25 Mart 2014 Salı

Kuyudaki melek

Kadın, sudaki yansımasına baktı. Her zamanki gibi değildi, suretinde başkalarının yüzlerini gördü, şaşırdı. Zaman, görüntüsüne ona ait olmayan şeyler eklemişti. Kendi kendine konuşmaya başladı:

“Kuyuya atlarsam, tünelin sonunda ışığımı bulabilirim. Yüzümdeki yüzlerden, dilimdeki dillerden kurtulabilirim. Eğer atlarsam...

Suyu seyretmek sadece acı veriyor. Ama atlarsam acının ve mutluluğun ötesine geçebilirim.”

Artık düşünmeyecekti, suyu seyretmeyecekti. Karar verdi, atladı.

Kuyu ölüme benziyordu ama ölen kimdi? 

Ne çok suret, ruhuna çengelliydi. Elleriyle çıkardı iğneleri bedeninden. Değişen renklerini hayranlıkla seyretti.

Sıra kancalara geldi.  Ne ara takmıştı kalbine bu kancaları? Düşünmeden söylediği her olumsuz cümle, hissetmeden yaşadığı her yalan ilişki, tutulmamış sözler, bozulmuş yeminler, çürümüş duygular, kokuşmuş ön yargılar varlığında asılı kalmıştı. Tek tek çıkardı. Işıldayan bedenini hayranlıkla seyretti.

Duvarlarda gölgeler belirdi aniden. Dünyadayken düşündüğü her şeyi seyrederken kalbi sıkışmaya başladı. Karanlıkta kalan her düşünce ateş böceği misali yanıp sönüyor, ruhuna baskı yapıyordu. “Bunlarla başa çıkamam, yardıma ihtiyacım var” diye düşündü. Bir fısıltı duydu önce:

“Aşk’a tutun.”

Bu şefkatli, ılık sesin sahibini aradı. Fısıltılar çoğaldı:

“Aşk senin seyir defterin... Sayfalarını hatırla. Yazdıklarını hatırla. Kim olduğunu hatırla!”

Kadın o sihirli soruyu sordu:

“Ben kimim?”

O anda kendisine çok benzeyen, sarı kanatlı, ihtişamlı bir melek göründü kuyuda. Elini uzattı, kadın tuttu. Görüntüler yok oldu. Tünelin ucunda ışık belirdi.

Melek fısıldadı:

“Sen bensin.”

Yazan: nazlı akın