27 Şubat 2014 Perşembe

SON KARANLIK

YAZAN: NAZLI AKIN

Kıyamet önce kalpte kopar, sonra dışarı yayılır.

Dalgası; “hikâye” olur.

SON KARANLIK

“Dışarıda ne arıyorsun? Hepsi içinde var!”

Sesi duydum, içime durdum. Dışarıda ne arıyordum? Aramaktan hiç yorulmadan, bulduklarımdan tatmin olmadan, daima arayacak yeni bir şey bularak, dışarıda ne arıyordum?

“Gölgem” çekinmeden karşıma oturdu. Dertleşmek ister gibiydi. Konuşmasına izin verdim:

“Ben’i aldılar. İstedikleri renklere boyadılar. En derinime “tekerleme” cümlelerini döşediler. Zihnime başkalarının fikirlerini oturttular.

Ben’i aldılar, “uslu çocuk” yaptılar. Her zaman dışarı bakmamı söylediler. 
Onun kızı, bunun oğlu, kıyaslamalar, gücenmeler, ihanetler, hiç “aşk” olmamış ilişkiler.

Ben’i aldılar, ruhsuz bir kalemle adıma hikâye yazdılar. Karanlıkla mühürlediler.

Ben zift kadar kara bir kumaşım şimdi. Üstünden çıkartıp atamadığın…

Öyle sahte, o kadar bozuğum ki, çözülüyorum.

Ben bir kara büyüyüm. Nefesinin şifalı muskasına direnemiyorum artık.

Azap verirken günlerine, güneşinde eriyorum.

Korku salarken, ışığın altında yanıyorum.

Öldür beni! Bir şifahanenin ılık odasına koy!

Etlerimi dişliyorum; ışık sardıkça yaralarımı.

Ben, ben olmaktan çıkıyorum güneşin altında.

O şairin şiiri geliyor aklıma bir anda, bırakıyorum “şeklimi” ay ışığına.”

“Akşamlar ağlatıyor, ağladım, çok ağladım!

Ay ışığı insafsız, güneşler acımasız:

Buruk aşklar elinde uyuşup esrik kaldım,

Yeter, yarılsın teknem! Alsın beni bu deniz!”

(Şiir: Arthur Rimbaud)


24 Şubat 2014 Pazartesi

AŞK'A BIRAK

Günün melek fısıltısı: 

Yağmur toprağa bereket aşılar.

Kalbine düşen gözyaşı ruhuna temizlik aşılar. 

Yağmur ve gözyaşı düştüğü yeri aşk'la yıkar.

Aşk yaralı ruhlarımıza dokunan şifalı bir eli gibi akıtır pası ve kiri.

Son sözü aşka bırak!

NAZLI AKIN

ELİMİ TUT!

Pazara çıkalım seninle
Elimi tut insanların içinde
Yüzümde zamandan bağımsız bir neşe
Ellerimde renkli kumaşlar, tahta kaşıklar
Yaşamın yükleri ağır gelince, unutmak için öylesine
Elimi tut insanların içinde.


Nazlı Akın

Zaman

Deniz örtse üstümü bir gece 
Rüzgar nefes olsa yüzüme
Zaman beni hep sevse...

Nazlı Akın

22 Şubat 2014 Cumartesi

CENNET

Günün melek fısıltısı: 

Haberci senin kalbin!

İklimleri geride bırakıp, yolun apaçık ortaya çıktığı görüntü, mesajını içinde saklar.

Mesaj her zaman içindedir. Zarfı açmaya niyet ettiğinde, mektup görünür.

Soruların ve cevapların ötesinde, kalbinin orta yerindeki cennet belirir.

Dünyadaki cennetler kalplere gizlenmiştir.

Nazlı Akın

20 Şubat 2014 Perşembe

Teslimiyet



“Plan yapma! Kendinden daha yüksek bir güce teslim olmayı öğren!”

