13 Aralık 2013 Cuma

KORKULARINI SEV!


YAZAR: Story Waters


“Sen Tanrısın” İsimli kitaptan alıntıdır…

Hikâyenle uyumlu tüm deneyimlere kolaylıkla açık olursun. Çünkü bildiğin alanda kendini rahat hissedersin. Bildiğinden emin olduğunda, kontrolün sende olduğunu hissedersin. Ama alanı bildiğin için, deneyimlerin sana çok az değişim getirir. Çünkü bu deneyimlerini zaten varlığına, bünyene katmışsındır. 

Bildik deneyimler kişiyi değişime zorlamaz ve tehdit etmez. Bildik alanda yaşadığında, hikâyesi onun kabı olur ve kişi bu kabın içinde yaşar.

Hikâye çemberinin dışında, bilinenin dışında, bilinmeyen vardır. Bilinmeyen deneyimler henüz varlığına katmadığın deneyimlerdir. Bu deneyimlerin dışarıda kalmasının nedeni senin direncindir. 

Direnç, hikâyenin etrafına duvar örer. Bilinmeyene izin vermek, Tanrı benliğinin bilinçli farkındalığına izin vermektir.

Hikâyen bildik. Hikâyenin dışındakiler bilinmeyen. Direnç duvarı bu ikisini ayırıyor. Direnci bırakmak, seninle bilinmeyen arasındaki engeli yıkmaktır. Direnmeyi bıraktığında ilhamın, vahiysel algılamanın bilinç eşiğine açılırsın. Bu açılımla bilinmeyeni bilinir kılarsın. Bu algı eşiğine adım attığında ilham, genişleme ve değişim, varlığında doğar. Bu bilinç ilham bilincidir. En derin fikirler ve sanat bu bilinç boyutunda doğar.

İnsanlığın en büyük başarılarının yaratıcıları, varlıklarını özgürce açarak, açılıma izin vererek bu boyuttan ilham aldılar. Günlük yaşamda, ilham bilinci günlük kararların netleştirilmesine yardım eder ve insan varlığının açılımı için yol göstererek ilham verir. Bu boyut sadelik boyutudur. Seçimler bu boyutta yürekten ve netlikle yapılır. İlham bilinci herkesin sahip olmak istediği bilinçtir ama çok az insan bu bilince ulaşır.

Başlangıçta bu boyutta algıladığın anlarda, hala hikâyenin etrafında yarattığın duvarların arkasındaysan, değişim ve ilham mesajı seni korkutur. Bu duygu, “paraşütle atlama” duygusudur; nereye ineceğini, ne olacağını bilememe duygusu.

Direncin kökeninde değişim korkusu –bilinmeyen korkusu- vardır. Hatta ölüm korkusu bile ölüm deneyiminin ne olduğunun bilmeme korkusudur. Bir şeyi gerçekten bilmek için ondan korkmamak gerekir. Bildiğin şeyden korkmazsın.

Herkesin hikâyesinin kapsama alanı farklıdır. Kimliklerinin çok çeşitli deneyimleri vardır ve daha geniş alanda kendilerini rahat hissederler, kimilerinin alanları dardır. Ama ikisinin ortak noktası, hikâyelerinin sınırlarının direnç gösterilen şeylerle belirlenmesidir.

Direnç, varlığının özgürlüğünün, bir deneyimin getireceğinden korkarak, kendi içine geri çekildiği andır. Sınıra geldiğini hissettiğinde bu deneyimi yaşarsın ve geri çekilirsin.

Bu anda ya hikâyene sadık kalarak direnci seçersin ya da yüreğini açarak direncin ortasına dalar ve deneyimi içeri alırsın. İkinci seçimi yaptığında bir bilinmeyen bilinir hale gelir. Daha önce direndiğin deneyime izin verdiğinde, varlığın özgürleşerek açılım yaşar.

Genellikle kişi bir şeye direniyorsa, kendisini koruduğuna, direncin kendisine yararlı olduğuna inanır. Bu düşünce, hapishanenin kapısındaki en büyük kilitlerden biridir. Tüm korkularının seni koruduğuna, sana yararlı olduğuna inanmak, hücrenin demir parmaklıklarının varlığının sana yararlı olduğunu onaylamaktır. Bunu fark etmek kendinin hem mahkûm hem de gardiyan olduğunun bilincine varmaktır.

Tüm kilitler, tüm parmaklıklar korkunun kilitleri, korkunun parmaklıklarıdır. Korkularının da belirleyicisi sensin. Korkularını kendinin seçtiğini söylemek, korkunun yaratıcısının sen olduğunun bir başka ifadesidir.

Yaratıcının sen olduğunu bildiğinde bu parmaklıkların gerekli olmadığını da bilirsin. O zaman deneyimlemeyi arzu etmediğin şeyi seçmemek konusunda kendine güvenirsin.

Hikâyenin mimarı sensin. Hikâyeni yaratırken direnç duvarlarını, hangi noktanın ötesinden korkuyorsan oraya inşa edersin. Korkunla yüzleştiğinde, yarattığın direnç duvarını aşağı indirirsin ve alanını yeniden belirlersin. Alanın sürekli genişler, sürekli değişir. Kendini tanımladığın duvarların farkında oldukça, kendini duvarların sınırlarıyla özdeşleştirmeye de son verirsin.

Korkularının seni belirlemesine izin versen de, davranışlarını yönetmesine izin versen de, o sen değilsindir. Sen korkuların değilsin. Korkuların, kendi seçtiğin tanımlamayı ifade etmek için kullandığın bir araçtır. Seçtiğin ne ise osun. Korkularını geçerli kılmayı seçen de sensin, onlardan özgürleşmeyi seçen de sensin.

