evinizde, başkalarının enerjilerinden sıyrılıp, yalnız kalabileceğiniz, Tanrı'yla iletişim kurabileceğiniz, sadece size ait bir köşe belirleyiniz.

Doğa ve hayvanlarla kaynaşarak, yüksek titreşimli yerlerde bulunmaya özen gösteriniz. Dua ve meditasyonlarınızı orada yapınız.

Ruhunuza ağırlık veren insanlardan ve mekânlardan uzak durunuz. Hayat enerjinizi bilerek veya bilmeyerek çalmaya kalkan her insana, hayır demeyi öğreniniz. Size ilham veren, içinizde sevgi rüzgârları estiren kişilerle birlikte olunuz.

Yıkanırken ve meditasyon yaparken, ilahî ışığı çağırarak, sizi sarıp sarmalayan o bembeyaz ışığı teneffüs ederek, onu tüm hücrelerinizde hissediniz. Böylece, bedeninizde dalga dalga yayılan sıcaklık ruhunuza dans ettirtecek; yaşam iksiri, karanlıkların korkulu rüyası ışığı dünyada sabitleyecektir...

Sizi Paulo Coelho'nun son kitabındaki sözleriyle baş başa bırakıyorum:

"Işığın savaşçısı düşünden uyanmaktadır. Söyle düşünür: "Benim büyümemi sağlayan bu ışıkla nasıl baş edeceğimi bilemiyorum."

Ancak ışık yok olmaz.

Savaşçı şöyle düşünür: 

"İçimden gelmese de bazı değişiklikler yapmam gerek". Işık yok olmaz, çünkü 'içinden gelmemek' sözcükleri tuzaklarla doludur.

Sonra savaşçının gözleriyle yüreği bu ışığa alışır. Işık onu korkutmaz olur ve sonunda savaşçı kendi Menkıbesini kabullenir, bu yaptığı, riske girme anlamına gelse de.

Savaşçı, uzunca bir süredir uykudadır. Ağır ağır uyanması çok doğaldır...

ALINTIDIR


DERVİŞ

İçimde bir dergah

Kalbime taht kurmuş bir derviş var.

Aşk'la dönerken dünyayı

Beni benden alan sözler var.

İki dünya yer değiştirirken

Akla sığmayan sırlar var...


Nazlı Akın

SORUMLULUK

Sorumluluk, bir insan ya da durum karşısında uygun tepkiyi gösterme becerisidir.

Başarılı olduğunuz testler sizi spiritüel terfi almaya hazırlar.

Spiritüel güçler bir işi düzgün olarak yapabileğinize inandıklarında, onun sorumluluğunu size verirler.


DIANA COOPER-SPİRİTÜEL YASALAR

Aşk'ın torunu

Ben “Aşk’ın” torunuyum. 

Yüreğime su serpen bu cümle; halat kadar sağlam.

Toprak nemli, ağaç yardımsever olunca, yolculuğun tadı başka oluyor. 

Bana bir yolcu olduğum söylendi, sizin gibi. Yürümek benim en büyük sevdam.

Yola sevdalı yüreklere selam olsun.

Aşka âşık dervişlerin yüreğine selam olsun.


NAZLI AKIN


17 Aralık 2013 Salı

BORÇ ÖDENDİ!

Günün peri kartı: Borç ödendi!

Eskiden kalma borç yükü ve alışkanlığı, senin ve yaşamının üzerinden kalktı. (DOREEN VİRTUE-PERİLERDEN SİHİRLİ MESAJLAR)

Uzun bir meditasyondan kalktım az önce ve kalbim huzur dolmuşken hepimiz için bir kart çektim. Dolunay zamanına çok yakışan bir eş zamanlılık olduğunu düşünüyorum.

Özüme hizmet etmeyen her şeyi, tüm tortuları, fazlalıkları, zihin gevezeliklerini, negatif düşüncelerimi bırakmaya niyet ediyorum.

Özümle kucaklaşıyorum. Varlığıma akan güçlü ışığı kabul ediyorum.

En yüksek şifa enerjileri kalbinize dolsun, evinize dolsun, dünyaya dolsun.


