Bu Blogda Ara

22 Aralık 2015 Salı

Sene 2016, ev ödevi “aşk"


Yeni yılın kokusunu alıyor musunuz? Portakal çiçeği, vanilya, tarçın biraz da baharat kokuyor. Bazı yıllar gelmeden belli eder kendini, ruhunu hissedersiniz. Önemli olan niyetleri temiz tutmak, pozitif düşünme gayretini elden bırakmamak. Gidenleri serbest bırakmak, gelenlere yer açmak… 

“2018” ne iyi bir yıldı demenin sırrı “niyetlerimiz”. Niyet tıpkı duvara atılan bir top gibi bize geri dönüyor. Temiz bir kalp düşlerimizin gerçekleşmesi için tek ihtiyacımız. İşte bu nedenle bedenimizi temizlediğimiz gibi ruhlarımızı da yıkamalıyız. Bu yazmak istediğim ilk konu, ne yapın edin ruhunuzun ihtiyaçlarını fark edin.  Önce yolu seçin! Dua, mantra, meditasyon, oruç, namaz, yoga matı, sessizlik, nefes; hepsi bir… Vasıta ihtiyacınız ruhunuzun rahat ettiği yoldur, yazdıklarımın hepsi O’na götürür, yeter ki birini seçin ve istikrarlı olun!

İkinci konu “yaşam dramlarımızdan beslenmeye son vermek”. Odağımızı mutluluğa, yaşama sevincine, neşeye çevirmek. Acıdan beslendiğimiz takdirde pozitif bir hayat yaratamayız. Zorluklar ruhu Yaradan’a yakınlaştıran, nefsimizi terbiye eden deneyimlerdir. Konuya böyle baktığımızda sınanmadan insanlaşamadığımızı görürüz. Güçlüklere karşılaştığımızda “gücümüze” odaklanalım. Allah dağına göre kar verirmiş, bunu hatırlayalım, gücümüz en kutsal hediyemizdir.

Bu sene benim için en önemli konu kutsal değerlerin yayılmasına katkıda bulunmak. Sevginin, şefkatin, dostluğun, aşkın elden ele yayılması gerek! 

Yayılarak büyüyen ilahi aşk hepimizin kalbini yıkasın! Kutsal duyguları kullanmak hayatımıza ışıklı bir büyü gibi iyilikleri davet eder. Nefretin, korkunun panzehiri sevgidir, aşktır, şefkattir. Son kullanma tarihi geçmiş, artık bize hizmet etmeyen öfke, kıskançlık, üzüntü gibi duyguları atalım yerine varlığımızı aşka yatıracak, tadımızı değiştirecek sevgiyi koyalım.

“Çok istiyorum ama yapamıyorum” cümlesini hayatlarımızdan çıkaralım biliyoruz ki gerçekten istersek yaparız.

“AŞK” ışıklı bir büyü gibi temizlesin pasımızı ve kirimizi.

2016 şifa getirsin, bolluk ve bereket getirsin, kalbinizden geçen temiz niyetleriniz gerçekleşsin.


Tüm sevgimle… 

Nazlı Akın 

19 Aralık 2015 Cumartesi

Ferah

Sen gönlünü ferah tut
Rüzgâr boynunu eğmek için esmez her zaman
Bir fırtına çıkar bazen, gökyüzüne çevirirsin başını
Kapanır gözlerin, açılır perdeler
Ayrılır illüzyon hakikatten

Sen gönlünü ferah tut! Korkma!
Kimse yalnız değil bu dünyada
Açılan perdeden izle de söyle kimsem yok diyenlere
Her şeyin canı vardır
Eşyanın bile...

Yalnızlık inancın solup gitmesi sadece

Sen yeter ki iste!
Rüzgar arındırır kalbini
Dinle fırtınanın sesini
Dinsin acılar, aksın gözyaşları
Temizlensin ruhun.


Nazlı Akın...

13 Aralık 2015 Pazar

Fısıltı

Anı hisset! 

Zamandan bağımsız olmanın dingin bölgesine geçiş yap. 

Huzuru kalbine demirle!

Huzur dolu bir kalp şefkat üretebilir, paylaşabilir, yaşamlara dokunabilir.

Şefkat dolu bir aşk dünyanın kirini süpürmek için yeterlidir.



Nazlı Akın 
 

İlahi kıvılcım

İçe dönmek için kendiliğinden oluşan istek kadar değerlisi yoktur. Sadece var olmanın sonsuz mutluluğunu hissetmek için sessizliği dinle!

Direndiğimiz, rahatsız olduğumuz sessizlik ve boşluk anları ilahi kıvılcımın tutuştuğu, Yaradan'ın varlığını hissettirdiği zamanlardır.

Çoğu zaman şüpheyle yaşar dururuz ama bazı sessiz zamanlarda O'nu derinden hissederiz.

Yaradılışın arkasındaki ilahi kudret yeniden aşık olmamızı açıklar.

Aşk tazelenmedikçe yaşamak tatsızlaşır. Aşkı canlı tutmanın yolu sessizliktir.

Sessizliğin içinde O'NUN sesi saklıdır.

Nazlı Akın 



6 Kasım 2015 Cuma

Çatlak

Senin de güneşin var kalbinde

Artık unuttuğun o kutsal yerde

Masallar yazılıyor, şarkılar söyleniyor

Ve hiçbir şey daha acil değil "sevmekten"

İşitilmemiş kalpler ağlıyor büyük şehirlerde

Kimi bir vitrin önünde bırakıyor ruhunu

Kimi sabah uyanmak istemediği bir yatakta

Her arzu bir kanca

Ruhlarımız çırpınırken çatlıyor duvar

Bir çatlak, acıdan bir çatlak oluşuyor

İçeri giren ışıkla doluyor yalnızlık

Nefes yaşamın tek sırrıymış

Büyük bir rüzgar esiyor içinde


Kabul kalıyor geriye sadece...

