16 Mayıs 2013 Perşembe

SIR


“Parayı masaya bırak!”

Elimdeki yeşil banknotları masaya koydum. Heyecana benzer bir duyguya eşlik eden karın ağrısı, dudaklarımdaki kuruluk ve sesimin dünyada duyduğum sesimden farklı oluşu, bulunduğum yerin yan etkileriydi.

“Şimdi sıra sende…”

Paraları aldı, iri parmakları ile hızlıca saydı. Yüzü ve elleri iki ayrı dünyayı andırıyordu. Kıvırcık saçları, uzun boynu, gür kaşları vardı. İyi mi kötü mü diye kalbimi yokladım, hiçbir hisse rastlamadım.

“Sandalyeye otur ve bekle!”

İçeri geçti, ev buz gibiydi. Ellerim ve ayaklarım soğuktan uyuşmuştu. Etrafı incelemeye başladım, neredeyse hiç eşya yoktu. 

İçinde bulunduğum oda, havada asılı kalmış ya da boşluğa çivi ile çakılmış hissi veriyordu. Bir balonun içinde, seyahat eder gibiydim. Pencereye yaklaştım tam perdeyi açacaktım ki, elinde bir kutu ile geri geldi. Ahşap, oymalı ve eskiydi ama insan içindekini merak ediyordu.

“Kutuyu uyanınca açacaksın. Pusula gibi sakla içindekileri."

Kutuyu bana uzattı, aldım, bir anda ısındım, sezgilerim geri döndü. Hislerim yaşantımın kutup değiştirdiğini fısıldadı.


Uyandığımda ellerimin arasında bir şey tutar gibi kalmış olan kollarımda korkunç bir ağrı vardı. Rüyaya geri dönmek istedim, kafamda hala sorular vardı.

Odamın kapısı açıldı, yardımcım Firuze kahvaltıyı hazırladığını söyledi. Kalktım, hemen duşa girdim. Aklım rüyadaydı, gelecekten haber veren rüyalar görmeye alışkındım. Ama bu sefer bana başka bir şehre taşınacağım söylenmişti, şaşkındım.

Evimi seviyordum, işim buradaydı, İstanbul tüm eziyetlerine rağmen yaşamayı düşündüğüm tek şehirdi. Kahvaltımı ederken Firuze yanıma geldi ve konuşmamız gerektiğini söyledi. 

Üç yıldır haftanın beş günü evimin işlerini yapan bu güzel yüzlü kadına çok alışmıştım. “Hadi bir kahve yap da içelim o zaman” dedim. Gülümseyerek önümdeki tabağı aldı, “güllü lokum da var” dedi. Samimi biriydi, temiz ve çalışkandı, her zaman güzel kokardı.

Annesi ve babası çok küçükken trafik kazasında ölmüşler, onu anneannesi büyütmüş, genç yaşta evlenmiş iki çocuğu olmuş, kocası onları bırakıp gidince iş aramaya başlamış. Çalıştığım bir dublaj stüdyosunun temizlik işlerine bakıyordu tanıştığımız zaman. Hemen sevdik birbirimizi, ben de daha iyi bir paraya benim evimde çalışmasını teklif ettim, kabul etti.

Kahvelerimizi içerken aydınlık yüzünü seyrettim, ağzına bir lokum attı, koltuğa güzelce yerleşti.

“Dün ev sahibim geldi, çıkmamızı istiyor. Oğlu evlenecekmiş, bana iki ay süre verdi.”

“Buluruz yeni bir ev, dert etme sen.”

“Nehir hanım ben gideyim diyorum İstanbul’dan. Çanakkale'de bir otelde iş ayarlayacak teyzemin kızı, hem yaz kış kalabilirmişiz. Seni bırakmak üzüyor beni ama ne yapıyım. Sevmiyorum bu şehri, çocuklarla başa çıkmak orada daha kolay olur."

“Firuze dün gece rüyamda bu şehirden taşındığımı gördüm. Şimdi sen bana gidiyorum diyorsun, hayırdır inşallah. Sensiz ne yaparım bilmiyorum ama hakkınızda hayırlısı olsun canım.”

Firuze’ye sarıldım, duygulanmıştım ama hislerim doğru bir karar verdiğini söylüyordu. Kocası tarafından terk edilmiş, iki çocuklu bir kadın için, İstanbul çok yorucu bir şehirdi.
Firuze sürprizi sona saklamıştı.
"Nehir Hanım bende size ait bir emanet var, dün akşam üstü evden çıkmadan önce eve bir koli geldi. Emanet aldığım için ortalıkta bırakmadım. Yalnız kimlik falan istemediler, almakla iyi mi ettim diye acaba?"
"Getir bakalım şuna, merak ettim."
Firuze koliyi getirdi, açtı, içinden ahşap bir kutu çıktı.

NAZLI AKIN