NAZLI AKIN



ÖZ

İÇİMDEKİ ÖZ’E

“Bana teslim olmanın anlamını öğret!

Nehirle birlikte akmanın büyüsüne kapılayım.

Bana anda olmanın ihtişamını yaşat!

Gökyüzünü seyretmenin tadına varayım!

Kim bilir kaç yaşamdır arıyorum seni, bana bulmayı öğret!

Baktığım her yüz sen ol!

Gördüğüm her şey sen!

Bana bir’i öğret! İkilikten özgür olmayı…

Kendimi parçalamadan sevmeyi, dertlere gülüp geçmeyi, dağlara bakıp ferahlamayı öğret!

Ben yolu seyrederken sen elimden tut!

Yolda yürümeyi öğret!

Her yüzdeki kutsallığı görmeyi, başkalarını kalpten sevmeyi öğret!

Bana sen olmayı öğret, öğret ki yaşamın hakkını vereyim...

NAZLI AKIN



15 Aralık 2013 Pazar

Önce kendine eğil!

Önce kendine eğil!

Kalbinden varlığına akan merhameti kabul et.

Önce kendini affet.

Sürekli yargılayan yanının saçtığı incileri topla.

Binlerce yıldır kendi sesine kulaklarını kapattın.

İçindeki üstadı selamla şimdi.

Sana kendini gösterdiği için şükret.

Binlerce yıldır buluşmayı beklediğin Tanrısal yeteneklerin görünür oldu.

Topla incileri…

Önce kendine eğil!

Eğil ki; yumuşasın kalbin.

Bu katılık,  önündeki engelin senin...

Önce kalbine eğil!

Duy kalbini. Dinle kalbini.

Sana kaç kez kendini fark etmeni söyledi.

Gömdüğün hazinenin üstüne basıyorsun.

Ayağının altındaki bu muhteşem sandık sana ait.

İçindekileri kabul et.

Kalk üstünden.

Kendini çiğnediğin yeter!

Aç kalbini!

Sadeleş! Arın örtülerinden.

Kalkan perdenin tozunu temizleyen sert rüzgâr, saflaştırsın varlığını.

Önce kendini sev, önce seni…

NAZLI AKIN


13 Aralık 2013 Cuma

KORKULARINI SEV!


YAZAR: Story Waters


“Sen Tanrısın” İsimli kitaptan alıntıdır…

Hikâyenle uyumlu tüm deneyimlere kolaylıkla açık olursun. Çünkü bildiğin alanda kendini rahat hissedersin. Bildiğinden emin olduğunda, kontrolün sende olduğunu hissedersin. Ama alanı bildiğin için, deneyimlerin sana çok az değişim getirir. Çünkü bu deneyimlerini zaten varlığına, bünyene katmışsındır. 

Bildik deneyimler kişiyi değişime zorlamaz ve tehdit etmez. Bildik alanda yaşadığında, hikâyesi onun kabı olur ve kişi bu kabın içinde yaşar.

Hikâye çemberinin dışında, bilinenin dışında, bilinmeyen vardır. Bilinmeyen deneyimler henüz varlığına katmadığın deneyimlerdir. Bu deneyimlerin dışarıda kalmasının nedeni senin direncindir. 

Direnç, hikâyenin etrafına duvar örer. Bilinmeyene izin vermek, Tanrı benliğinin bilinçli farkındalığına izin vermektir.

Hikâyen bildik. Hikâyenin dışındakiler bilinmeyen. Direnç duvarı bu ikisini ayırıyor. Direnci bırakmak, seninle bilinmeyen arasındaki engeli yıkmaktır. Direnmeyi bıraktığında ilhamın, vahiysel algılamanın bilinç eşiğine açılırsın. Bu açılımla bilinmeyeni bilinir kılarsın. Bu algı eşiğine adım attığında ilham, genişleme ve değişim, varlığında doğar. Bu bilinç ilham bilincidir. En derin fikirler ve sanat bu bilinç boyutunda doğar.

İnsanlığın en büyük başarılarının yaratıcıları, varlıklarını özgürce açarak, açılıma izin vererek bu boyuttan ilham aldılar. Günlük yaşamda, ilham bilinci günlük kararların netleştirilmesine yardım eder ve insan varlığının açılımı için yol göstererek ilham verir. Bu boyut sadelik boyutudur. Seçimler bu boyutta yürekten ve netlikle yapılır. İlham bilinci herkesin sahip olmak istediği bilinçtir ama çok az insan bu bilince ulaşır.