Nazlı Akın 

3 Ekim 2015 Cumartesi

Ne varsa an’da var, kaçmasın

Hayat zorlaştığında yani işler istediğimiz gibi gitmediğinde kalbimiz sınanır. Belki de ilahi kudret bizim hakkımızı kalbimizin kiriyle ölçer. Sürekli kendimiz üzerinde çalışmanın önemiyle ilgili yazılar yazıyorum, yoga ve meditasyonun faydalarından söz ediyorum ama bazı özel zamanlarda en iyisi hiçbir şey yapmamak, yavaşlamak, durmanın ve dingince seyretmenin tadına varmak…

Hayata yön veren en temel yapı taşıdır isteklerimiz. Hayal kurarız, düşlerimize yaklaşmak için çalışırız. Çoğu zaman en yüksek hayrımızı hedeflemeden isteriz. Hiç gerçekleştiği zaman “bu isteğimin sonuçlarını aklımın ucundan bile geçirmemiştim, keşke istemeseydim” dediğiniz oldu mu? Benim oldu, inanın her zaman hayırlısını dilemeliyiz. 

Mutluluk tanımlarımızı ne kadar çabalasak da değiştirememek hepimiz için zorlayıcıdır. Bağımlılıklar, tutkular, geçici olduğunu göremediğimiz hevesler; ille de benim olsun diye tutturduklarımız, çoğuz zaman elde ettikten sonra ilgimizi çekmezler. Biz arzularımızın peşinden koşarken HAKİKATİ ıskalarız. Yaşamanın basit bir iş olduğu hakikatini...

Çocuklar oyun oynarken orada var olan enerjiyi hissedersiniz; canlılık, parlaklık, saflık. Köpekler, kediler daima neredeyse oradadır, oyun oynarlar ve karınlarını doyurmak dışında bir şey istemezler. Ağaçlar “teslimiyetin” , akışa güvenmenin en güzel sembolleridir. Toprak, taş içinde hayat barındıran her şey neredeyse orada olmaktan memnundur. Sadece insan durmadan şikayet eder, ister ama asla doymaz. Elindekilerin değerini kaybetmeden anlamaz.

Zor zamanlar “teşekkür etmek”, var olanlarla yetinmek için bir davettir. Zor zamanlar kendimizle yüzleşmek ve korkularımızın üstüne yürümek için bir davettir. Zor zamanlar kendimizden yüksek bir güce inanmak, kontrol delisi tarafımızı törpülemek için bir davettir.

Zor zamanlar, bilge yanımızdan hayatımızı gözden geçirmemiz için gelen bir davettir. Biz davete genellikle sitemle karşılık veririz. Tanrı’ya kızarız, kendimizi suçlarız. Başımıza gelen bazı acayip şeylerin görünenin dışında anlamları olduğunu kabul etmeye yanaşmayız.

Bu yazıyı neden mi yazdım? Çünkü hayatımın en acayip günlerini yaşıyorum, çok zorlanıyorum, isyan ediyorum, kızıyorum ama sonunda mutlaka gülümsüyorum. Her şeye içtenlikle gülümseyen yanımı seviyorum ama kızan, şikayet eden tarafıma da söz veriyorum, yoksa kendimi cici kız olarak göstermekten öteye geçemem.

Bazen hayatı bırakmak gerekiyor. Tıpkı bırakamadığınız, sıkıca tuttuğunuz ama aslında bittiğini içten içe hissettiğiniz ilişkilerinizi bırakmak gibi. Kontrol ihtiyacınız akışınızı zehirliyorsa geç kalmadan ipleri tamamen bırakın. Zaten ipler hiçbir zaman sizin elinizde değildi. Geçmişiniz ve gelecekteki her davranışınız yaşamınızın yönünü belirlemeye devam edecek. Bunu bilerek yaşamak bile sorumluluk duygusunu değerli kılıyor.

Hepinize “farkındalık” dolu anlar diliyorum. Ne varsa an’da var, kaçmasın...




Nazlı Akın 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Boş olmak

Kelimelerin işe yaramadığı zamanlar vardır, hissettiklerinizi sözcükler karşılamaz. Son günlerde tam da bunu yaşıyorum. Yine de anlatmaya çalışacağım. Her şey o sihirli sorunun kalbimde yankılanmasıyla başladı:

“Ben kimim?”

Bilginin peşinden koşarken yıllar geçti. Meditasyon, nefes derken aldığım yoga eğitimiyle bilgi kanallarım iyice genişledi. Ne kadar versem daha fazlasını isteyen yanımı sakinleştirmeyi öğrenmemin zamanı gelmişti çünkü bilgiyle “bilge” olunmuyordu. Tıpkı enerjiye çeviremediğimiz, kullanamadığımız gıdanın bedene kilo olarak dönmesi gibi yaşarken kullanamadığımız bilgi de ruhumuzu şişiriyor.

Hiç bomboş hissetmek istediğiniz oldu mu? Bildiğiniz en yüksek en yararlı bilgiyi bile terk edip, sessizce oturmanın gücünü hissetmeyi denediniz mi? Koca şehir buna izin vermiyor gibi bahaneleri dışarıda bırakıp gitmem gereken yerin orası olduğunu biliyorum. Kalbimdeki sessiz ve şifalı alan tamamen boş... İçine girebilecek hiçbir şey yok…

Kim olduğunu hatırlamak, kimlikleri unutmaktan geçiyor. Daha yüksek bir anlayışa kavuşmanın tek yolu bahaneler üretmeksizin “sıfırlanmak”.

Nazlı Akın 



21 Eylül 2015 Pazartesi

Mutluluk tanımları

Hepimiz mutluluğun peşinden gidiyoruz. Bir dilim çilekli pasta, bir keyif sigarası, şık bir ayakkabı, güzel bir elbise fark etmiyor, o an için tek odağımız eriştiğimiz nesne ne olursa olsun geçici bir mutluluk anı yaratmak... Çoğu zaman hakiki ihtiyaçlarımızın ne olduğuyla ilgilenmiyoruz çünkü onları ortaya çıkarmak daha derin bir tarafımızla bağlantı halinde olmayı getiriyor.

Bedenimizin ihtiyaçlarını bu derece önemserken ruhumuzun ihtiyaçlarını farkında değiliz. Sessizlik anlarına tahammülümüz yok, çoğu zaman en yüksek hayrımıza hizmet etmeyen sohbetlerin içindeyiz ya da televizyonun karşısında beynimizi uyuşturuyoruz. Sorgulamaması, araştırmaması için onu yemek, görüntü, ses bombardımanına tutuyoruz.

