Bu Blogda Ara

18 Eylül 2018 Salı

Yaşama Sevinci


Hepimizin ortak arzusu temelde özgürleşmek. Hastalıklardan özgürleşmek, fakirlikten özgürleşmek,  negatif duygulardan özgürleşmek, istemediğimiz bir hayattan, mutsuzluktan özgürleşmek…

Derin bir anlayış geliştirmeden kendimiz üstünde söz sahibi olmak imkânsız. Yaşam sorunlarımızın faturasını başkalarına ya da kadere keserek gelişemeyiz. Hayatın doğası iyi ya da kötü deneyimleri ayırmaz. Hayat bildiği gibi akar. Yoga felsefesine göre hak etmediğimiz hiçbir şeyi yaşamayız. Tasavvufta da Yaradan dert verdiği kullarıyla yakından ilgilenir. Hatta “Yaradan’ın eli üstümde çok şükür” derler.

Kişisel gerilimler, içinde barındırdığı fırsatları görmezden gelmezsek bizi büyütür. Herkesin başına gelenlerle mücadele etme yöntemleri farklıdır. Kazançlı olanlar mutlaka kendine sorular soranlar olacaktır. Bilge kişi hayatını yaratabildiğini öğrenmiştir. Yaşadığımız her an sonrakileri belirliyor. Sürekli negatif tutum geliştiren birinin yarınları da kolay olmayacaktır. Şikâyet etmenin, yakınmanın, kızgınlığın enerjisi uyanışın önündeki en büyük engel. Hepimiz bu tuzağa sıklıkla düşüyoruz ne yazık ki.

Hayatı doyasıya yaşamadığımızı hastalıklar sayesinde anlıyoruz. İki elimiz, ayaklarımız işimizi gördüğü sürece onların ne kadar kıymetli olduğunu düşünmeyiz. Kalbimiz kan pompalarken günün birinde durma ihtimali aklımıza dahi gelmez. Organlarımız görevlerini mükemmelen gerçekleştirirken onlara teşekkür etmeyiz ama en ufak bir aksaklıkta söylenmeye başlarız. Bedene ne verirsek onu geri alırız. Sadece yediğimiz içtiğimiz değil; düşünlerimiz, sözlerimiz, duygularımız da bedene geri döner.

Hareketsiz, her istediğini yiyen, televizyon karşısında saatler geçiren, sevinç duymayan, hayata karışmayan biri, aslında üstünde oturduğu şeyin “yaşama sevinci” olduğunu bilseydi daha farklı bir tutum geliştirebilirdi. Farkındalık geliştirmeden kendimize ne yaptığımızı anlamamıza imkân yok.

NAZLI AKIN