23 Şubat 2018 Cuma

Seni özel yapan ne?


Hepimiz “özel hissetmenin” derdine düşmüşüz gibi hissediyorum bazen. Değerli olan basit, sıradan, küçük değerleri yutan popüler kültürün dikenleri çoğumuzun gülünü dokunulmaz kılmış. Üstten bir tavır, soğuk bir surat, samimiyetsiz cümleler, yüz çevirmeler, bakış kaçırmalar. Al sana özel olmanın buz gibi dikeni.

Sokakta yürürken, metroya binerken, markette alışveriş yaparken insanlara bakar mısınız? Ben artık bakamıyorum. Gözleri kalplerini ele veriyor. Aynı şehirde yaşadığımız için kendime dönüp dikenlerimi fark ediyorum. Son zamanlarda sosyal medyayla yaygınlaşan “kaç bin takipçiniz var?” sorusunun cevabına sırtını yaslayıp yabani otlara dönüşen bizler, gülün rengini doldurduk, dikenini azdırdık. Yüz bin takipçin varsa “misyon” sahibisin. Bir milyonu geçerse ilah.

Elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarıyla, kalbimizi sanal bir ortama dönüştürmeyi göze aldık. Işığımız yutan, samimiyetimizi çalan sosyal medya ruhun cehennemine dönüştü çoktan. Düşüncesizce yollanan gece üç mesajları, susmayan whatsup bildirimleri, sahte paylaşımlar, yalan haberler, elimize yapışan tabletler, oynadığımız oyunlar, daha neler neler…

Bunlar mı bizi özel yapan?

Kalabalık sofralar, iç dökmeler, dertleşmeler, sıcacık sohbetler, “kahve koy geliyorum” samimiyeti, komşunun kapısını çalıp hatır sormalar, mısır patlatıp film seyretmeler, sarılmalar, sevgi sözcükleri, vefa, dostluk, “çay demledim gelsenize”, “iki lafın belini kıralım, çok daraldımlar”,  kapı önü sohbetleri, dayanışma, paylaşma…

Bunlar ne o zaman? Çöpe atıp unuttuklarımız mı? Çiğneyip üstünde tepindiklerimiz mi?


Bizi bir şey illa özel kılacaksa, güler yüz, samimiyet, sevgi dolu kalp yetmez mi?

NAZLI AKIN