Yoganın felsefesine göre mutluluk tanımlarımızı değiştirmeden kalıcı mutluluklar elde etmemiz mümkün değil. Yerleşmiş mutluluk tanımlarımızı değiştirip yerine sağlıklı olanları koymak sanıldığı kadar zor değil. Bilginin gücü okuduklarımızı hayata geçirmekle devreye giriyor. Kadim yollardan birini seçmek (yoga gibi) beden, nefes farkındalığı yaratarak daha bilinçli seçimlerle yaşamamıza olanak sağlıyor.

Beden özgürleşmeden ruh tutsaktır. Bu nedenle bedeni ve nefesi atlayarak özgürleşemeyiz. Beden üzerinde kontrol sağlamayı öğrenmenin yollarından biri yoga duruşlarıdır. Bu duruşlar nefes ve hareket uyumuyla aklınızı sakinleştirirken şuurlu bir hayatın kapısını aralar. Kapıdan içeri girmenin yolu düzenli uygulamadır.


Hepinize kalbinizi temiz tuttuğunuz, huzur dolu bir hafta diliyorum.

Nazlı Akın 

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Kendini sevmek


Doğru beslenmek kendini sevmektir.
Bedenini sevmek, ona iyi bakmak kendini sevmektir.
Pozitif kelimelerle konuşmak, pozitif düşünce üretmek kendini sevmektir.
Yeteneklerini bilmek ve kullanmak kendini sevmektir.
Sınırlarını bilmek ve aşmamak kendini sevmektir.
Kaliteli zaman geçirmek kendini sevmektir.
İyi duyguları korumak ve paylaşmak kendini sevmektir.
İyi fiilde bulunmak, hareketsiz kalmamak kendini sevmektir.
Karar verirken kalbe danışmak kendini sevmektir.
Dostluklara değer vermek, onlarla zaman geçirmek kendini sevmektir.
İçine doğduğun aileyi kabul etmek, bu konuda anlayışını yükseltmek kendini sevmektir.
Görünüşe değil, ruha bakmayı öğrenmek kendini sevmektir.
Mükemmel olma saplantısını bırakmak kendini sevmektir.
Gerektiğinde kendinden yüksek bir güce teslim olmak kendini sevmektir.
Aklı sakinleştirmeyi öğrenmek kendini sevmektir.


nazlı akın 



21 Ağustos 2015 Cuma

AKIŞ

Her sabah gülümseyerek uyan! Gün nasıl başlarsa öyle devam eder. Zor gelse bile gülümse! Uyuyan neşeyi canlandırmak basit bir iştir. Sorunlara  odaklanırsan zor deneyimlerle karşılaşacağını, çözümlere odaklanırsan kolay deneyimlerle karşılaşacağını hatırla!

Unutma, ne istediğin değil, isteklerin için ne kadar çabaladığın ilahi yasalarla uyumludur.

Unutma, her geçici zorluk bir sınavdır.

Deneyimin içinde varlığının yüzleşmekten kaçtığı, şişkin bir egonun tortuları gizlidir.

Kabul edemediğin aile üyeleri, kibir, kendini ayrı görme, bağışlayamama, kıskançlık, rekabet, hırs, kendine acıma, değersiz hissetme gibi nefsani tutumlar fiziksel bedenine hastalık olarak iner. Hastalıklar okulun içindeki en iyi öğretmenlerdir.

Kurban bilincini feda etmenin yolu koşulsuz teslimiyettir. Başına gelen her kolay ve zor deneyim O’nun onayından geçer. O’nun aşkını kalbinde hissedenler şikâyetin anlamını bilmez, şükürden vazgeçmezler.


Her şey Ondan gelir , gelene teşekkür edebilme yeteneği aşktan nasibini almışlara verilmiş en değerli hazinedir. 

nazlı akın 

20 Ağustos 2015 Perşembe

AKIŞ


Kontrol sende değil, hiçbir zaman da olmayacak! 

Doğanın akışa teslim oluşunu izle! 

Hayvanların yaşamı olduğu gibi kabul edişini izle! Kayaların, toprağın duruşunu izle!

Yaradanın eli zamana imza atar. Adımları atan ayaklar O'na aittir. Bırakmanın gücünü izle!

Teslimiyet Tanrıyla dans etmektir, gözünü kapat, ayaklarını O'NA bırak !

nazlı akın

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Ustalık hali

Dışındaymış gibi görünen bu dünya tamamen içindeki gibidir.

Rahatsız olduğun gökdelenler önüne koyduğun engeller olmasın.

Tahammül edemediğin “sessizlik” en acil ihtiyacın olmasın.

Kontrol etme ihtiyacı, trafikteki sıkışıklıkla, bankadaki kuyrukla, gelmeyen başarıyla egonu şahlandırır. Eğitilmemiş egonun en sevdiği oyun beklentidir.

Ustalık ancak iyi bir öğrencinin vardığı haldir. Bilginin çokluğu seni bilge yapmaz. Kullanma becerisi geliştiremediğin bilgi hem fiziksel hem ruhsal ağırlığın sebebidir.

nazlı akın 



1 Ağustos 2015 Cumartesi

Genişlik,sabırdan doğar.

“Genişlik, sabırdan doğar.”

Mevlana’nın bu sözü içinde yaşadığımız devrede kendimize sıkça hatırlatmamız gereken bir mantra gibi. Hepimiz kalbimizde geniş hissetmek istiyoruz ama bazı erdemlerle yaşayabilmek için önce sabretmeyi öğrenmeliyiz.

Teknolojinin hayatımıza kattığı hız en ufak şeylere tahammül etmeyi güçleştiriyor. İnsanın insana sabrı tükenmiş gibi… Metroda, kasa kuyruğunda, trafikte birbirine nefretle bağıran, korna çalıp ağzına geleni söyleyen Adem’ler ve Havva’lar olarak benzer şekilde evlerimizin içinde de aynı anlaşılmaz tutumu sergiliyoruz.

Eğer birbirimizden bu kadar nefret ederek yaşamaya devam edersek  “sevgi” yayılmaz. Bizim işimiz sevgiyi yaymak olsun. Bizim işimiz şefkati büyütmek olsun. Bizim işimiz içsel barışı oluşturmak olsun.


Kim olduğumuzu hatırlamaya niyet edelim ve her unutuşta birbirimize hatırlatalım. Tanrı’nın her surette karşımıza çıktığını ve bizleri yaratırken “insan” olarak yarattığını hatırlayalım. 

