Bu Blogda Ara

26 Şubat 2018 Pazartesi

KELİMELER SESLENDİ

Kelimeleri kovaladı kadın. Nazik olmaya çabalasaydı becerirdi belki. O zaman da samimiyetten uzaklaşırdı. 

Çabalamak , kendiliğinden oluşun önündeki engeldi. Kelimeler kalabalıktı. Gece yatısına habersiz gelen misafir gibi rahatsız ediciydi. 

Kelimeler! 

Dökülen kabukların hikayelerine meraklı, tarihin kül olmasına katiyen izin vermeyen eğitimci kelimeler.
Harfleri bağrında saklayan anaç cümleler "yemek hazır yavrum" sıcaklığında seslenirdi genellikle. Bugün annem çağırsa gidemem diye düşündü. Çağırmayın ellerimi. Parmak uçlarımda genç gidenlerin hüznü, şarkıları susturdum.

Kelimeler ölümü yenerdi belki. Sonsuza dek canlı, okundukça gençleşen , yaşsız kelimeler. İnsan yaşlanırken, kelimeler gençleşti.


SÖYLE

Yataktan kalkar kalkmaz aklına düşen şiirin hala ezberinde olması onun gibi hafıza yoksulu birini hayrete düşürdü. Ceylan her şeyi çabuk unutmasıyla meşhurdu. Arkadaşları ona “gamsız” derdi. Okuduğu kitapları, izlediği filmleri, acıları, ihanetleri, eski sevgilileri, dostları, düşmanları; kabuğunu atar gibi düşürürdü. Kuş gibi hafifti.

Ama bu şiir… Ezberinde taptaze duruyordu.

Nasıl olmuştu? Kelimeler istem dışı kulağına fısıldıyordu, hem de kendi sesiyle.

“Geldim bu akşam yatağına eğildim.
Seyrettim o tapılası bedenini,
Baktım dua eden bir derviş gibi.
Güneş altında her şey boşmuş dedim.
Bugün var yarın yoksun.
Bir hazine yaşam.
Can ki andırıyor yorgun bir çiçeği,
Çıldırtan bir düşüncedir aldı beni.
Sen uyu çocuk, uyumak bana haram.
Ne zor seni sevmek.
Aşkım, ince gülüm.
Kapatacak mı gözlerimizi ölüm.
Tükenecek mi soluk uyurken böyle.
Ve düşlerde ağzıma ağzıma gülen ağız, sen.
Öteki acı, yaban gülüş çökmeden çabuk uyan.
Ruh ölümsüz müdür, söyle.”

Ceylan şiiri okudukça hayran oluyor, hayran oldukça tekrar okuyordu. “TUTKU” diye düşündü, sanatın hamuru. Aşk şiirin ekmeği... Şiir, kokar mıydı? Sabah karanfile benzeyen bir koku dolmuştu burnuna şiirle beraber. Bugün “gamsız” değilim diye düşündü. Vardı bir karın ağrısı. Kendi bile farkında değildi. Bir avcı, Ceylan’ın kalbine hedef almıştı. Daha önce kalbinden vurulmadığı için anlamadı Ceylan. Ne bilsin? Şiiri kokladı, okudu, şarkılar dinledi, kahve içti kahvaltı etmeden. Vardı bir karın ağrısı. 

Kitapçıda gördüğü ayaz gözlü çocuğu hatırladı. Dün bir dergi almak için girmişti kitapçıya. Okuma alanına geçti. Karşısına oturduğu ayaz gözlü çocuğun kırgın bir hali vardı. Ceylan’a çaktırmadan bakmıştı, hissetti. Sadece iki kez; geldiğinde ve giderken… Uzun boylu, kara tenli bir erkekti. Ceylan’ın kalbi pır pır etti.

Ezberindeki şiiri, bir erkek şair, başka bir erkek şaire yazmıştı. Ne fark ederdi? Aşkın cinsiyeti mi olurmuş? Aşk, elimize kalan tek hazineydi. Üstelik insanların yıllardır harcayıp harcayıp bitiremediği, kullanıldıkça bereketlenen bir hazine.

Ceylan, dizelere hayran olmayı sürdürdü. Giyinirken okudu, evden çıkarken okudu, şiire âşık oldu. Yine o kitapçıya gitti.  Ayaz gözlüyü bulacağı güne kadar gitmeye devam etti.

Nazlı Akın 


https://www.instagram.com/dinginokur/