Başlangıçta bu boyutta algıladığın anlarda, hala hikâyenin etrafında yarattığın duvarların arkasındaysan, değişim ve ilham mesajı seni korkutur. Bu duygu, “paraşütle atlama” duygusudur; nereye ineceğini, ne olacağını bilememe duygusu.

Direncin kökeninde değişim korkusu –bilinmeyen korkusu- vardır. Hatta ölüm korkusu bile ölüm deneyiminin ne olduğunun bilmeme korkusudur. Bir şeyi gerçekten bilmek için ondan korkmamak gerekir. Bildiğin şeyden korkmazsın.

Herkesin hikâyesinin kapsama alanı farklıdır. Kimliklerinin çok çeşitli deneyimleri vardır ve daha geniş alanda kendilerini rahat hissederler, kimilerinin alanları dardır. Ama ikisinin ortak noktası, hikâyelerinin sınırlarının direnç gösterilen şeylerle belirlenmesidir.

Direnç, varlığının özgürlüğünün, bir deneyimin getireceğinden korkarak, kendi içine geri çekildiği andır. Sınıra geldiğini hissettiğinde bu deneyimi yaşarsın ve geri çekilirsin.

Bu anda ya hikâyene sadık kalarak direnci seçersin ya da yüreğini açarak direncin ortasına dalar ve deneyimi içeri alırsın. İkinci seçimi yaptığında bir bilinmeyen bilinir hale gelir. Daha önce direndiğin deneyime izin verdiğinde, varlığın özgürleşerek açılım yaşar.

Genellikle kişi bir şeye direniyorsa, kendisini koruduğuna, direncin kendisine yararlı olduğuna inanır. Bu düşünce, hapishanenin kapısındaki en büyük kilitlerden biridir. Tüm korkularının seni koruduğuna, sana yararlı olduğuna inanmak, hücrenin demir parmaklıklarının varlığının sana yararlı olduğunu onaylamaktır. Bunu fark etmek kendinin hem mahkûm hem de gardiyan olduğunun bilincine varmaktır.

Tüm kilitler, tüm parmaklıklar korkunun kilitleri, korkunun parmaklıklarıdır. Korkularının da belirleyicisi sensin. Korkularını kendinin seçtiğini söylemek, korkunun yaratıcısının sen olduğunun bir başka ifadesidir.

Yaratıcının sen olduğunu bildiğinde bu parmaklıkların gerekli olmadığını da bilirsin. O zaman deneyimlemeyi arzu etmediğin şeyi seçmemek konusunda kendine güvenirsin.

Hikâyenin mimarı sensin. Hikâyeni yaratırken direnç duvarlarını, hangi noktanın ötesinden korkuyorsan oraya inşa edersin. Korkunla yüzleştiğinde, yarattığın direnç duvarını aşağı indirirsin ve alanını yeniden belirlersin. Alanın sürekli genişler, sürekli değişir. Kendini tanımladığın duvarların farkında oldukça, kendini duvarların sınırlarıyla özdeşleştirmeye de son verirsin.

Korkularının seni belirlemesine izin versen de, davranışlarını yönetmesine izin versen de, o sen değilsindir. Sen korkuların değilsin. Korkuların, kendi seçtiğin tanımlamayı ifade etmek için kullandığın bir araçtır. Seçtiğin ne ise osun. Korkularını geçerli kılmayı seçen de sensin, onlardan özgürleşmeyi seçen de sensin.

Korku kötü değildir. Bu derin ama ince bir noktadır. Korkularını anladığında içinde büyük özgürlük taşıdığını da görürsün. Korku, seni incitmeye çalışan dışsal bir güç değildir. Korku hissetmek bir hata değildir; korkuyla acı çekmek zorunda değilsin. Korku kendi var oluşunu yaratmak için kullandığın bir enerji boyutudur. Sevgi çeker, korku iter. Korku iterek ayrılık yaratır. Ayrılık temelde kendini tanımlama aracıdır.