Kendimizi "kim olduğumuzla"  yaptığımız işle, dilimizle, milletimizle, dinimizle tanımlamaktan vazgeçtiğimizde insan olmaya bir adım daha yaklaşacağız. 

nazlı akın 

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Karma yoga



Karma, Sanskritçe kri kelimesinden gelir, “yapmak” demektir, bütün fiilleri kapsar. Karma ektiğini biçme anlamında ele alındığında “ekme” kısmını, kaderse “biçme”, “sonuç”, “meyve” kısmını temsil eder. Sadece fiziki eylemlerimiz değil, sözlerimiz ve düşüncelerimiz de fiildir. 

Düşüncelerimizden ve sözlerimizden sorumlu olduğumuzu idrak ettiğimizde rastgele zihin faaliyetinde bulunmamaya, boş konuşmamaya özen gösteririz. Yaptığımız işi severek yaparız, hizmet etmenin zevkine varırız. Dünyaya en zararı vererek yaşar, etrafımıza faydalı olmaya çalışırız.

Karma yoga fiildeki tavırla ilgilenir. Fiildeki tavrın önemini Swami Vivekananda şu sözleriyle açıklamaktadır:

“Bir kişinin karakterini gerçekten yargılamak isterseniz, bu kişinin yaptığı büyük icraatlara bakmayın. Her budala arada bir kahramana dönüşebilir. Aksine, bu kişiyi en sıradan icraatları yaparken izleyin; sıradan fiiller bu büyük kişinin gerçek karakterini size anlatacaktır. Büyük olaylar en düşük seviyeli insanları bile belli bir yüceliğe yükseltebilir ama sadece karakteri aynı kalan, nerede olursa olsun değişmeyen kişi gerçekten yüce bir kişidir.”

Karma yogaya göre fiil adına fiilde bulunmak yeterlidir, fiilin meyvesini Tanrı’ya bırakır. Ödül ve cezayla ilgilenmez, en büyük ödül bencillikten kurtulmak, çıkar hesabı yapmamaktır. İnsanın en büyük sorunu ödül beklentisidir. Sorumluluk duygusuyla yaşamanın kendisi bir ödüldür. Bunu kısa bir süre için bile başarmak kendimiz üzerinde kontrol sahibi olmak demektir. Bu en büyük güçtür, kişinin egosunu dizginleyebilmesinden daha önemli bir şey yoktur.

Yine en büyük yanılgılarımızdan biri dünyanın bize gereksinim duyduğu fikridir. Bu düşünceyi putlaştıran insan yaptığı iyilikleri kendine mal eder, karşılık bekler, şöhret ister, unvan peşinde koşar. Elde ettiği gücü ismini daha çok duyurmak için kullanır sonunda kendi adına aşık olur.

“En büyük zayıflık, sıklıkla kendisini en yüce iyilik ve güç gibi gösterir. Herhangi birinin bana muhtaç olduğunu ve başka biri için iyi işler yapabileceğimi düşünmek bir zayıflıktır. Bu inanç tüm bağımlılığımızın sebebidir ve yaşadığımız tüm acılar, bu bağımlılıktan ortaya çıkar.
Doğanın gidişatı hiçbirimiz için durmaz; halihazırda işaret edildiği üzere, size ve bana -yalnızca kutsanmış bir ayrıcalıkla- başkalarına yardımcı olarak, kendimizi eğitebilmemize izin verilmiştir. Yaşam içinde öğrenilmesi gereken büyük ders budur.

Akıl ve sinirlerinizi dünyanın size veya başka birine muhtaç olmadığı düşüncesini anlama yönünde eğittiğinizde, fiilden dolayı acı duymayla ilgili hiçbir tepki gelişmeyecektir.”

Swami Vivekananda- Fiilin Sırrı- Karma YOGA - Purnam Yayınları

Dünya bana ya da yaptığım iyiliklere muhtaç değilse kendimin önemli olduğu fikrini terk etmeliyim…  Bu hiçbirimiz için kolay değil, bütün sistem ne kadar özel olduğumuz fikriyle bize bir şeyler satın aldırmaya çalışıyor. Egonun en sevdiği şey de bu; nadide bulunan mücevher gibi ne kadar farklı olduğumuzun altının çizilmesi. Ancak yüksek bir anlayış bizi kendimizle ilgili derin yüzleşmelere taşıyabilir. Bu noktada kendini analiz yeteneği devreye giriyor, kendi üstümüzde bıkmadan, usanmadan çalışmalıyız.

“İlk görevimiz kendimizden nefret etmemektir; çünkü ilerlemek için önce kendimize, daha sonra Tanrı’ya inancımız olması gerekir.” (Swami Vivekananda- Fiilin Sırrı- Karma YOGA - Purnam Yayınları)

İlk işimizin kendimiz üzerinde olması görev fikrine nasıl yaklaşacağımızı belirler. Çoğu zaman kendimizi sevmeyi başaramayız. Yıllardır kendini sevme konusunu düşünmüş, kendimle ilişkimi yoluna koymak için çabalamış biri olarak en acil görevimizin bu olduğunu düşünüyorum. Kalbimizden varlığımıza sevgi yollayabilmek önemlidir;  dışsal bir desteğe bağımlı olmadan motive oluruz, şevkle, cesaretle iş çıkarırız. İçsel barışı sağlamanın varoluşla uyum içinde yaşamak adına en önemli görev olduğunu düşünüyorum.

Karma yogadaki meyveyi terk etme fikrine rağmen şehir hayatında bizi motive eden şey genellikle ödül beklentisi oluyor. Bu konuyla ilgili eğitmenimiz güzel bir çözüm önerdi. Üç işin bir tanesini beklentisizce yapmak…

İyilik yapmaktan anladığımız ne? Beklentisizce vermek ne demek biliyor muyuz? Para kazandığımız işi seviyor muyuz? Kazandığımız paranın tamamını kendimiz için mi harcıyoruz? Para nedir? Para harcarken ne hissediyoruz? Bu ve benzeri sorular üstünde derinleşmenin madde algımızı dönüştürebileceğine inanıyorum. Eğitmenimiz karma yogadaki görev anlayışını derinleştirmek adına gönüllü olarak çalışmanın hepimize pozitif katkıları olacağından söz etti. Stajlarımızı da bu anlayışla çeşitli kurumlarda gerçekleştirdik.

