Bu Blogda Ara

26 Ocak 2019 Cumartesi

İçeri Bakan Kim?


Birinci Bölüm


Ceylan Kırdemir

Risk almak isteyen kadını yiyen “konfor düşkünü”, günlerimi sıradanlığa boğarken, kolay bir av olduğumu düşündüm. Diğerlerine benzeyeyim diye bana emirler veren tarafım,  ruhumu avlayıp duruyordu.  Nihayetinde insan insana benzerdi ama ben kimseye benzemek istemiyordum. Elimden gelse, yapabilsem, başka biri olurdum. Bambaşka biri olmak için duyduğum özlem kalbimi yakıyordu. Yatak odamda aynaya bakarken, dış görünüşümle tezatlık oluşturan kalbime de bakabilsem neler görebileceğimi düşündüm.

Durmaksızın acı çekiyordum. Mavi gözlerime demir atmış hüzün, karamel rengi kıvırcık saçlarımdan elmacık kemiklerime vurarak dalgalanıyordu. İnce bedenim, kısa süreli bir fırtınada yıkılacak zarif bir ağaca benziyordu. Parlak gri elbisem, yüzümü ışığa boğan beyaz göz makyajı, sivri topuklu ayakkabılarım, sıkı topuzum, saçıma kondurduğum gümüş rengi gül kusursuzdu.

Yine o samimiyetsiz davetlerden biri diye düşündüm. Neden gidiyorum ki?
 Sıkıcıyız, paramız var ama yeteneklerimizi çocukluğumuzun bir yerinde gömmüş, üstünü örtmüşüz. Kimsenin en büyük düşünü hatırladığını sanmıyorum. Naif hayallerimiz paradan aldığımız güçle paramparça olmuş. Giyinip, süslenip kırıtarak, babama ait başarılarla övünerek nereye varmak istiyorum? Aynada gördüğüm kadın, hayatıma benziyor. Gerçeğimle ilgisi yok. Süslü bir paketin içinden ne çıkacağını kim bilir? Uyuşmuş, dondurulmuş duygular, sönmüş arzular. Yılmışlık.
Birçok insan, “her şeyi var”, diye düşünüyor. Her şeyi var. Daha ne istiyor? Bir şey istediğim yok. Başaramadığım huzurlu olmak. Geçmişini kabullenemeyen geleceğiyle barışamaz. Geçmişimi, yutup sindirmeliyim.

Her zaman mutlu olmak gibi ıskalayacak bir hedefim yok. Aklımı güzelliğimle bozmuş da değilim. Kırk yaşındayım, yaşıtlarım gibi yaşlanmanın önüne geçmek için doğal olmayan yollara başvurmuyorum. Yüzü, beş yaş genç göründüğü için zafer çığlıkları atan kadınlar var çevremde. Benimse her zaman daha ciddi sorunlarım oldu. Ergenler gibi aşk dilenecek değilim.

Neden âşık olamıyorum, neden diğer yarım gelip beni bulmadı bunca zaman? Cevap basit. Ben içime doğru yaşıyorum. Erkeklerin çoğu içinde olup bitenleri farkında değil. Günün birinde karşıma öyle biri çıkarsa işler değişebilir. Bankadaki paramın beni güçlü kıldığını düşünüyorlar. Benim de kadınca isteklerim var. Gerçekleşmesi için bütün servetimi feda eder, eski, sobalı bir evde yaşamaya razı olurdum.

Sobalı ev dedim de aklıma geldi. O rüya neydi öyle? Aklımdan hiç çıkmıyor.

Rüyamda üstüm başım kir içinde. Ayağımda tuhaf bir spor ayakkabı var. Rengi solmuş, bağcıkları beyaz, hafif yüksek tabanıyla çok rahat yürüdüğümü hissediyorum. Allah Allah diyorum, genelde topuklu giyerim, nereden çıktı bunlar? Yine de halimden memnunum… Üstümde eski tüylenmiş bir hırka var. Pembe, sarı, mor karışımı bir iplikten örülmüş. Annem örmüş. Annem mi örmüş? Olacak şey değil annem bana yemek bile pişirmezdi. Yırtık eski bir kotun üstüne, beyaz renk solmuş bir tişört giymişim. İstanbul’un bilmediğim bir semtindeyim. “Burada ne işim var diye?” düşünüyorum.

Bir anda hatırlıyorum, Yıldız’ı arıyorum.

Yıldız, bu evlerden birinde yaşıyormuş. Onu ararken bir kadının çamaşır astığını, küçük bir kız çocuğunun eteğini çekiştirdiğini görüyorum. Çocuk, parmağıyla, küçük, tek katlı bir evi işaret ediyor. Dış cephesinin rengi solgun. Kapısı sağlam görünmüyor, bir tekmeyle yere düşecek gibi. Eskimiş tahtadan bir kapı bu. Turuncu tutacağı tuhaf biçimde canlı görünüyor, itiyorum, kapı açılmıyor.  Onu tutan bir güç var. İçeri giremiyorum.

 Evin önündeki büyük verandada, ipe asılmış çamaşırlar var. Çoraplardan ve atletlerden, bazılarının  yaşlı bir kadına ait olduğu sonucunu çıkarıyorum. Yıldız’ın birkaç kıyafetinde sökükler var. Neden dikmemiş acaba?

Rüzgârla uçuşan kirli perde, dışarıya doğru bir hareketle duvara yapışınca, masaya oturmuş yazı yazan Yıldız’ı  fark ediyorum. İçeri bakarken dikkatli olmaya çalışıyorum.

Neden?
Yıldız beni görse ne olur ki?
Yüzüne yakından bakmak istiyorum.

Yorulan kollarını yukarı doğru kaldırıyor, geriniyor. Bilgisayarının yanında duran sigarasına uzanıp bir tane alıyor, çakmağı bulamayınca sinirleniyor. İçeri gidip kibrit alıyor. Sigarasını yakmış,  pencereye yaklaşırken, “Yıldız artık beni görmeli ” diyorum.

Göz göze geliyoruz. Kendime bakar gibi oluyorum.  İyi de o bensem, içeri bakan kim?

Devam edecek.

Nazlı Akın