Düalitede sevginin zıttı korkudur. Sevginin formasyonu için zıttı olan korku da sevgi kadar önemlidir. Burada düalistik sevgiden bahsediyoruz. Düalitenin iki ucundan birine odaklanmak mümkündür.

Evrensel ya da koşulsuz sevgi ise tüm hayata eşit biçimde saygı duyan, kabul eden sevgidir. İtme gücü var olmadan çekim gücü var olamaz. Korkunun gücünü kendini sınırlamak için kullanırken, sevginin gücünü de kendini özgürleştirmek için kullanırsın.

Korkuyu bir zincir olarak değil, amacı olan bir araç olarak görebilirsin. Korkuyla kendini sınırlayarak yanlış bir şey yapmadın. O, kendi özgün hikâyeni deneyimlemeyi arzu ettiğin için hikâyene odaklanmana yardımcı oldu. 

Duvarların sana hizmet etti. Bu anlayışla duvarları kolaylıkla indirebilirsin. Çünkü duvarları kendinin yarattığını biliyorsun. Bir duvarı hata olarak gördüğünde onu yıkamazsın. Bu güçlü bakış açısıyla korkularınla yüzleştiğinde acı çekemezsin. Çünkü Tanrı benliğinin farkında olursun.

Korkularını yenerek hiçbir şeytanı ya da kötülüğü yenmiyorsun. Hiçbir şeyi aşmıyorsun. Sadece kendini korkuyla tanımlamamayı seçiyorsun. Güç harcayarak duvarları yıkmıyorsun. Artık onların temsil ettiği sınırlar içinde yaşamayı seçmeyerek duvarları yaratmaya son veriyorsun. Sınırlarının yaratıcısının sen olduğunun bilinci, özgür olma bilincidir.

Korkudan özgürleşmek, yüreğinin sevgisinin belirlediği, sınırları sürekli değişen rahatlık alanında yaşamayı seçmektir. Zihninin korkuları yerine yüreğinin sevgisini seçmektir. Korkularını sev. Korkularının açılımı seni özgürlüğe götürecektir.



"ŞİFACI KEDİ" MASAL




Suna hayranlıkla kedisini seyretti. Ona “Şifacı” adını koymuştu, çünkü karnı ağrıyan çocukları iyileştirebiliyordu bu pisicik.

Renkleri beyaz ve gri, gözleri badem rengi olan bu kedi, müzik sesini çok seviyor, Suna ne zaman radyoyu açsa, neşeyle miyavlıyordu.

Suna ağustosun ikisinde on beş yaşına basacaktı … Annesiyle pastası için malzeme almaya giderken, balkonun kapısını açık unuttular. Bu durumu fırsat bilen kedicik balkondan atlayarak, evden kaçtı.

Eve döndüklerinde Şifacı her zaman onları kapıda karşılardı ama bu kez öyle olmadı. Suna hemen içeri geçip onu aramaya başladı.

“Şifacı, Şifacı neredesin?”

Annesi balkondan kaçtığını tahmin edip hemen bahçeye baktı ama orada da yoktu.

Sokaklarda, yakındaki mahallelerde, arabaların altında, bahçelerde Şifacı’yı aradılar ama bulamadılar. Suna çok üzgündü, akşam hiç yemek yemedi. Odasına gidip erkenden uyudu.

Suna rüyasında kedisini gördü. Yarmaz çocuklar Şifacı’yı kovalıyordu. Zavallı kedicik hemen bir ağaca tırmandı. Korkudan ve açlıktan yorgun düşene kadar aşağıya inmedi. 

Yaramaz çocuklar, ortalıkta görünmez olunca aşağı atladı ormana daldı. Suna da ormana girdi ve kedisine seslenmeye başladı.

Şifacı sahibini görünce çok sevindi. Suna onu hemen kucağına aldı, sevdi.

“Neden evden kaçtın Şifacı?”

“Sana anlatmak için”

“Neyi?”

“Sokaktaki hayvanlar, aç, susuz ve yorgunlar… Kış geldiğinde çok üşüyorlar. Onlar için de bir şeyler yapmalısın. Eğer bana bir söz verirsen sabah eve döneceğim.”