Ben de iş yapmaktan ne anladığımla ilgili düşünmeye başladım. Ev işlerini yaparken çok şikâyet ediyordum. Ütü, çamaşır ve bulaşık gibi işler, geleneklerle tamamen kadının üstüne yıkılmış toplumumuzda. Her gün aynı işleri sıkılmadan, söylenmeden yapabilmek için tam bir farkındalıkla çalışmak gerekiyor. Aslında evdeki işleri bitirmenin verdiği hisler tatmin edicidir, bedene ve ruha yansıyan arındırıcı bir etkisi olur. İş kadını rolüyle durum biraz değişmeye başlasa da her evde düzeni kuran ve devam ettiren dişi güçtür.

Çalışan evli bir çift düşünelim, ikisi de eve aynı saatlerde geri döner, adam bacaklarını uzatır, dinlenir, kadın yemek, çamaşır, ütü derdine düşer. Kadın feda eden taraftır, bu anlayışı benimseyemediği takdirde şikâyet eder, mutsuz olur. Yüksek sesle dile getirmeden içinde mutsuz olması da aynı şeydir. Fiildeki tavrın bu derece belirleyici olması dilden çıkan sözcükleri ve kalpten geçenleri içermesinden kaynaklanır.

Yapılan işi,  söylenen sözü ve akıldan geçenleri aynı seviyeye çekmek fiildeki ustalıktır.

26 Temmuz 2015 Pazar

8 basamaklı yol - Yama-Niyama


Yoganın babası kabul edilen Patancali'ye göre yoganın sekiz basamağı


Yama- Sosyal davranış kuralları

Niyama-Kişisel davranış kuralları

Asana- Yoga duruşları

Pranayama- Sadece nefes kontrolü değil yaşam gücünün kontrollü olarak genişlemesidir. (Yoga ve ayurvedadan)

Pratyahara- İçe dönüş, beş duyunun geri çekilişi, fiil organlarının geri çekilişi, aklın geri çekilişi, pranayı da geri çekebilirsin.

Dharana- Konsantrasyon, odaklanma

Dhyana- Meditasyon- Çabasız odaklanma

Samadhi- Aydınlanma- Her şeyin birliği

Sosyal davranış kurallarının ilki ahimsa yani zarar vermeme ilkesidir. Dünyaya en az zararı vererek yaşamak en büyük sorumluluğumuzdur. Bu ilke öncelikle her canlının yaşam hakkına saygı duymayı içermektedir. Bütün yaşam formları ilahidir, eğer yaratılmış olan her zerre O’nun yüzüyse, O olmayan hiçbir şey yoksa, herkese ve her şeye özenle yaklaşmalıyız. 

Dünya döndükçe ıstırap olacaktır, acı çeken hangi yaşam formunun içindeki ruh olursa olsun birbirimize görünmeyen iplerle bağlı olduğumuzu hatırlamalıyız ama acıyı maddesel avantaj için kullanmamalıyız. Birbirimizin çektiği acılara duyarlı olmak yine bu ilkenin konusudur.
Kişi, sözsel olarak ve akıl seviyesinde de zarar vermemelidir. İki dudağımızın arasından çıkan her sözcüğün titreşimi vardır, başkalarıyla ilgili kurduğumuz her cümle aynı hızla bize geri dönen bir top gibidir. Dedikodudan uzak durmak, dilimize hâkim olmak ta zarar vermeden yaşamaktır. Bir başkası hakkında kötü düşünmek de ahimsa ihlalidir.

Satya yani doğruluk ilkesi ikinci ilkedir. Kişinin kendine ve çevresine karşı dürüst olması vicdanen rahat yaşaması anlamına gelir. Bir başkasına yalan söylerken kendimizden uzaklaşırız. Kendi gerçeğimizi başkalarını suçlamadan kabullenmeliyiz. Etrafımıza karşı samimi bir tutum geliştirmeliyiz, olmadığımız biri gibi davranmaya çalışmamalıyız.

Asteya yani çalmama üçüncü ilkedir. Bize ait olmayan hiçbir şeyi almamaktır. Sadece nesneleri içermez örneğin insanların zamanını ve enerjisini de çalmamalıyız.

Brahmacharya yani arzuların kontrolü dördüncü ilkedir. Sadece cinsel enerjinin kontrolünü içermez, her tür bağımlılığımız bu ilkenin konusudur. İş bağımlılığı, bir annenin çocuğuna aşırı düşkün olması, her tür madde bağımlılığı örnek gösterilebilir.

Aparigraha yani beklentisizlik, sahiplenici olmama beşinci ilkedir. Yaşarken en sık düştüğümüz tuzak fiilin meyvesini sahiplenmektir. Biriktirmemek, paylaşmak hayattan keyif almamızı sağlar. Sadece parayı değil bilgiyi paylaşmak ta bir sorumluluktur.

Niyamalar kişisel davranış kurallarıdır. Saflık (Sauça) , Halinden hoşnut olma (Santosha) , Disiplin ya da kendini dizginleme (Tapas), Ruhsal okuma, iç gözlem (Svadyaya) , Teslimiyet ya da inanç (Isvara pranidhana) olarak beş adettir. . 

Halinden hoşnut olmadan yaşama sevinci hissedemezsiniz. Satvik (saf) bir hayat tarzı, yediklerimizden düşüncelerimize kadar saflaşmayı anlatır. Kendini analiz etme yeteneği geliştirmeden ilerleyemezsiniz. Öz-disiplin ve uygulamada devamlılık kendimize söz geçirmek ve ipleri egonun elinden almak anlamına gelir. Teslimiyet kendinden yüksek bir güce inanmak ve kontrolün her zaman bizde olmadığını hatırlamaktır.


Yama ve niyamalar “yoganın on emri” diye bilinir. Patancali bu kurallar üzerinde derinleşmeden yoga ve meditasyon uygulamaları yapmayı uygun bulmaz. Bu kuralların biri üzerinde bile hakimiyet sağlamanın aydınlanmaya götüren yolda kişiyi saflaştırdığı söylenir. 

Nazlı Akın 

23 Temmuz 2015 Perşembe

Uyum

Bugün çok yakın bir arkadaşıma şu cümleleri kurarken yakaladım kendimi:

“Biz aslında kendimize inanmıyoruz Özlem, başkalarının bizim hakkında ne düşündüğüne inanıyoruz, arkadaşlarımızın dış görünüşümüz hakkında söylediklerine inanıyoruz, sezgilerimizi elimizin tersiyle itip, olayları başkalarının algısına göre anlamaya çalışıyoruz.

