5 Kasım 2014 Çarşamba

Şifalı rüzgar

Son birkaç ay öyle hızlı geçti ki farkındalık şimşeklerinin etkisi yaşantıma dalga dalga yayılıyor. Kendim sandığım bir kimlikler gösterisinin içinden geçip hakiki doğama doğru bir yolculuk yapmaya niyet ederken oluşan şifalı rüzgârın beni böylesine sallayacağını bilmiyordum.

Ben kimim? Gerçekten ne istiyorum? Hangi duygularımı bastırıyorum? Hakiki sevgi nedir? Sevme yeteneğimi nasıl geliştiririm? Kendimi seviyor muyum?

Her sorunlu ilişkinin temelinde kendimizle kurduğumuz ilişki yatar. Bağlantıda olduğumuz insanlar bize ayna olur, mesaj verir. Yeter ki onlardan ayrı olduğumuz illüzyonuna kapılmayalım. Kâinattaki birliği hissetmenin yolu kalbimizi sonsuzca arındırmaktan geçiyor.

Geride kalan iki ay içerisinde yıllardır ilişkide olduklarım da dahil, bana kendimi kötü hissettiren insanlar oldu.

Geride kalan iki ay içerisinde yıllardır ilişkide olduklarım da dahil, bana kendimi harika hissettiren insanlar oldu.

Yaşam akarken geçmişe takılı kalmamanın, her anın tadına varmanın tek yolu var. Zihnin yarattığı cehennemi cennete dönüştürmek… Ben kendimi kötü hissettiğim her olayda bildiğim ve işe yaradığı üstümde kanıtlanmış yöntemleri kullandım.

“Yoga, nefes, meditasyon, dua, yürüyüş, şükran hisleri yaratmak, mantra müzik dinlemek…”

Kişiye özel reçetelerde en önemli olan şey denenmiş ve işe yaramış olmasıdır. 

Kendinize kalbinizin hazırladığı reçeteyi yazarken denenmiş ve işe yaramış yöntemleri hatırlatın. Benim vazgeçilmezim şudur:

“İlahi aşkın gücüne teslim olmaya niyet etmek.”

Semavi âlemin sonsuz sınırsız sevgisini hücrelerimize kadar hissetmek için “ölmek gerek”.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin o içimizi titreten satırlarında olduğu gibi…

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoş görürlükte deniz gibi ol.

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

nazlı akın