22 Ocak 2018 Pazartesi

Yoga Yapan Kadınlar (3. Bölüm)

Begüm Yorgancı

“Bu dünyada yaşanılan tüm ıstırapların sebebi; kişinin budalaca bir şekilde “hazzı”, uğruna mücadele verilecek bir ideal olarak düşünmesidir.”
Swami Vivekananda

Begüm köpeğinin saçlarını okşuyordu. Alman kurdu, golden kırma sevimli bir sıpaydı. Çocuğu gibi severdi Begüm onu. Oğlum derdi. Kalbim derdi. Aşkım derdi.

Adı da vardı:

“Şiva”

Şiva Tanrı’nın yok edici, dönüştürücü yüzüydü. Eğer yenilenmek istiyorsan yıkılmaya hazır olmalısın.

“Şiva, gel oğlum. Saçlarını tarıyım annem. Bakışına kurban olduğum. Yine mi matımı yedin çocuğum. E aşk olsun be kuzum. O mat biraz pahalıcaydı. Neyse, senden kıymetli mi? Bir daha yeme ama olur mu? Kızarım bak yersen. Bu üçüncü oldu. Hem kendi yatağını da kemirebilirsin ama yapmıyorsun. Demek yapmadan durabiliyorsun.”

Şiva  bunu kokladı, yaladı. Gevrek gevrek sırıttı. Anlıyordu it oğlu it ama yemeden duramıyordu. Annesi saçlarını tararken ağzı kulaklarındaydı. Telefonu çalan Begüm tarağı bıraktı, içeri odaya koştu. Şiva da peşinden. Tanımadığı bir numara arıyordu. Açtı.

“Begüm Hanım’la mı görüşüyorum?”
“Buyurun benim” dedi Begüm.
“Begüm Hanım ben Aslı. Arkadaşınız Özlem’den aldım numaranızı. Özel yoga dersi veriyorsunuz değil mi?”
“Ev uzak mı?”
“Karşı apartman. Tango Apartmanı. Zaten evde istemiyoruz,  stüdyoda olur değil mi?”
“A komşuyuz desenize. Tabi stüdyoda da veriyorum isteyenlere. Siz mi alacaksınız ders?”
“Ben değil, babam istiyor.”
“Kaç yaşında babanız?”
“Yetmiş beş.”
“Anladım. Olur tabi,  neden olmasın.”
“O zaman ben sizi yeniden arayayım gün ve saat için. Bir de ücreti öğrenebilir miyim?”
“Bir saati 100 lira.”
“Tamam, çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere.”

Begüm gülümsedi. Hiç o yaşta erkek öğrencisi olmamıştı. Zaten erkek öğrencisi yok denecek kadar azdı. Bu seneki eğitim sertifika programına kaydını yaptıran tek erkek de henüz derslere teşrif etmemişti.

Şiva, sahibi artık onunla pek ilgilenmediği için yatağına kıvrıldı. Annesi saçlarını tararken arayan münasebetsize bozulmuştu. Ama çabuk unuturdu, gülümsedi. Annesi ona uzaktan öpücük yolladı çünkü.

Begüm otuz yaşında kurumsal hayattan bunalmış, istifa etmişti. Risk almayı severdi. “En kötü ihtimal biraz bocalarım” diye düşündü. Yoga yapmaya işten ayrılmadan altı ay önce başladı. Çok sevince altı aylık bir programa katıldı. Yetmedi. Yoga anatomisi, yin yoga, restoratif yoga, hamak yogası, çakra yogası, yüz yogası  gibi çeşit çeşit pahalı eğitimlere de katıldı. Yoganın felsefesini çok sevdi. Konuyla ilgili Türkçe’ye çevrilmiş ne kadar kitap varsa okudu. En büyük hayali yoga stüdyosu açmaktı. İnsanların  hayatına dokunmak istedi. Birikmiş parasını harcayıp  “viveka”adını verdiği stüdyoyu açtı.

Viveka, ayrım gücü demekti.

Gerçek ve gerçek olmayanla ilgili algımız, nasıl yaşadığımızı belirlemez miydi? Para ne kadar gerçek?  Fakirlik ya da zenginlik aslında nedir? Begüm hep şöyle düşünürdü:


“Zengine parayı verenle fakire çileyi veren adres aynıysa, endişeye gerek yoktu. Onun mutlaka bir bildiği vardır.”

Nazlı Akın 

Devam Edecek