Biz içimize doğan, temiz sesleri duymazdan geliyoruz da yeni tanıştığımız birinin sözlerine inanıyoruz. Kendimizle ilişkimiz öyle tutarsız ki, iç sesimizin değerini bilmiyoruz. İşin acayip yanı ne biliyor musun? Bilge yanımız, kalbimiz aracılığıyla hala konuşuyor bizimle, küsmüyor, kaç kez söyledim dinlemedi demiyor, yargılamıyor, sabırlı bir öğretmen gibi bıkmadan şefkatle konuşuyor.

Aklımızı duymaya öyle alışmışız ki, kalbimiz küçük bir çocuk gibi tekrar etmek zorunda kalıyor biz işitene kadar. Kendimizden yüksek bir güce teslim olduğumuz nasıl da yalan… Kontrol etmek için çıldırıyoruz. Bir olay istemediğimiz gibi geliştiğinde içindeki inayete odaklanmak yerine “vay başıma gelenler” diyerek tepiniyoruz.

Şimdi soruyorum sana, Yaradan’a gerçekten inanmak bu mu? Kendimizi bu kadar az severken O’nu sevmeye çalışmak mümkün mü?”

Bu konuşmanın hemen üstüne sınavları gelmez mi, geldi çok şükür…

Her an varlığımla uyum içinde yaşamaya niyet ediyorum.

Nazlı Akın 





22 Temmuz 2015 Çarşamba

Abhyasa- Vaıragya

“Müthiş bir adanmışlık yoksa, muhteşem bir başarı da yoktur.”

Anthony Robbins

Abhyasa- Vaıragya

Abhyasa, disiplin ve düzenli uygulama anlamına geliyor. Bence toplum olarak istikrarlı uygulama yapma konusunda tembeliz. Düzenli televizyon seyretmeyi, sağlıklı beden çalışmalarına tercih ediyoruz. Oturmayı seviyoruz, dinlenmekten anladığımız şey oturarak bir şeyler yapmak.

Bu yaşıma gelinceye kadar en az on defa fitness salonu üyeliği başlattım. Yürüyüş bandı aldım, yürüdüm, sıkıldım, bıraktım. Pilates topu ve cdleri aldım uyguladım, sıkıldım, bıraktım. Ne istediğim konusunda hep çok kararsızdım. Heves etmekle gerçekten istemek arasındaki farkı yıllar geçtikçe anlamaya başlıyorum. Genelde insan olarak geçici arzulara kapılıyoruz. İsteğin yoğunluğu öyle bir noktaya geliyor ki, “ben bunu artık kesin yaparım” duygusu bir şeylere başlamamıza neden oluyor. İstek, hızla içi boşalan bir balon gibi sönümlenince, ilgimizi çekmiyor. Kendimizi tanıma süreci bu düşüp kalkma anlarına son verme farkındalığını elde edinceye kadar devam ediyor.

Yoga yapma konusuyla ilgili hiç baskı hissetmedim, kendiliğinden oluşan bir disiplin gelişti. Matı isteyerek yere sererim ve üstüne çıktığımda hangi duruşları yapacağımı düşünmem. Gözlerimi kaparım ve aklıma gelen asanalarla akar giderim. Yoga bana yaşamla birlikte akmanın nasıl bir şey olduğu konusunda epey fikir verdi. Akışta zorlama yok, baskı yok, direnç yok, kendiliğinden oluşan bir doğallık var. Hadi yoga yapalım derken içimde bir çocuğun parka giderken duyduğu neşe oluşuyor çoğu zaman.

Yaşam her zaman kolay değil tabi ki… Bazı günler yataktan zor uyanıyorum, evden çıkmak istemiyorum işte abhyasa o noktada devreye giriyor. O matı yine de yere seriyorum. Ne isteyip ne istemediğini söyleyen sese kulak tıkıyorum. Kalbimdeki huzurlu alana odaklanıyorum.
Tiyatro kökenli olduğum için sahneye istemeden çıkmanın nasıl olduğunu bilirim. Sahneye o duyguyla çıkmak seyirciyle samimi bir bağ kurmanızı engeller. Bugün oynamak istemiyorum diyen tarafınızı hızlıca iyileştiremezseniz iyi bir performans gösteremezsiniz. Perde kapandığında sizi nezaketen alkışlarlar. Yaşamda ya da sahnede ne kadar samimi olduğumuz hemen hissedilir.

 İyi oyuncular çok çalışkandır. Düzenli olarak bedenleri üzerinde çalışırlar. Oyunculuğa duydukları aşkın hiç kaybolmadığını görürsünüz. Bütün oyuncu arkadaşlarım yoga yapsın isterdim. Beden denen enstrümanı kullanmanın, kontrol etmenin ve bir oyuncunun en çok ihtiyaç duyduğu akıl sakinliğinin yolu yogada saklı.

Disiplin denen ilkenin düzenli ve sağlıklı yaşama yolunda en önemli basamak olduğuna inanıyorum. Kendimiz üzerinde de hiç bıkmadan çalışmalıyız. İkinci adım vaıragya , bırakma, bağımlı olmama anlamına geliyor. Bizler alışkanlıklarımıza düşkünüz. Zararlı olanları bile tutuyoruz, o kadar da zararlı olmadıklarına ikna ediyoruz kendimizi. İnsan zararlı olan şeylere gösterdiği ilgiyi yaşamını düzeltmeye ayırsaydı daha mutlu olurdu.

Kimi zaman sağlıksız bir ilişkiyi kimi zaman zararlı gıdaları bırakmaya yanaşmıyoruz. Sağlıksız ilişki ruhsal gerginlikler yaratırken, kötü beslenme alışkanlıkları bedensel sıkıntılara yol açıyor.

Dönüşmeye, değişmeye giden yol çabayı bırakmamaktan geçiyor. Heves etmekle kalmamalıyız. Kendimiz üzerinde çalışmanın varlıksal gücü büyüttüğüne inanıyorum. Yaşamın anlamı o gücü ortaya çıkarmakta saklı. İçimizdeki güç, kendimizi sevmeyi idrak ettiren ilahi yönlendirmedir… 

İçsel güç uyandığı an dışarıdan beklemenin saçmalığını anlarız. Kendimiz için harekete geçmenin sonucu varoluşla uyum içinde yaşamaktır. Varlığıyla uyum içinde olan insanları hemen fark ederiz, etrafa da aynı dalgayı yayarlar. Onların yanında değerli hissedersiniz çünkü kendilerini severler.

