Bu Blogda Ara

22 Şubat 2019 Cuma

Boş Ayna

Şubat ayında okuduğum iki kitap beni derinden etkiledi. “Boş Ayna”, narsist anneler tarafından büyütülen çocukların, ileriki yıllarda ne gibi sorunlarla boğuşacağını gözler önüne sererken, boşaltılmamış “haklı öfkenin” hangi sonuçları doğurduğunu anlatıyordu. Geçmiş değişmez ama beni “şimdi olduğum insan” yapan dinamikler geçmişin izlerini taşır. İnsan genellikle duygularını içinde tutma eğilimiyle yaşıyor. Doya doya ağlayan ya da doya gülen birine pek rastlamadım. Anlık öfke patlamalarının da kimseye hizmet ettiği söylenemez. 

Duyguları boşaltmanın da bilinçli yolları var. Şifalanmak için niyet oluşturmanın değerli olduğuna inanıyorum. Kalbinde küskün bir çocukla yaşayan herkes onunla barışmanın bir yolunu bulmalı. Dahası bunu yürekten istemeli. 

Dr. Karl Mc Bride, Boş Ayna isimli kitabında “yas tutmayı öğrenmekten” söz ediyor. Eğer zor bir çocukluk geçirdiyseniz önce bunu fark etmelisiniz. Kabul yavaş yavaş oluşuyor. Dr. Karl Mc Bride , kendimize sessiz bir alan yaratıp, acıyla kalmayı sonra da o acıyı ifade etmek için içinizden geldiği gibi davranmayı öneriyor. Kendisi, evde perdeleri çekip yastıkları yumrukluyormuş. Narsist bir anne tarafından büyütülürken bolca acı çekmiş. Eğer yastıkları yumruklamanın sizin için uygun olmadığını düşünürseniz, kitapta başka öneriler de var. 


İyileşmek için beş aşamadan söz ediyor: İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul. İnkar ve pazarlık aşamaları çok tanıdık. Önemli olan gerçek hislerimizin ortaya çıkmasına izin vermek. Duyguların içimizden taşmasına izin verip yeteri kadar yas tuttuktan sonra, içine doğduğumuz aileyi anlamaya başlayabiliriz. Annesi tarafından aşırı ilgiyle yutulan ya da hiç ilgi görmeyen kız çocuklarının iyileşme hikâyelerini okurken kendi şifamız için bir alan yaratmaya başlıyoruz.
Spinoza, şöyle diyor:


“Acı duygusu, buna ilişkin net ve kesin bir tablo oluşturduğumuz an, acı olmaktan çıkar.”