Bu Blogda Ara

2 Şubat 2018 Cuma

Yoga Yapan Kadınlar (Beşinci Bölüm)

BEŞİNCİ BÖLÜM 

Telefonu kapadı, kapı çaldı. Turgut Bey gelmişti. Neriman açtı. İsteksizce “hoş geldin” dedi.

İçinden “temizlik bitince geleydin iyiydi” diye geçirdi. Fileyi boşaltırken en sevdiği işe geri dönmüştü; söylenmeye…

“Evde elma vardı Turgut. Muz da vardı. Neden bana sormuyorsun ne lazım diye. İki kişiyiz biz. Her şey çöpe gidiyor sonra.”

Karısının söylenmesine alışkın olan Turgut Bey cevap vermedi.

“Diğer torbada ne var?” diye bağırdı Neriman.

“Elinin körü var” dedi Turgut. İçinden.

“Eşofman aldım kendime. Salı günü yoga dersim var.”

“Göster bakayım.”

Turgut eşofman takımı torbadan çıkardı.

“Genç işi bu ayol. Kırmızı mavi. Siyah, gri falan alaydın ya.”

“Bunu beğendim, bunu aldım Neriman.”

“Ben de geliyorum Salı günü seninle.”

“Gel tabi. Belki kaparlar beni değil mi?”

“Kim ne yapsın seni bu yaştan sonra.”

“Neden geliyorsun o zaman?”

“Sırtım ağrıyor. İyi gelir belki.”

“Söylemediğini bırakmadın yoga yapan kadınlara ama.”

“Fikrimi değiştirdim, suç mu?”

“İyi iyi, gel ama söylenmeden gel.”

“Bana da eşofman alalım. Yok hiç.”

“Alırız.”

“Öbür torbada ne var?”

“Yogayla ilgili kitaplar aldım. Başlamadan önce araştırma yapayım biraz.”

“Kek yer misin?”

“Yerim.”

“Turgut!”

“He?”

 “Beni seviyor musun?”

“Bazen.”

“Aşk olsun.”

“Gel buraya bakayım.”

Kocası Neriman Hanım’a bir öpücük veredursun,  kızları Aslı Moda’daki yeni nesil kahve dükkânlarında Özlem’le sohbet ediyordu. “İki Melekli” ismini annesiyle babasından esinlenerek koymuştu. Özlem’i de zorla ortak yapmıştı dükkâna. Çok şanslı olduğunu düşünürdü. Özlem gibi bir dostu, melek gibi bir babası, dünya tatlısı bir annesi vardı. Çok sevildiği için sevgiyi baş tacı yapmış bir kızdı Aslı. Yirmi sekiz yaşındaydı. Merak ettiği, hayal ettiği her şeyi yapmıştı. Babasının izinden gitmişti. Kahveye olan aşkı ona bu dükkânı getirdi. Turgut Bey sağ olsun. Babaannesinden kalan mülkler ve arsalar sayesinde varlık içinde yaşadılar ama mütevazılığı da hiç elden bırakmadılar. Lüksü sevmezdi babası. Annesi yokluğu bilirdi. Fakir bir ailenin kızıydı çünkü. Babası cömert, hayırsever bir adamdı. Anası eli sıkı…

Aslı Özlem’e havadisleri veriyordu.

“Bu yaşta çatır çatır kıskanıyor babamı. Sırf baş başa ders yapmasınlar diye yogaya başlayacak.”
“Ne aşk be… Begüm’e acıdım kız. Annen üzmez değil mi onu?”
“Sanmam. Kazara babama iltifat falan etmezse üzmez bence.”
“Baban da hala yakışıklı maşallah... Gören yetmiş demez.”
“Yetmiş beş.”
“Hey maşallah Turgut Amcama. Sen de gelsene arada Begüm’ün derslerine. Öyle iyi geliyor ki.”
“Kızım ya sen duracaksın burada ya ben. Bırakamam.”
“İstesen bırakırsın. O kadar garson var.  Kontrolcü manyak. Bir koca bulup evlensen hiç böyle dertlerimiz kalmayacak.”
“Sen kendine bak. Hadi benim geçerli bir sebebim var. Sana ne oluyor.”
“Geçerli sebebe bak. Adam seni bırakıp gideli bir yıl oldu. Hala dönmesini bekliyorsun.”

Aslı’nın yüzünden bir gölge geçti. Kara bir şövalyenin gölgesi. Saçı kara, gözü kara, teni kara. Yakışıklı bir erkekti Ecmel. İsmi bir tuhaftı ama bizim kızın kalbine adı her düştüğünde aynı şey oluyordu. Aslı’nın gözleri doldu. Özlem üzüldü.

“Aslı öyle demek istemedim. Sen çok daha iyilerine layıksın kızım. Kıyamam ya. Nasıl olur da bir erkekten dolayı böyle yaprak gibi titrersin. Kıyamam ya.”
Gitti sarıldı Aslı’ya.

“Ağlama kız. Bana bak, arka masadaki yakışıklı müşteri seni kesiyor saatlerdir.”
“He biliyorum ben onu, Ecmel’e benziyor. Özlem be, unuttu mu beni? Başkasını bulmuştur çoktan orası kesin. Ama unuttu mu beni?”

“Unutmamış desem ne olacak, arayıp barışalım mı diyeceksin? Neden ayrıldığınızı bir çırpıda unutacak mısın?”

“O kızı bilmiyor muyuz? En sevdiği iş başkasının sevgilisini ayartmak... Nasıl düştü onun ağına? Biz yatakta da çok iyiydik. Tutku doluyduk. Bir eksiğimiz yoktu ki. Mükemmeldik Özlem.”


“O bir “eksik” işte. Mükemmel aşk sıkıntı…”

NAZLI AKIN 

Devam EdecEk