Kendimizle ilgili meseleleri de bazen kendimizden yüksek bir güce bırakmayı öğrenmek gerekiyor. Çağımız insanının en büyük hastalığı kontrol delisi olmak… Hepimiz en ufak bir aksilikte, rutin bir şey aksadığında çileden çıkıyoruz. Her şeyi “ben” yapıyorum duygusu öyle köklenmiş ki içimizde, Tanrı’ya duyduğumuz teslimiyet tatlı bir masal sanki…

Teslimiyeti kadercilikle karıştırmaya, hayatımız için harekete geçmemeye “bırakmak”  diyoruz. Bu tam anlamıyla kendimize yalan söylemek. Evde oturup mutsuz bir şekilde beklemek ve ben işleri Tanrı’ya bıraktım demek varlığımıza ihanet etmektir. En sıkışık anlarda hiç pazarlık etmeden teslim olmak bırakmayı bilmektir. Oysa insanoğlu hep işine geldiği gibi yaşar. İstekleri yerine gelsin diye Yaradan’la ticaret yapmaya kalkışır.

“ Rabbim! Sen bana istediklerimi ver ben de sana kurban veriyim, bağış yapayım, fakir sevindireyim, açları doyurayım, cami yaptırayım…”


Kamil insan olmak yaşamlarımızın sorumluluğunu almaktan geçiyor. 

Nazlı Akın'la yoga dersleri İstanbul Yoga Merkezinde gerçekleşmektedir. Detaylı bilgi için akinnazli05@gmail.com adresine mesaj bırakabilirsiniz.


20 Temmuz 2015 Pazartesi

Ramon'la buluşma

“Gitmek istiyorum” dedi öteki.

“Şöyle alıp başımı gitmek, uzun bir yürüyüşe çıkmak… Giderken; arkada bıraktığım hiçbir şeye takılmadan, sakin, huzurlu, yol almak…”

“Gidemezsin” dedim.

“Sorumlulukların var. Bir işin, bir sevgilin, evcil hayvanların, annen, baban, akrabaların, her gün temizlenmesi gereken bir evin, ödenecek faturaların, pişirmen gereken yemeklerin var.”

“Gitmek istiyorum” dedi yeniden.

Hiç susmuyordu. Sürekli şımarık, yaramaz bir çocuk gibi gitmeyi ne kadar çok istediğini söylüyordu.

“Nereye?” diye sorduğumda verecek bir cevabı yoktu.

“Daha nereye gitmek istediğini bile bilmiyorsun.”

“Yola çıkarsam hatırlarım. Sadece küçük bir çantaya ihtiyacım var. Sadeliğe, kırlarda dolaşmaya, ağaçlara dokunmaya, çimlere basmaya ihtiyacım var.”

“Bu kadar mı?” dedim, sustu.

“Bunların hepsini şehirde de yapabilirsin.”

“Sensiz olmaya ihtiyacım var.”

Bu cevap sırtımda tuhaf bir titreşimle gezinerek, kalbime doğru yolculuğa çıktı.

“Bir kere denesek, bana izin versen. En azından hayal kurmama izin ver.”
Çaresizdim, susmuyordu, kabul ettim. Gözlerimi kapadım. Kontrol artık bende değildi. Onun çok arzuladığı gibi, hayalini ellerine teslim ettim, seyretmeye başladım.

Küçük bir sırt çantasına az sayıda gerekli eşya koydu. Çıkarken defterini de sıkıştırdı içine. Ayağına spor ayakkabılarını geçirdi, hızlıca merdivenlerden inmeye başladı.

Yolda komşularını gördü, hınzırca bir tebessümle selamladı hepsini. Bulunduğu yerden sahile kadar geldi, sağdaki “koru” tabelasını takip etti. Neşeli adımlar attı. Sek sek oynar gibi zıpladı, ağaçlara dokundu, ayağıyla toprağı tekmeleyip toz çıkardı, bir çiçek koparıp kulağının arkasına taktı.
Yetişkin bir kadından beklenmeyecek her şeyi yaptı.

Bir ağacın altında durdu, ayakkabılarını çıkardı:

“Bunu hep yapmak istemiştim. Duyuyor musun beni? Senin manyak hijyen takıntıların yüzünden hiç çime çıplak ayak basamadım. Oh be! Bak! Bak!”

Yalın ayak tepinmeye başladı, nefes nefese kalıncaya kadar tepindi. Sonra ağacın altına sırt üstü uzandı, kollarını iki yana açtı, suratında kocaman bir gülümseme vardı.

Orada öyle dakikalarca yattı. Toprak ve yeşillikle aşk yaşadı. Ayağa kalktığında, birini beklermiş gibi etrafa bakındı. Yere düşen sararmış bir yaprağı aldı, çantadaki defterinin arasına yerleştirdi.

O sırada koruda beyazlar giymiş bir erkek belirdi. Siyah kıvırcık saçları, badem gözleri, esmer yanık teniyle ışıklı bir enerji yayıyordu. Beyaz elbisesi ile göksel bir varlığı andırsa da, yüzüne bakınca erkek çocuğu gibiydi. Otuzlu yaşlarda, şefkat enerjisi yayan, sevgi dolu bu varlık, ötekine doğru yaklaşırken çok mutlu görünüyordu.

Öteki onu görür görmez yerinden fırladı. Koşarak kucakladı adamı. Öyle sıkı sarıldılar ki adeta hasret giderdiler.

“Ramon! Seni çok özlemişim…”

Öteki, Ramon’un elinden tuttu, aynı ağacın altına oturdular.

“Ramon nerede kaldın?

“Daha önce görüşebilirdik ama sana ulaşamadım.”

“Onun yüzünden. Ramon neden gülüyorsun? Tamam; o da benim bir parçam kabul ediyorum ama sahibim değil.  Ramon gülme artık.”
“Ufaklık, parçaları boş ver bütüne bak. Aslında ayrı değilsiniz, birbirinizi kabul etmekle ilgili sıkıntılarınız var.  Seni kontrol etmek hiç kolay değil, onu da anlamalısın. Bazen sana ayak uyduramıyor.”