Bazen işler istediğimiz gibi yürümüyor. Planlarınız aksıyor, sözleştiğiniz yere gidemiyorsunuz, gelen işleri geri çevirmek durumunda kalıyorsunuz. Bunların hepsini yaşadım şu dört günde. İşleri Yaradan’a bırakmak gerektiğinde; geri çekilmenin gücünü hatırlamak sezgisel bir yetenek…

Böyle zamanlarda kayıplara odaklanmak yerine deneyimin anlatmak istediği bilgiyi ortaya çıkarmak çok değerli. (Grip olduğum için bazı işleri geri çevirmek durumunda kaldım, bu da para kaybına yol açtı, içimden sitemler yükselmeye başladığında bilgiye sarılmak kurtuluşum oluyor.)

Teslim olan, kabul içinde yaşayan ruhsal tarafım her şeyin yolunda olduğunu farkında olsa da şikâyet etmeye bağımlı tarafım işleri ele geçirmek istiyor. Biliyorum ki şu dört günde yaşananlar içimdeki kontrol canavarını eğitmek için planlanmış dersler.

Geri çekilmenin, akışı izlemenin varlıkta saklı olan gücü ortaya çıkardığı bir gerçek. Bu noktada direnmemek çok önemli… Direnç gösterdiğimiz zaman hoşumuza gitmeyen durum uzuyor. Çünkü içindeki bilgi açığa çıkmak istiyor. Böyle zamanlarda kendimize dışarıdan bakmak, tepkilerimizi fark etmek, dirençlerimizi kırmak ilahi müdahaleyi mümkün kılıyor. Şifa tam o noktada devreye giriyor.

Zincirlerimiz kırılıyor, bağımlılıklarımız devriliyor, düzenimiz aksıyor. Kendimizi yeniden yapılandırırken eski kimlik ince bir zar gibi bırakıyor kendini.

Kendimizi sevmeyi öğretiyor ilahi rehberlik; izin vermek çok önemli. Yaşamda hiçbir şey insanın kendini sevmeyi öğrenmesinden daha acil değil.

Şimdi kendimi sevmeye niyet ediyorum.

Şimdi kendime şefkat duymaya niyet ediyorum.

Şimdi akışta kalmaya niyet ediyorum.

