3 Ekim 2015 Cumartesi

Ne varsa an’da var, kaçmasın

Hayat zorlaştığında yani işler istediğimiz gibi gitmediğinde kalbimiz sınanır. Belki de ilahi kudret bizim hakkımızı kalbimizin kiriyle ölçer. Sürekli kendimiz üzerinde çalışmanın önemiyle ilgili yazılar yazıyorum, yoga ve meditasyonun faydalarından söz ediyorum ama bazı özel zamanlarda en iyisi hiçbir şey yapmamak, yavaşlamak, durmanın ve dingince seyretmenin tadına varmak…

Hayata yön veren en temel yapı taşıdır isteklerimiz. Hayal kurarız, düşlerimize yaklaşmak için çalışırız. Çoğu zaman en yüksek hayrımızı hedeflemeden isteriz. Hiç gerçekleştiği zaman “bu isteğimin sonuçlarını aklımın ucundan bile geçirmemiştim, keşke istemeseydim” dediğiniz oldu mu? Benim oldu, inanın her zaman hayırlısını dilemeliyiz. 

Mutluluk tanımlarımızı ne kadar çabalasak da değiştirememek hepimiz için zorlayıcıdır. Bağımlılıklar, tutkular, geçici olduğunu göremediğimiz hevesler; ille de benim olsun diye tutturduklarımız, çoğuz zaman elde ettikten sonra ilgimizi çekmezler. Biz arzularımızın peşinden koşarken HAKİKATİ ıskalarız. Yaşamanın basit bir iş olduğu hakikatini...

Çocuklar oyun oynarken orada var olan enerjiyi hissedersiniz; canlılık, parlaklık, saflık. Köpekler, kediler daima neredeyse oradadır, oyun oynarlar ve karınlarını doyurmak dışında bir şey istemezler. Ağaçlar “teslimiyetin” , akışa güvenmenin en güzel sembolleridir. Toprak, taş içinde hayat barındıran her şey neredeyse orada olmaktan memnundur. Sadece insan durmadan şikayet eder, ister ama asla doymaz. Elindekilerin değerini kaybetmeden anlamaz.

Zor zamanlar “teşekkür etmek”, var olanlarla yetinmek için bir davettir. Zor zamanlar kendimizle yüzleşmek ve korkularımızın üstüne yürümek için bir davettir. Zor zamanlar kendimizden yüksek bir güce inanmak, kontrol delisi tarafımızı törpülemek için bir davettir.

Zor zamanlar, bilge yanımızdan hayatımızı gözden geçirmemiz için gelen bir davettir. Biz davete genellikle sitemle karşılık veririz. Tanrı’ya kızarız, kendimizi suçlarız. Başımıza gelen bazı acayip şeylerin görünenin dışında anlamları olduğunu kabul etmeye yanaşmayız.

Bu yazıyı neden mi yazdım? Çünkü hayatımın en acayip günlerini yaşıyorum, çok zorlanıyorum, isyan ediyorum, kızıyorum ama sonunda mutlaka gülümsüyorum. Her şeye içtenlikle gülümseyen yanımı seviyorum ama kızan, şikayet eden tarafıma da söz veriyorum, yoksa kendimi cici kız olarak göstermekten öteye geçemem.

Bazen hayatı bırakmak gerekiyor. Tıpkı bırakamadığınız, sıkıca tuttuğunuz ama aslında bittiğini içten içe hissettiğiniz ilişkilerinizi bırakmak gibi. Kontrol ihtiyacınız akışınızı zehirliyorsa geç kalmadan ipleri tamamen bırakın. Zaten ipler hiçbir zaman sizin elinizde değildi. Geçmişiniz ve gelecekteki her davranışınız yaşamınızın yönünü belirlemeye devam edecek. Bunu bilerek yaşamak bile sorumluluk duygusunu değerli kılıyor.

Hepinize “farkındalık” dolu anlar diliyorum. Ne varsa an’da var, kaçmasın...




Nazlı Akın