“Ben yaşamak istiyorum. O, kontrol etmek istiyor. İkisi bir arada mümkün değil.”

“Yürüyelim mi?”

“Tamam. Ama birazcık sihre ihtiyacım var.”

Ramon korunun çıkışında beliren beyaz kapıyı gösterdi.

“Yaşasın, masal ülkesine mi gidiyoruz?”

“Hayır. Ama burayı da seveceksin.”

Öteki çantasını topladı, yürüyerek kapıdan içeri girdiler. Kapı daha önce hiç görmediğim bir şehre açıldı. Sokaklar şeffaf cama benzeyen bir maddeden yapılmıştı. Binalar kristaldi. Her şey üstüne basıldığında kırılacakmış gibi duruyordu.  Öteki, halinden memnundu.

“Ramon burası çok güzel. Kristal şehre bayıldım. Sokaklar neden boş peki?”

“Sakinleri henüz buradan haberdar değil, şehir yapım aşamasında.  Seni buraya getirdim çünkü yenilenme enerjisine çok ihtiyacın var. Bu sokaklarda yürümek ruhunu onarıyor. Daha doğrusu şimdi seninle çalışıyoruz ama sen pek farkında değilsin.”

“Bu ona da iyi gelecek mi?”

“Sana iyi gelen her zaman ona da iyi gelir ufaklık.”

Şeffaf bir kapıdan içeri girip gümüşi merdivenleri tırmanmaya başladılar. Merdivenler geniş bir salona bağlandı. Yan yana dizilmiş kristal yataklardan birine uzandı öteki. Ramon ellerini onun alnına koydu.
Ramon’un sıcaklığı bütün bedenimi kapladı. Orada ona ne oluyorsa yattığım yerde ben de aynı tesirleri hissediyordum.

Kalbimden çöp torbaları çıkaran kadınlar gördüm. Olağanüstü hal ilan edilmiş ülkeler gibiydim, içimi kaplayan sessizlikte bütün kirimi ışıktan ellere bıraktım.


Nazlı Akın

28 Haziran 2015 Pazar

Dingin

Bazen durmak gerek.
Yavaşlamak, nefes almak.

Bazen susmak gerek.
Konuşmaya en çok ihtiyaç duyduğun anda, sessiz kalabilmek;  dili kalbe yönlendirmek gerek...

Huzuru bekler durur insan, dışarıdan gelen bir şeymiş gibi.
Huzur, arayışın bittiği yerdir.
Huzur, var olanla yetinmektir.

Mutluluğu arar durur insan, dışarıdan gelen bir şeymiş gibi.
Mutluluk, yaratmaktır.
Mutluluk, evrene katkıda bulunmaktır.
Mutluluk, vermenin sonsuz keyfine varmaktır.
Mutluluk, Yaradan’ın bize verdiği potansiyeli değerlendirmektir.

Herkes, kendi mutluluğundan sorumludur. Mutsuz olmak çaba gerektirir, mutlu olmak çabasızdır, akış bünyesinde sonsuz mutlu olma halleri barındırır.

Işıkta kalmak, bize ışığımızı hatırlatan insanlarla birlikte olarak mümkündür. Eylemlerimiz, düşüncelerimiz, sözlerimiz ışığa hizmet ettiğinde evrene gerçek bir katkıda bulunuruz.

Şimdi bana ışığımı hatırlatan herkese teşekkür ediyorum. Onlar bana ayna oldu. Beni, bana gösterdi.


Yolculuğumuz ışıklı olsun.
nazlı akın heart ifade simgesi

6 Haziran 2015 Cumartesi

Yoga dersi

Nazlı Akın her Perşembe saat:19:00 da İstanbul Yoga Merkezinde Vazişta Tarzı Yoga dersleri verecektir. Vazişta stili yoga seansı, zorlamadan, herkesin yapabileceği ölçüde başlangıç-orta seviye duruşlardan oluşur. Tüm yoga duruşlarının amacı bizi meditasyona hazırlamaktır. Duruşlar bedendeki canlılığı arttırır. Yoga seansı boyunca üç gevşeme tekniği kullanılır. Fizik beden, pranik beden ve akıl beden gevşetilir. Beden, nefes ve akıl sakinleşince zihin arılaşır. Kişi beden bilincinin üstüne çıkarak “ben beden değilim” farkındalığı geliştirir. 

Yoga derslerine katılmak isteyenler akinnazli05@gmail.com adresine mesaj yollayabilir. 

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Yogaya başla!

Değişmekten korkuyor musun? Yogaya başla!

Kendi kendine olmaktan keyif alamıyor musun? Yogaya başla!

Cesaretin mi eksik? Yaratamıyor musun? Yogaya başla!

Dirençlerin mi var? Katı ve duygusuz hallerini yakaladığında üzülüyor musun? Yogaya başla!

Düşünmeden duramıyor musun? Duyguların karmakarışık ve yoğun mu? Yogaya başla!

Neden mi? İyi geliyor… Nereden mi biliyorum? O soruları nasıl oluşturdum sanıyorsun. Bağıra bağıra değişiyorum.

Bazen ağlayarak bazen kahkahalar atarak dönüşüyorum.

Korkarak cesur oluyorum.

 İstemesem de yazıyorum. Direnç hissetsem de okuyorum, insan içine çıkıyorum, sosyalleşiyorum.

Kalbim katılaştığında, bol bol geriye doğru esniyorum, yüreğime dolan ferahlamanın varlığıma yayılışına tanıklık ediyorum.

Düşünceleri durduramadığımda, yere uzanıyorum, ceset pozuyla önce ölümlü olduğumu hatırlatıyorum kendime. Derin gevşemeyle beden bilincinin üstüne çıkıp sonsuz bir ruh varlığı olduğum idrakine erişiyorum.

Varlığıma iyi gelen bu kadim yolda sıradan bir yolcuyum. Sen de iyi ol istiyorum. Herkes iyi olsun istiyorum. 

İstersen evde istersen bir yoga eğitmeni eşliğinde başla, bedenden ruha giden sıralamasıyla izle kendini, kendi kendine tanık ol! Daha mutlu bir birey oluşuna tanıklık et! İyiyi doğru giden sağlığına tanıklık et!


Ayağa kalk, kendin için harekete geçmeye tanıklık et! 

Nazlı Akın