Öyle olsun. Öyle oldu…

NAZLI AKIN


16 Şubat 2014 Pazar

BİR MELEKLE KARŞILAŞTIM BUGÜN MÜZİKLİ





GÜL’LÜ GÖL



Serva çok heyecanlıydı. Bugün bir
falcıya gidecekti. Günler önce randevu almış olduğu bu esrarengiz kadın,
geçmişi ve geleceği okuyabiliyordu.
Daha önce duymuş olduğu bazı
bilgileri dikkate alarak, boynuna ham bir ametist taktı.  Negatif enerjiler böyle yerlerde insana
yapışıp kalıyordu. Taş onu koruyacaktı.
Arabasına atladı, kadının evi şehrin
merkezine uzaktı. Yol levhalarını takip etti yarım saat sonra “Güllü göl”
göründü.
Falcının evini, sorduğu herkes
biliyordu. Bu nedenle hızlıca oraya ulaştı. Bahçesi ortancalarla ve pembe
güllerle bezeli iki katlı bu ahşap ev Serva’yı çok şaşırttı.
Kapıyı çaldı, açan olmadı. Ev
sessizdi. Merdivenlere oturdu. Çiçek kokuları yavaş yavaş zihnini boşalttı
kadının. Gözleri kapandı.
Şimşek çakması gibi kısa bir sürede
falcı kadını gördü. Çimen yeşili gözler, karamel renginde saçlar, beyaz duru
bir ten…
Gözlerini açtığında evin kapısı da
açılmıştı. Etrafta kimse görünmüyordu. İçeri girdi. “Kimse yok mu?” diye
seslendi. Ev çocukluğunun geçtiği anneannesinin evini andırıyordu. Eski ama
ruhu olan bir binaydı. İlk kattaki geniş salonda falcıyı göremedi. İkinci kata
doğru çıkarken ahşap merdivenlerin gıcırtısı bir ara melodiye dönüştü ya da
Serva’ya öyle geldi.
İkinci kat başka bir salona açıldı,
alt kattakinden daha geniş bir salon, yatak odası ve mutfak iç içeydi. Evde
kimse yok gibiydi.
Tam geri dönmeye karar vermişken
masanın üstünde bir kristal küre gördü. Büyüleyici bir kristal diye düşündü.
Yakından bakmak istedi, sandalyeye oturdu. Fısıltı şeklinde bir ses duydu.
“Dokun ona”
Biraz korktu ama küreye dokunma fikri
aklını başından almıştı. Yumuşak bir dokunuşla okşadı bu gizemli kristali, gözleri
kapandı.
Kendini bir holde buldu, etraf
kapılarla doluydu. Bir ses “altı” numaralı kapıdan içeri girmesini söyledi.
Holün sonunda kapıyı buldu, içeri girdi.
Falcı onu bekliyordu. Merdivenlerde
gördüğü kadındı. Sıcak, güleç bir yüzü vardı. İnsanın içine işleyen bir ifade
saklıydı suratında.
“Hoş geldin Serva, ben de seni
bekliyordum.”
“Adımı nasıl bildiniz?”
“Otursana.”
“Ben öyle şaşkınım ki."
“O zaman sana bir fincan gül çayı ikram
edelim.”
Kısa bir süre sonra içeri peri kızı
kadar güzel genç bir kız girdi, çayı bıraktı, gülümsedi ve kapıdan çıktı.
Serva fincanından bir iki yudum alır
almaz kendini çok iyi hissetti. Aklında yaşamıyla ilgili sorular vardı.
“Aylardır işsizim, beni gerçekten
mutlu edecek bir işe sahip olabilecek miyim?”
“Bu sana bağlı. Sana ve çocuğu yakalamana.”
 “Kristal küreyi bulduğum o ev gerçekten sizin
eviniz mi?”
“Hayır.”
“Ama nasıl olur, ben adresinizi başka
insanlara sorarak bulmuştum.”
“Onlar sana yardım etmeye
çalışıyorlardı. Hepsinin gerçek evi burası”…
“Neden o evdeyim?”
“Şu anda bir rüya görüyorsun. O eve
seni biz yönlendirdik. Çocukluğunun tüm anıları orada saklı”…
“Hepsi rüya mı?”
“Bu rüya düşlerinin önünden çekilmen
için. Çocuğu dikkatlice dinlemelisin. Oynamasına izin vermen, onunla ilgilenmen
gerekiyor. Sen bu çocuğu yeniden doğurup, büyütmelisin. O güce sahipsin.”
“Hepsi rüya mı?”
“Birazdan uyanacaksın, burayı tüm
anılarının içinde baş köşeye koy! İçindeki neşeyi canlandıracak ne varsa
silkele.  Eteklerinden dökülecek
renklerle çocuk duvarlarını boyayacak. Yeni odanı çocuğun dekore etmesine izin
ver.”
“Hepsi rüya mı?”
Sayıklayarak uyandı Serva. Önce
gözleri falcıyı aradı, sonra odasında olduğunu anladı. Peri kızı ne kadar
güzeldi, sonra içtiği güllü çay, dünyada hiç öylesini içmemişti.
Rüyada neler oluyordu böyle? Hiç
falcıya gitmemiş biri için ilginç bir deneyim diye düşünüp gülümsedi.
Anneannesinin evini hatırladı, ne şen
bir çocukluk geçirmişti. Oyuna doymuş, o sokağın tadını fazlasıyla çıkarmıştı.
Çocukluğunda gördüğü bir rüya geldi
aklına. Gökyüzünün katlarını uçarak çıkmış, bulutların içinde Tanrı ile
tanışmıştı. Çocukken hep Tanrı’yı merak ederdi. Rüya bu ya; gencecik Hint’li
bir erkek karşılamıştı onu. Elini sıkıp “Seni burada görmekten çok mutluyuz”
demişti.
Gülümsedi. Tanrı’yı merak etmeyeli,
varoluşunun anlamını sorgulamayalı çok olmuştu. İçindeki umuda tutunup, çocuğu
aramaya karar verdi. Rüya o küçük kızı işaret ediyordu. O’nu yakalarsa kendini
yakalayabilirdi.