Korku kötü değildir. Bu derin ama ince bir noktadır. Korkularını anladığında içinde büyük özgürlük taşıdığını da görürsün. Korku, seni incitmeye çalışan dışsal bir güç değildir. Korku hissetmek bir hata değildir; korkuyla acı çekmek zorunda değilsin. Korku kendi var oluşunu yaratmak için kullandığın bir enerji boyutudur. Sevgi çeker, korku iter. Korku iterek ayrılık yaratır. Ayrılık temelde kendini tanımlama aracıdır.

Düalitede sevginin zıttı korkudur. Sevginin formasyonu için zıttı olan korku da sevgi kadar önemlidir. Burada düalistik sevgiden bahsediyoruz. Düalitenin iki ucundan birine odaklanmak mümkündür.

Evrensel ya da koşulsuz sevgi ise tüm hayata eşit biçimde saygı duyan, kabul eden sevgidir. İtme gücü var olmadan çekim gücü var olamaz. Korkunun gücünü kendini sınırlamak için kullanırken, sevginin gücünü de kendini özgürleştirmek için kullanırsın.

Korkuyu bir zincir olarak değil, amacı olan bir araç olarak görebilirsin. Korkuyla kendini sınırlayarak yanlış bir şey yapmadın. O, kendi özgün hikâyeni deneyimlemeyi arzu ettiğin için hikâyene odaklanmana yardımcı oldu. 

Duvarların sana hizmet etti. Bu anlayışla duvarları kolaylıkla indirebilirsin. Çünkü duvarları kendinin yarattığını biliyorsun. Bir duvarı hata olarak gördüğünde onu yıkamazsın. Bu güçlü bakış açısıyla korkularınla yüzleştiğinde acı çekemezsin. Çünkü Tanrı benliğinin farkında olursun.

Korkularını yenerek hiçbir şeytanı ya da kötülüğü yenmiyorsun. Hiçbir şeyi aşmıyorsun. Sadece kendini korkuyla tanımlamamayı seçiyorsun. Güç harcayarak duvarları yıkmıyorsun. Artık onların temsil ettiği sınırlar içinde yaşamayı seçmeyerek duvarları yaratmaya son veriyorsun. Sınırlarının yaratıcısının sen olduğunun bilinci, özgür olma bilincidir.

Korkudan özgürleşmek, yüreğinin sevgisinin belirlediği, sınırları sürekli değişen rahatlık alanında yaşamayı seçmektir. Zihninin korkuları yerine yüreğinin sevgisini seçmektir. Korkularını sev. Korkularının açılımı seni özgürlüğe götürecektir.



"ŞİFACI KEDİ" MASAL




Suna hayranlıkla kedisini seyretti. Ona “Şifacı” adını koymuştu, çünkü karnı ağrıyan çocukları iyileştirebiliyordu bu pisicik.

Renkleri beyaz ve gri, gözleri badem rengi olan bu kedi, müzik sesini çok seviyor, Suna ne zaman radyoyu açsa, neşeyle miyavlıyordu.

Suna ağustosun ikisinde on beş yaşına basacaktı … Annesiyle pastası için malzeme almaya giderken, balkonun kapısını açık unuttular. Bu durumu fırsat bilen kedicik balkondan atlayarak, evden kaçtı.

Eve döndüklerinde Şifacı her zaman onları kapıda karşılardı ama bu kez öyle olmadı. Suna hemen içeri geçip onu aramaya başladı.

“Şifacı, Şifacı neredesin?”

Annesi balkondan kaçtığını tahmin edip hemen bahçeye baktı ama orada da yoktu.

Sokaklarda, yakındaki mahallelerde, arabaların altında, bahçelerde Şifacı’yı aradılar ama bulamadılar. Suna çok üzgündü, akşam hiç yemek yemedi. Odasına gidip erkenden uyudu.

Suna rüyasında kedisini gördü. Yarmaz çocuklar Şifacı’yı kovalıyordu. Zavallı kedicik hemen bir ağaca tırmandı. Korkudan ve açlıktan yorgun düşene kadar aşağıya inmedi. 

Yaramaz çocuklar, ortalıkta görünmez olunca aşağı atladı ormana daldı. Suna da ormana girdi ve kedisine seslenmeye başladı.

Şifacı sahibini görünce çok sevindi. Suna onu hemen kucağına aldı, sevdi.

“Neden evden kaçtın Şifacı?”

“Sana anlatmak için”

“Neyi?”

“Sokaktaki hayvanlar, aç, susuz ve yorgunlar… Kış geldiğinde çok üşüyorlar. Onlar için de bir şeyler yapmalısın. Eğer bana bir söz verirsen sabah eve döneceğim.”

“Tamam, sana söz veriyorum, arkadaşlarımla da konuşup, sokaktaki kardeşlerin için bir şeyler yapacağım.”

Suna gözünü açar açmaz, balkona gitti. Şifacı sözünü tutmuş, geri dönmüştü.

Suna sıra ben de diye düşündü. Ben de sözümü tutacağım, sokakta yaşayan hayvanlar için bir şeyler yapacağım…

NAZLI AKIN

ÜSTAT

Yaradan kendine ettiğin kötülüklerin çetelesini tutmaz. Her sabah yeniden doğarsın. Alışkanlık zincirini devam ettirir ya da kırarsın.

Zinciri kırmak level atlamak gibidir, oyuna farklı bir seviyeden devam edersin. Yaşamda ustalaşırsın. Bir üstat olduğunda neden burada olduğunu hatırlarsın.

Var oluş amacını hatırlayanlar, alışkanlık zincirini kıran, oyun oynadığını daima hatırlayan üstatlardır.

Nazlı Akın