7 Mart 2018 Çarşamba

DÜŞLERDE SEVGİLİM


Kadın, karşısında oturan erkeğin duvarlarını düşündü. Çok kalındı. Yıllar geçtikçe çatlardı kuşkusuz ama beklemeyecekti. İçini dökecek, kalkıp gidecekti. Bir beklentisi yoktu. Sadece dolup taşmıştı, kelimeler sahibine dönmek istemişti. Adam, kadının önyargılarını okudu. Susmayı tercih etti. Kadın “bütün arzusundan” konuşarak kurtulmak istiyordu. Kırmızı şarap dudaklarını biraz olsun yavaşlattı.
"Yıllarca boynunla omuzlarının arasında olmayı hayal ettim. Teninin kahverengi kokusunu içime çekiyormuşum. Burnum kâh âdem elmanda, kâh şakaklarında. Seni günlerce koklamak istedim. Ben seninle bir hamur gibi oynayıp ellerimle şekil verdim. Gözlerimi kaçırıyorum doğru, korkuyorum. Deli gibi korkuyorum. Ben bir hayale âşıktım. Seni sadece düşlerde istedim, kabul ettim."
Adam yutkundu. Kadın her an kalkıp gidecek gibiydi. Kendini , duygularını anlatmak istedi ama kelimeler uzak, yetersiz kaldı. Sadece elini uzattı, bileğini okşadı kadının.
"Gitme. Gözlerime bakma ama gitme. Sıcaklığım da hayal mi?"
Kadın titredi, bedenini saran sarhoşluk şaraptan değildi. Buraya gelme nedeni içini döküp gitmekti. Söz verdi kendine, elini çekti.
Adam tekrar tuttu ellerini:
"Sen benden edebi bir düş yaratmışsın. Tanımak istemeden arzulamışsın yüzümü, boynumla omzumun arasını. Bu çok gücüme gitse de kaçamazsın artık. Yüzleşmek zorundasın. Elini çekemezsin avuçlarım yanarken, korkmaya hakkın olduğunu düşünemezsin. Bana bakmak, beni görmek zorundasın. Yok et o hayali."
Adam bilemezdi, kadın düş severdi. Kadın yarattığı düşe âşık olur, âşık olduğu adamı görünce kaçmak isterdi.

Kadın “hayali” seçti. Yaşanmış aşkların kaderi belliydi. Biliyordu yolun sonunu. Bozulan büyü, arayışlar, tensel arzular. Yaşasa ne olacaktı? Başlamış aşkların kaderi belliydi. Bitmek… O bitmeyen bir düşe âşık olmuştu. Karşısında oturan adamın kalbini küçümsediğini aklına bile getirmedi. Yarattığı çocukları sever kadın. Düşünü çocuğu gibi sever. Hangi ana yok eder doğurduğunu?
Adam kadının sessizliğini okudu. Savaşçıydı, karşısında oturan kadını arzuluyordu. Hatta ona âşık olduğunu düşünüyordu. Kaçtıkça kovalamak, saklandıkça bulmak istiyordu.

“Gidiyorsun demek. Bir düşü seçiyorsun. Karşında oturmam yetmiyor sana, itmeye gücün var ellerimi. Taşlaşmış bedenin. Kalbin donmuş. Kaç nehir geçtim buraya dek. Sadece seni bu kadar çok istedim.”
“Ben seni istemedim bile bugüne dek. Razıydım yokluğuna. Bir düşü izler gibi izledim hayatını. Şu ana dek kaçıp saklanırken sen, ben ulu orta âşıktım sana. Ne değişti?”
“Uyandım. Derin, karanlık bir uykudaydım. Benim için bir beste yaptığını söylediler. Dinlediğim gün kalbimde başlayan sızı hiç dinmedi. Başlangıçta bende korkuyordum. Senden çok yarattıklarından korktum. İçinde daima kendimi buluyordum ve çoğu kez çukurdaydım. Beni hiç ışığa çıkarmadın. Sadece gösterdin. Kendimi nereye gömdüğümü senden öğrendim. Yazdığın şarkı sözlerinde serseriliğime bile âşık olduğunu söylemişsin. Bir ceketi çıkarır gibi çıkardım üstümden kötü huylarımı. Sen huzur durağım olacaktın.”
“Sus yalvarırım. Fikrim değişmeyecek. Konuşma artık. Bırak gideyim.”
Adam bileğini ısrarla tuttu kadının.
“Gitme.”
Kadın hırçınlaştı.
“Neden geldim buraya? Pekala söylemek istediklerimi yazabilirdim. Ben hiçbir zaman huzurlu biri olmadım. Söylesene nasıl huzur durağın olacakmışım?”

NAZLI AKIN 

DEVAM EDECEK