Nazlı Akın

11 Şubat 2014 Salı

DÜŞLE



“Eğer insan mutluluğunu-onu derinden yakalayan ve “işte benim yaşamım bu” dedirten şeyi-izlerse, kapılar ona açılacaktır. Gerçekten açılacaktır.” (Joseph Campbell)

GÜNÜN MELEK FISILTISI: DÜŞLE!

İnsanın kendini en büyük tutkusuna adaması Tanrısal bir eylemdir. Yeter ki en büyük düşünü biliyor ol! Hiç hayal kurmamış, düşünün peşinden gitmemiş biri olma!

Günlerini düşlerine adayanlardan ol!

İlahi rehberliği işitenlerden ol!

Sana kapıları açan el, kalbine bakar ve içindekini görür!

Kalbin düşünden ayrı değilse, hayalin seninle nefes alıyorsa ona bir can verir...

NAZLI AKIN

10 Şubat 2014 Pazartesi

Doğa

Yüzümü güneşe döndüm kalbimi dağlara 
Hakikati sordum ovalara
Hiçbir dostum böyle dinlemedi beni
Hiç kimse beni doğa kadar sevmedi...

Nazlı Akın

9 Şubat 2014 Pazar

Dürüstlük


Aslında hiç kimse, senin için bir şey yapmaz, kendin için eyleme geçecek olan sensin.

Hiçbir spiritüel öğretmen, yürümen gereken yolu, senin ritmin ve adımlarınla yürüyemez.


Hiçbir teknik, kalbinden gelen saf sezginin yerini alamaz.


Kendin üzerinde çalışmak, varlığın için en kutsal iştir.


Tüm kadim bilgiler, kendinden sakladıklarını dürüstlükle ortaya çıkarmaya yarıyorsa kıymetlidir…


Eğer kabuklarının altında görünmez olduysan, kendinden uzaklarda yaşıyorsan, dünyada, beden içinde iş gördüğünü unuttuysan; öğreti, kutsallığını ve en önemlisi faydasını yitirir, zarar vermeye başlar…


NAZLI AKIN

8 Şubat 2014 Cumartesi

10 Mutluluk anahtarı

Deepak Chopra’nın kadim bilgelikler ve yeni bilimsel araştırmaların bileşkesinden oluşturduğu 10 mutluluk anahtarı:

1) Bedeninizin farkında olun. Bedeniniz, evrensel aklın kozmik bilgisayarıdır. Bedeninizin rahatlık ve rahatsızlık hislerini dinleyin ve doğal olarak doğru seçimleri yapacaksınız.


2) Şimdiki anda yaşayın. Hiç bir şeye takılı kalmayın ve olayları öngörmeye çalışmayın. Sadece akışta olun, ve nirvana denen bilinç alanına bağlanacaksınız.


3) Sessizliği kucaklayın. Meditasyon yapın ve nefesinizi izleyin. Düşünceler arasındaki sessiz alan sonsuz olasılık barındırır.


4) Başkaları tarafından onaylanma ihtiyacınızı bırakın. Hem eleştiriden, hem de övgüden özgürleşin. Kimseden daha aşağıda veya daha yukarıda hissetmeyin.


