10 Mart 2014 Pazartesi

Gönül getir!

Ey zengin, yüzlerce çuval altın getirsen Allah der ki:

"A iki büklüm adam, gönül getir.

Gönül senden razıysa ben de razıyım.

Gönül senden yüz çevirmişse, ben de yüz çeviririm.

Sana bakmam, o gönüle bakarım. 


Ey kapımda can olan, bana armağan olarak gönül getir.

Gönül sahibi seninle nasılsa, ben de öyleyim."

MEVLANA

ÖLÜM VE ÖTESİ ÜZERİNE

Ölmek, öğrenilmeye bağlı bir olgudur. Bir şeyde iktidar, bilgi ile olur. Bazı iktidarlar var ki, sadece bilmek değil, birtakım tatbikatlarla da olur. İşte, ölmek olayının ortaya çıkabilmesi için, varlığın ölmeyi bimesi, ölümün nasıl meydana gelebileceğini bilmesi ve bu olaya yardım etmesi gereklidir. Ölebilmek bir sanattır. Öyle bir sanat ki, uzun bir tekamülün oldukça ileri safhalarında meydana gelen bir bilgidir. Ölmeyi bilmek gerek. Bunun bilgisi önce "ölüm nedir" den başlar.

Ölüm nedir? Klasik manası içerisinde, ruh ile beden arasındaki müşterek faliyetin, belli bir zaman ve mekan içerisinde alaka kesmesi, kesin olarak bu alakanın durması demektir. Bu açıklama ikinci bir soruyu icap ettirir. Ruh ile beden arasındaki irtibat nasıl olmaktadır?

Beden şüphesiz ki bir kukladır. İpleri, yüksek ben kısaca ruhi benin elindedir. Kuklanın hareketleri, kuklacının parmaklarına takılı bulunan iplerle temin edilir. Kuklacının parmakları, kolları, adeleleri, sinirleri vasıtasıyla beyni tarafından idare edilir. Beyin, kuklacının beyni, gene onun yüksek benine bağlıdır. Yani kuklacı da yüksek benin bir kuklasıdır. Bu bağlılık, evrensel bir mekanizma içerisinde sonsuza kadar gitmektedir. Yüksek ben, birtakım mekanizmaları ve birtakım seyyalevi vasatları kullanmak suretiyle bedeni canlı hale getirir. Bu canlılık, o derecede ince, o derecede mükemmel, o derecede adapte olmuş vaziyettedir ki, kuklalar birbirlerini görünüşleriyle aynen kabul ederler.

Ölüm, kuklacının elindeki kukla iplerini yavaş yavaş çıkarması demektir. Hayatın muayyen bir noktasından, devresinden sonra, ipler yavaş yavaş gevşemeye, eski sağlamlığını kaybetmeye, hatta bir kısmı fonksiyon görmemeye başlar. Beden yaşlandıkça yani daha ince tertipteki tesirlere cevap verebilecek özelliğini kaybettikçe, iplerde de gevşeme başlamış demektir.

İnsan ölümün manasını, ölüm ötesi manayı bedenli haldeyken anlamaya, öğrenmeye, zihninde buna ait şekilleri, imajları yaşatmaya, kendi aurası içinde buna ait ihtizazların hareket etmesine müsaade etmelidir.

Her gün yatarken, ertesi gün bedeninizde bulunmayabileceğinizi bilerek ve anlayarak yatınız. Şüphesiz, bu usul kuvvetliler içindir.

SADIKLAR PLANI- "ÖLÜMDEN SONRA NELER OLUYOR"-(ERGUN CANDAN) İSİMLİ KİTAPTAN ALINITIDR

MERHAMET

Görmeden tanımak
Duymadan işitmek
Korkmadan sevmek
Karşılıksız vermek
İncitmeden söylemek
Yaşayan her canlıya merhamet etmek...

Nazlı Akın

SEVGİ


İnsanın ihtiyaç duyulmaya gereksinimi vardır. Birine bakılmadığı takdirde o ölmeye başlar.
Kişi biri için, en azından bir kişi için bile önemli olduğunu hissedemezse, yaşamı da tümüyle önemsizleşir.
Bu yüzden var olan en büyük terapi sevgidir. Dünyanın terapiye ihtiyacı var çünkü dünyada sevgi eksik.
Gerçekten sevgi dolu bir dünyada terapiye falan hiç gerek kalmaz; sevgi her şeye yetecek, yetip de artacaktır bile.
Sarılma dediğimiz şey sevginin, sıcaklığın, umursamanın küçük bir işaretinden ibarettir.
Başka birinden sana akan sıcaklığın hissi bile, içindeki birçok hastalığın erimesine, buz gibi soğuk bir egonun çözülmesine yardımcı olur.
Bu seni yeniden bir çocuk haline getirir.
OSHO