“Tamam, sana söz veriyorum, arkadaşlarımla da konuşup, sokaktaki kardeşlerin için bir şeyler yapacağım.”

Suna gözünü açar açmaz, balkona gitti. Şifacı sözünü tutmuş, geri dönmüştü.

Suna sıra ben de diye düşündü. Ben de sözümü tutacağım, sokakta yaşayan hayvanlar için bir şeyler yapacağım…

NAZLI AKIN

ÜSTAT

Yaradan kendine ettiğin kötülüklerin çetelesini tutmaz. Her sabah yeniden doğarsın. Alışkanlık zincirini devam ettirir ya da kırarsın.

Zinciri kırmak level atlamak gibidir, oyuna farklı bir seviyeden devam edersin. Yaşamda ustalaşırsın. Bir üstat olduğunda neden burada olduğunu hatırlarsın.

Var oluş amacını hatırlayanlar, alışkanlık zincirini kıran, oyun oynadığını daima hatırlayan üstatlardır.

Nazlı Akın

10 Aralık 2013 Salı

BEYAZ FIRTINA

Hani o doymayan yanımız var ya; yeni aldığı ayakkabıyı taşırken ikincisini isteyen, yemek yerken akşam ne pişireceğini düşünen, evdeki sevgilisiyle yetinmeyip sokakta hep başkalarına arzuyla bakan...

Benim değilse çok isterim, sahip olunca bıkarım diyen yanımız...

Doyumsuzluğumuz şifalansın yağan kar'la.

Beyaz fırtına, sahip olduklarımız için minnet hissini savursun kalplerimize...

Minnet duymak, doyumun ilk koşulu çünkü...

Sahip olduğum ve olmadığım her şey için şükürler olsun...


NAZLI AKIN

İSİMLERE MASALLAR- PELİNSU


SEVGİLİ DOSTUM PELİNSU'YA EN SAMİMİ DUYGULARLA ...

Pelinsu, doğduğu zaman annesi öyle mutlu olmuştu ki, kızını büyük bir sevgiyle büyüttü. Bebeğini, büyüse de, hep aynı aşkla seyretti.

Ona masallar okudu, parkta oynadı. Tiyatroda çocuk oyunlarını birlikte izlediler, oyuncakları beraber seçtiler; ilgiden ve bakımdan yana şanslıydı Pelinsu…

Daha on sekiz yaşında yaşamın anlamını sorgulamaya başladı.

“Ben kimim?”

“Neden dünyadayım?”

“Ölümden sonra yaşam var mı?”

“Bebekler neden ölür?”

“Rüyalarda gittiğimiz yerler gerçek mi?”

Cevapların peşinde koşarken yirmili yaşlara geldi. İlk aşkı soruları unutturdu. 
İki yıl süren ilişkisinde büyüdü, olgunlaştı.

Üniversitede psikoloji okudu, yeniden âşık oldu, evlendi, iki çocuğu oldu. Annesi gibi o da çocuklarını çok seviyordu. Onlarla yeniden büyüdüğünü hissediyordu. Yine de yalnız kaldığı zamanlarda varoluşunu sorgulamaktan hiç vazgeçmedi. Çocukları okula başlayınca, soruları çoğaldı.

Evde kimse yokken kendi varlığının ne kadar anlamlı olduğu sorusu bir türlü aklından çıkmıyordu. Hep şunları düşünüyordu:

“Evet, her şeyim var. Kocam, çocuklarım, param, arkadaşlarım ama bir gün öleceğim. Ölüm her şeyi sıfırlıyor. Anlamları kaybediyorum, her şey çok saçma… Neden buradayım? Neden doğdum? Ölüm nasıl bir şey?”

Bir gece kafasında bu sorularla uykuya daldı. Rüyasında doğduğu günden şimdiki haline kadar olan yaşantısını, bir sinema salonunda, film gibi seyretti. Bazen kendisine çok güldü, bazen de ağladı…

Yaşantısının filmi sona erdikten sonra yanına bir kadın geldi. Sarı saçlı, yeşil gözlü bu varlık insandan çok meleği andırıyordu.

“Merhaba Pelinsu, seni görmek öyle güzel ki! Zamanımız çok uzun değil o nedenle hemen konuya gireceğim. Bana sormak istediğin şeyler varmış.”