5) Zehirleyici duygulardan kurtulun. Şikayet etmek zehir içmek ve bu zehirin düşmanını öldüreceğini düşünmek gibidir. Düşmanlık ve kızgınlığı bırakın.


6) Kendinizi tam olarak tanıyın. Dünya, sizin bilinç durumunuzun aynasıdır. Kendinize ”Ben kimim? Ne istiyorum?” sorularını sorun.


7) Başkalarını yargılamayın ve kendinizi yargılamayın. Uyanın ve tam da oluğunuz gibi olmaktan dolayı şükredin. Kendinize “bugün olan hiç bir şeyi yargılamayacağım” deyin. Kendi gölgelerinizi ve başkalarının gölgelerini affedin.

8) Hayatınızdan zehirleri çıkarın. Toksik maddeler, yiyecekler, alışkanlıklar, duygular, iş, ilişkiler, çevreler vs. Bunlar, hayatlarımızda sadece dengesizlik yaratırlar.

9) Korku bazlı düşüncelerin yerine sevgi bazlı düşünceleri yerleştirin. Her seçim yaptığınızda, bu seçimin sevgi ve birlik tecrübesi mi yaratacağını yoksa ayrım ve stres tecrübesi mi yaratacağını kendinize sorun.


10) Farkındalığınıza şahit olun. Kendinizi bir filmdeymişsinizcesine izleyin. Bu şu demektir: Siz bedeniniz değilsiniz ya da siz zihniniz değilsiniz; siz bilincinizin uyanık şahidisiniz...


ALINTIDIR

7 Şubat 2014 Cuma

FISILTI

Günün melek fısıltısı: 

Senin hakiki doğan meleklerin sevdiğin tüm özelliklerini içerir. Bu yüzden melekleri düşündüğünde yüzün güler, için açılır.

Melekler tüm özellikleriyle sana daima kendini aşmayı, ışık saçmayı, oyun oynamayı, bir çocuğun saflığını hatırlatır. Hatırladıkça kalbine doğan uyum hissi, çok değerli olduğunun, çok sevildiğinin mesajıdır.

Melekler sana daima en yüksek potansiyelini hatırlatsın.

Melekler sana daima yaşamın bir oyun olduğunu hatırlatsın.

Ve en önemlisi... Melekler sana daima, düşlerinin peşinden gitmeyi hatırlatsın...

NAZLI AKIN

2 Şubat 2014 Pazar

BAKIŞ


Siz hiç boşluğa düştünüz mü? 

Ben düştüm. O duyguyu birçoğunuz gibi iyi bilirim. İnsanın kalbini buruşturan, karmaşık duygular sepeti. Sepetin içinde debelenen ve acı çeken varlığımız.

Peki, nedir bu derdin dermanı? Neden o boşlukları kapatmak bu kadar zor?

Bazen ego, özü ele geçirdiğinde, uyguladığınız hiçbir şey işe yaramaz.

Benim en sık baş vurduğum yol dua ve meditasyon; ama öyle günlerde gözümü kapamam ve açmam saniyeler sürdü hep. Rehberlik sistemi bana kapılarını kapamadı şüphesiz; gönül gözüm kapandı. Tek seçeneğim kaldı; karanlığın içine dalmak.

Bazen ışıkla kavuşmak

cesaret gerektirir. Karanlıktan çıkmak niyetini oluşturduğumuzda, tünelin sonundaki ışık belirir. Esas olan orada kalmak isteyen yanımızı hızlıca şifalandırmaktır.

Şifa oluştuğunda, huzur dolar ruhumuz. Işıkla buluştuğu görkemli anları hiç bir varlık unutmaz.

Şimdi varlığımdaki, her karanlık yaratan boşluğu aşkla dolduruyorum.
Ruhumda bir aşk fırtınası başladı.

Işığa ait olmayan ne varsa, savuruyor rüzgâr.

Her derdin devası aşk yıkadı kalbimi.

Aşk’la bakan gözlere, bakış olsun.

NAZLI AKIN