29 Temmuz 2015 Çarşamba

Karma yoga



Karma, Sanskritçe kri kelimesinden gelir, “yapmak” demektir, bütün fiilleri kapsar. Karma ektiğini biçme anlamında ele alındığında “ekme” kısmını, kaderse “biçme”, “sonuç”, “meyve” kısmını temsil eder. Sadece fiziki eylemlerimiz değil, sözlerimiz ve düşüncelerimiz de fiildir. 

Düşüncelerimizden ve sözlerimizden sorumlu olduğumuzu idrak ettiğimizde rastgele zihin faaliyetinde bulunmamaya, boş konuşmamaya özen gösteririz. Yaptığımız işi severek yaparız, hizmet etmenin zevkine varırız. Dünyaya en zararı vererek yaşar, etrafımıza faydalı olmaya çalışırız.

Karma yoga fiildeki tavırla ilgilenir. Fiildeki tavrın önemini Swami Vivekananda şu sözleriyle açıklamaktadır:

“Bir kişinin karakterini gerçekten yargılamak isterseniz, bu kişinin yaptığı büyük icraatlara bakmayın. Her budala arada bir kahramana dönüşebilir. Aksine, bu kişiyi en sıradan icraatları yaparken izleyin; sıradan fiiller bu büyük kişinin gerçek karakterini size anlatacaktır. Büyük olaylar en düşük seviyeli insanları bile belli bir yüceliğe yükseltebilir ama sadece karakteri aynı kalan, nerede olursa olsun değişmeyen kişi gerçekten yüce bir kişidir.”

Karma yogaya göre fiil adına fiilde bulunmak yeterlidir, fiilin meyvesini Tanrı’ya bırakır. Ödül ve cezayla ilgilenmez, en büyük ödül bencillikten kurtulmak, çıkar hesabı yapmamaktır. İnsanın en büyük sorunu ödül beklentisidir. Sorumluluk duygusuyla yaşamanın kendisi bir ödüldür. Bunu kısa bir süre için bile başarmak kendimiz üzerinde kontrol sahibi olmak demektir. Bu en büyük güçtür, kişinin egosunu dizginleyebilmesinden daha önemli bir şey yoktur.

Yine en büyük yanılgılarımızdan biri dünyanın bize gereksinim duyduğu fikridir. Bu düşünceyi putlaştıran insan yaptığı iyilikleri kendine mal eder, karşılık bekler, şöhret ister, unvan peşinde koşar. Elde ettiği gücü ismini daha çok duyurmak için kullanır sonunda kendi adına aşık olur.

“En büyük zayıflık, sıklıkla kendisini en yüce iyilik ve güç gibi gösterir. Herhangi birinin bana muhtaç olduğunu ve başka biri için iyi işler yapabileceğimi düşünmek bir zayıflıktır. Bu inanç tüm bağımlılığımızın sebebidir ve yaşadığımız tüm acılar, bu bağımlılıktan ortaya çıkar.
Doğanın gidişatı hiçbirimiz için durmaz; halihazırda işaret edildiği üzere, size ve bana -yalnızca kutsanmış bir ayrıcalıkla- başkalarına yardımcı olarak, kendimizi eğitebilmemize izin verilmiştir. Yaşam içinde öğrenilmesi gereken büyük ders budur.

Akıl ve sinirlerinizi dünyanın size veya başka birine muhtaç olmadığı düşüncesini anlama yönünde eğittiğinizde, fiilden dolayı acı duymayla ilgili hiçbir tepki gelişmeyecektir.”

Swami Vivekananda- Fiilin Sırrı- Karma YOGA - Purnam Yayınları

Dünya bana ya da yaptığım iyiliklere muhtaç değilse kendimin önemli olduğu fikrini terk etmeliyim…  Bu hiçbirimiz için kolay değil, bütün sistem ne kadar özel olduğumuz fikriyle bize bir şeyler satın aldırmaya çalışıyor. Egonun en sevdiği şey de bu; nadide bulunan mücevher gibi ne kadar farklı olduğumuzun altının çizilmesi. Ancak yüksek bir anlayış bizi kendimizle ilgili derin yüzleşmelere taşıyabilir. Bu noktada kendini analiz yeteneği devreye giriyor, kendi üstümüzde bıkmadan, usanmadan çalışmalıyız.

“İlk görevimiz kendimizden nefret etmemektir; çünkü ilerlemek için önce kendimize, daha sonra Tanrı’ya inancımız olması gerekir.” (Swami Vivekananda- Fiilin Sırrı- Karma YOGA - Purnam Yayınları)

İlk işimizin kendimiz üzerinde olması görev fikrine nasıl yaklaşacağımızı belirler. Çoğu zaman kendimizi sevmeyi başaramayız. Yıllardır kendini sevme konusunu düşünmüş, kendimle ilişkimi yoluna koymak için çabalamış biri olarak en acil görevimizin bu olduğunu düşünüyorum. Kalbimizden varlığımıza sevgi yollayabilmek önemlidir;  dışsal bir desteğe bağımlı olmadan motive oluruz, şevkle, cesaretle iş çıkarırız. İçsel barışı sağlamanın varoluşla uyum içinde yaşamak adına en önemli görev olduğunu düşünüyorum.

Karma yogadaki meyveyi terk etme fikrine rağmen şehir hayatında bizi motive eden şey genellikle ödül beklentisi oluyor. Bu konuyla ilgili eğitmenimiz güzel bir çözüm önerdi. Üç işin bir tanesini beklentisizce yapmak…

İyilik yapmaktan anladığımız ne? Beklentisizce vermek ne demek biliyor muyuz? Para kazandığımız işi seviyor muyuz? Kazandığımız paranın tamamını kendimiz için mi harcıyoruz? Para nedir? Para harcarken ne hissediyoruz? Bu ve benzeri sorular üstünde derinleşmenin madde algımızı dönüştürebileceğine inanıyorum. Eğitmenimiz karma yogadaki görev anlayışını derinleştirmek adına gönüllü olarak çalışmanın hepimize pozitif katkıları olacağından söz etti. Stajlarımızı da bu anlayışla çeşitli kurumlarda gerçekleştirdik.

Ben de iş yapmaktan ne anladığımla ilgili düşünmeye başladım. Ev işlerini yaparken çok şikâyet ediyordum. Ütü, çamaşır ve bulaşık gibi işler, geleneklerle tamamen kadının üstüne yıkılmış toplumumuzda. Her gün aynı işleri sıkılmadan, söylenmeden yapabilmek için tam bir farkındalıkla çalışmak gerekiyor. Aslında evdeki işleri bitirmenin verdiği hisler tatmin edicidir, bedene ve ruha yansıyan arındırıcı bir etkisi olur. İş kadını rolüyle durum biraz değişmeye başlasa da her evde düzeni kuran ve devam ettiren dişi güçtür.

Çalışan evli bir çift düşünelim, ikisi de eve aynı saatlerde geri döner, adam bacaklarını uzatır, dinlenir, kadın yemek, çamaşır, ütü derdine düşer. Kadın feda eden taraftır, bu anlayışı benimseyemediği takdirde şikâyet eder, mutsuz olur. Yüksek sesle dile getirmeden içinde mutsuz olması da aynı şeydir. Fiildeki tavrın bu derece belirleyici olması dilden çıkan sözcükleri ve kalpten geçenleri içermesinden kaynaklanır.

Yapılan işi,  söylenen sözü ve akıldan geçenleri aynı seviyeye çekmek fiildeki ustalıktır.