“Evet, evet var. Burası gerçek mi?”

“En az yaşadığın dünya kadar gerçektir.”

“Ben yaşamın anlamını kaybettim. Neden dünyadayım?”

“Dünyada olmayı sen seçtin. Yaşadığın her şey yaşam planının parçası… Anlamı kaybettin çünkü hayattaki en büyük tutkunu unuttun. Senin misyonun insanları iyileştirmek. Yeniden çalışmaya başlarsan anlamı bulacaksın. Bir kişiye dahi faydan dokununca hatırlayacaksın neden dünyada olduğunu”

“Ne yapmalıyım?”

“Psikoloji okudun, insanları anlıyorsun, davranışlarının altında yatan nedenleri biliyorsun. Ama daha iyi yaptığın bir şey var: Yazmak! Yazdıklarını neden kendine saklıyorsun?”

“Ben okunmaya değer olduklarını düşünmemiştim.”

“Uyandığında kendine bir blog açacaksın, yazdıklarını paylaşacaksın. Yazmak senin yaşam amacın… Bana bir söz vermeni istiyorum, ne zaman anlamı kaybedersen, eline bir kalem alacaksın ve yazacaksın. Tamam mı?”

“Tamam.”

“Şimdi uyanman gerekiyor. Merak etme yeniden görüşeceğiz”

Pelinsu gözlerini açtığında gülümsüyordu. Hemen çekmeceyi açtı, sakladığı defterlerini çıkardı, en sevdiği yazılarına işaret koydu. Bilgisayarı açtı, kendine bir blog oluşturdu. Sözünü tuttu.

Anlam geri geldi...

Yazmak hayatının düşüydü, unutmuştu, yeniden hatırladı…

NAZLI AKIN 

(Sevgili Doğan bizi bir araya getirdiğin için sonsuz teşekkürlerimle...)






8 Aralık 2013 Pazar

KAPI

"Eğer önündeki kapılar bir daha yüzüne kapanacak olursa, hayatının sona ermediğini düşün. Sona eren şey yalnızca hayatlarının birincisidir ve diğeri başlamak üzere sabırsızlanmaktadır. O zaman bir gemiye bin, seni bekleyen bir kent mutlaka vardır."


Amin Maalouf - Tanios Kayası.

BRENDA VE KARINCA - YAŞANMIŞ BİR HİKAYE


Bu hikaye Princeton, Minnesota'da yaşayan Brenda Foltz'un başından geçmiş gerçek bir hikayedir. Hikaye Elisabeth Elliot'ın yazarı olduğu "Keep a Quiet Heart" isimli kitabında anlatılmaktadır.

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışa katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi.

Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefesleşebileceği bir oyuk buldu...

Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda'nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık çok bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Tanrı'ya dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

"Tanrım! Sen şu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi,benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."


O sırada, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.

Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens asağıdakilerin dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürist olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları
yazacaktı:

"Tanrım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım."

Siz de bu karınca gibi ağır - işe yaramaz bir yük taşıyorsanız, isyan etmek yerine görevinizi-sorumluluğunuzu-misyonunuzu bulun! Birilerinin duasına cevap olun... O zaman bu karıncanın rahatladığı gibi siz yükünüzden tamamen kurtulamasanız bile yükün sizde yaptığı ağırlığın sancısı inanın artık canınızı yakmaz hale gelir!"


EKLEYEN: Pelinsu Zeybek http://lovepeaceandharmony.org/


7 Aralık 2013 Cumartesi

İSİMLERE MASALLAR "GÖZDE"


Gözde, bir sabah uyandığında, her şeyin çok farklı olacağını düşleyerek uykuya daldı. Günü iyi geçmemişti, sahne aldığı barda ciddi bir kavga çıkmış, yaralananlar olmuştu.

Çocukluğu boyunca şarkıcı olmayı düşlemişti. Konservatuarı kazanmış, okulun parlak öğrencilerinden biri olarak hatırlanmıştı her zaman.

