20 Temmuz 2015 Pazartesi

Ramon'la buluşma

“Gitmek istiyorum” dedi öteki.

“Şöyle alıp başımı gitmek, uzun bir yürüyüşe çıkmak… Giderken; arkada bıraktığım hiçbir şeye takılmadan, sakin, huzurlu, yol almak…”

“Gidemezsin” dedim.

“Sorumlulukların var. Bir işin, bir sevgilin, evcil hayvanların, annen, baban, akrabaların, her gün temizlenmesi gereken bir evin, ödenecek faturaların, pişirmen gereken yemeklerin var.”

“Gitmek istiyorum” dedi yeniden.

Hiç susmuyordu. Sürekli şımarık, yaramaz bir çocuk gibi gitmeyi ne kadar çok istediğini söylüyordu.

“Nereye?” diye sorduğumda verecek bir cevabı yoktu.

“Daha nereye gitmek istediğini bile bilmiyorsun.”

“Yola çıkarsam hatırlarım. Sadece küçük bir çantaya ihtiyacım var. Sadeliğe, kırlarda dolaşmaya, ağaçlara dokunmaya, çimlere basmaya ihtiyacım var.”

“Bu kadar mı?” dedim, sustu.

“Bunların hepsini şehirde de yapabilirsin.”

“Sensiz olmaya ihtiyacım var.”

Bu cevap sırtımda tuhaf bir titreşimle gezinerek, kalbime doğru yolculuğa çıktı.

“Bir kere denesek, bana izin versen. En azından hayal kurmama izin ver.”
Çaresizdim, susmuyordu, kabul ettim. Gözlerimi kapadım. Kontrol artık bende değildi. Onun çok arzuladığı gibi, hayalini ellerine teslim ettim, seyretmeye başladım.

Küçük bir sırt çantasına az sayıda gerekli eşya koydu. Çıkarken defterini de sıkıştırdı içine. Ayağına spor ayakkabılarını geçirdi, hızlıca merdivenlerden inmeye başladı.

Yolda komşularını gördü, hınzırca bir tebessümle selamladı hepsini. Bulunduğu yerden sahile kadar geldi, sağdaki “koru” tabelasını takip etti. Neşeli adımlar attı. Sek sek oynar gibi zıpladı, ağaçlara dokundu, ayağıyla toprağı tekmeleyip toz çıkardı, bir çiçek koparıp kulağının arkasına taktı.
Yetişkin bir kadından beklenmeyecek her şeyi yaptı.

Bir ağacın altında durdu, ayakkabılarını çıkardı:

“Bunu hep yapmak istemiştim. Duyuyor musun beni? Senin manyak hijyen takıntıların yüzünden hiç çime çıplak ayak basamadım. Oh be! Bak! Bak!”

Yalın ayak tepinmeye başladı, nefes nefese kalıncaya kadar tepindi. Sonra ağacın altına sırt üstü uzandı, kollarını iki yana açtı, suratında kocaman bir gülümseme vardı.

Orada öyle dakikalarca yattı. Toprak ve yeşillikle aşk yaşadı. Ayağa kalktığında, birini beklermiş gibi etrafa bakındı. Yere düşen sararmış bir yaprağı aldı, çantadaki defterinin arasına yerleştirdi.

O sırada koruda beyazlar giymiş bir erkek belirdi. Siyah kıvırcık saçları, badem gözleri, esmer yanık teniyle ışıklı bir enerji yayıyordu. Beyaz elbisesi ile göksel bir varlığı andırsa da, yüzüne bakınca erkek çocuğu gibiydi. Otuzlu yaşlarda, şefkat enerjisi yayan, sevgi dolu bu varlık, ötekine doğru yaklaşırken çok mutlu görünüyordu.

Öteki onu görür görmez yerinden fırladı. Koşarak kucakladı adamı. Öyle sıkı sarıldılar ki adeta hasret giderdiler.

“Ramon! Seni çok özlemişim…”

Öteki, Ramon’un elinden tuttu, aynı ağacın altına oturdular.

“Ramon nerede kaldın?

“Daha önce görüşebilirdik ama sana ulaşamadım.”

“Onun yüzünden. Ramon neden gülüyorsun? Tamam; o da benim bir parçam kabul ediyorum ama sahibim değil.  Ramon gülme artık.”
“Ufaklık, parçaları boş ver bütüne bak. Aslında ayrı değilsiniz, birbirinizi kabul etmekle ilgili sıkıntılarınız var.  Seni kontrol etmek hiç kolay değil, onu da anlamalısın. Bazen sana ayak uyduramıyor.”

“Ben yaşamak istiyorum. O, kontrol etmek istiyor. İkisi bir arada mümkün değil.”

“Yürüyelim mi?”

“Tamam. Ama birazcık sihre ihtiyacım var.”

Ramon korunun çıkışında beliren beyaz kapıyı gösterdi.

“Yaşasın, masal ülkesine mi gidiyoruz?”

“Hayır. Ama burayı da seveceksin.”

Öteki çantasını topladı, yürüyerek kapıdan içeri girdiler. Kapı daha önce hiç görmediğim bir şehre açıldı. Sokaklar şeffaf cama benzeyen bir maddeden yapılmıştı. Binalar kristaldi. Her şey üstüne basıldığında kırılacakmış gibi duruyordu.  Öteki, halinden memnundu.

“Ramon burası çok güzel. Kristal şehre bayıldım. Sokaklar neden boş peki?”

“Sakinleri henüz buradan haberdar değil, şehir yapım aşamasında.  Seni buraya getirdim çünkü yenilenme enerjisine çok ihtiyacın var. Bu sokaklarda yürümek ruhunu onarıyor. Daha doğrusu şimdi seninle çalışıyoruz ama sen pek farkında değilsin.”

“Bu ona da iyi gelecek mi?”

“Sana iyi gelen her zaman ona da iyi gelir ufaklık.”

Şeffaf bir kapıdan içeri girip gümüşi merdivenleri tırmanmaya başladılar. Merdivenler geniş bir salona bağlandı. Yan yana dizilmiş kristal yataklardan birine uzandı öteki. Ramon ellerini onun alnına koydu.
Ramon’un sıcaklığı bütün bedenimi kapladı. Orada ona ne oluyorsa yattığım yerde ben de aynı tesirleri hissediyordum.

Kalbimden çöp torbaları çıkaran kadınlar gördüm. Olağanüstü hal ilan edilmiş ülkeler gibiydim, içimi kaplayan sessizlikte bütün kirimi ışıktan ellere bıraktım.


Nazlı Akın