Bardaki o gece istediği tek şey eve varıp, yatağına uzanıp uyumaktı. Yatağa uzandığında ertesi sabahı hayal etti. Düşlerinde sadece güzelliklere yer verirdi, uyumadan önce, öyle yaptı yine…

Rüyasında kendini çiçeklerle dolu bir bahçede buldu. Yanında çok sevdiği arkadaşı Su’da vardı. Su ve Gözde çiçekleri koklayarak yürüdüler.

Gözde karşısına çıkan mor bir ortancaya hayranlıkla bakakaldı ve dayanamayıp çiçeği kopardı. Göğsüne koydu, usulca çiçeğe fısıldadı:

“Ne güzelsin.”

Çiçeği kopardıklarını fark eden iri bahçıvan aniden yanlarına gelerek, bağırmaya başladı. Ortancayı geri istediğini söylerken, bahçeye izinsiz girdikleri için Su’ya ve Gözde’ye çok kızdı.

Gözde çiçeği vermek istemeyince işler daha da karıştı. 

Bahçıvan: “Çiçeğin sahibi benim” diyordu. “Emek verdim, suladım, toprağını çapaladım ama sen bir hırsız gibi ele geçiriyorsun onu. Gerçek sahibi kimmiş, ona sorsana…”

Gözde şaşkındı ama öyle çok istedi ki çiçeği, zarifçe sordu:

“Sahibin olabilir miyim, güzel ortanca”

Mor çiçek dudaklarını kıpırdattı, ışıklar saçarak konuştu.

“Dalıma dönmek istiyorum. Beni neden kopardın ki? Dalım benim kalbimdir. Beni yuvamdan ettin.”

Gözde onu kopardığına pişman olmuştu. Bahçıvanı şimdi anlıyordu. Geçici bir heves yüzünden çiçeği öldürmek üzereydi. Can çekişen bu ortancanın hali içini burktu.

Bahçıvan çiçeği yeniden istedi. Gözde ağlayarak özür diledi ve onu sahibine iade etti.

Bahçıvan ortancayı dalına yeniden koydu, ışıktan bir dokunuşla evine geri döndü çiçek.

Gözde öyle mutlu oldu ki, bahçıvana sarıldı. Kızgınlığı geçen bahçıvan da onu kucakladı.

Su ve Gözde mutluluk içinde bahçeden ayrıldılar.

Gözde uyandığında yüzündeki gülümseyiş odayı kuşatmıştı. 

“Bugün bir ormana gitmeliyim” diye düşündü.

“Bana çok iyi gelecek”…

NAZLI AKIN


5 Aralık 2013 Perşembe

OLUMLAMALAR (SESLİ)


Yaşadığım her andan memnuniyet duyuyorum.

Hayatım renkli, ışık ve aşk dolu...

İçimdeki çocuğun sesini işitiyor ve onunla her gün oynuyorum...

İçimdeki kadının sesini işitiyor ve onu her gün taçlandırıyorum...

Yaradan'la birlikte yaşamımı her gün yeniden yaratıyorum...

Neşeliyim, bunun için bir nedene de ihtiyacım yok, içimden gelen sevinç enerjisini gittiğim her yere götürüyorum.

Herkese ve her şeye aşkla bakıyorum...

Kusurlar yerine güzelliklere odaklanıyorum.

Şimdi kırmış olduğum herkesten af diliyorum.

Şimdi herkesi bağışlıyorum.

İçimdeki kadını onurlandırıyorum.

Dişi enerjiyi kullanarak kadın olmanın güzelliğini deneyimliyorum. Konuşurken, yürürken, bir iş yaparken bu nazik ve şefkat dolu enerjiyi kullanıyorum.

Bu bedeni bana veren Yaradan'a teşekkür ediyorum.

Kadın olmayı seviyorum.

İçimdeki dişi ve erkek enerjileri dengeliyorum.

İçimdeki küçük kızı seviyorum.

Yaşamayı seviyorum.

Her sabah neşe içinde uyanıyorum.

Güne dua ve teşekkür ederek başlıyorum.

Daima nazik ve sevecen olmaya özen gösteriyorum.

Karşıma çıkan herkesi ve her şeyi kabul ediyorum.

Bolluk ve bereketi kabul ediyorum.

Her an akıştayım, her an ilerliyorum...


NAZLI AKIN