Bu Blogda Ara

9 Haziran 2019 Pazar

Kalbe Yerleşmek

Zor olan başkasını affetmek değil.
Zor olan kendini affetmek. 
Çabasız bir teslimiyet için kalbe yerleşmek gerek.
Yeni bir eve taşınır gibi; önce temizlemek sonra yerleşmek.
Kişi önce hizmetkar sonra ev sahibi olmayı öğrenmeli. 
Kendine hizmet edemeyen başkasına nasıl etsin?

Nazlı Akın 

Neyi görmek istemiyorsun?


Mükemmel olmak zorunda mısın? 
Hataların, kusur saydıkların , yanlış kararların, kaybettiklerin; en iyi öğretmenlerin değil mi?
Hayattaki en büyük kötülük kişinin kendine yaptığı kötülüktür. Mükemmellik takıntısı, kontrol etme çabası, çokbilmişlik, hayattan keyif almanı imkansız hale getirir.
Kusur arayan kusur bulur. Güzellik arayan güzellik bulur.
İnsan, aradıklarına saklanmıştır.
Hayat, neyi görmek istemiyorsan önüne savurur; rüzgarla gözüne kaçan toz misali... Sen kendine körleşinceye kadar rehberlik sana ulaşmanın bir yolunu bulur.
Kendi gerçeğine körleşenler karanlıkta yaşar, ışık gözlerine değil , ruhlarına batar.

Nazlı Akın 

Geçmiş, neden geçmez?



"Çocukluk insanın boğazına saplanmış bir bıçak gibidir; kolay kolay çıkarılamaz." (İçimdeki Yangın Filminden)

Son zamanlarda çok kıymetli psikoloji kitapları okudum. Bu kitapların ilk etkisi ruhumda bir fırtına başlatmak oldu. Çocukluğum, ailem, ilişkilerim hakkında düşünmek , yaşadığım deneyimlerin üstümdeki etkilerini tartmak, geçmişimin bugüne nasıl yansıdığını anlamak için duyduğum istek hiç azalmadı. Görüyorum ki kendimi anlamaya çalışmak en kutsal çabam. Yetişkin bir kadın olarak verdiğim bazı tepkilerin içimdeki yaralı çocuğa ait olduğunu fark etmek çok kıymetli. Büyümek; yer yaşta devam eden sancılı bir süreç. İşin güzel tarafıysa içsel çocuğu işitmeye başlamanın getirdiği lütuflar. “Kurtlarla Koşan Kadınlar” isimli kitapta, tin çocuğun ruh ve ego arasındaki köprü olduğundan söz eder Clarissa P. Estes. Yaratıcılığımı harekete geçirmenin yolu, içimdeki çocuğu gerçekten dinlemektir.  Beni götürmek istediği yerlere gitmek için elinden tutmalıyım. 

“Ego” , tembellik eder,  “çocuk”,  hareket etmek ister. 

“Ego”,  mükemmellik kaygısına kapılır, “çocuk”,  olduğu gibidir. 

“Ego”, geçmiş ve gelecek arasında mekik dokur, “çocuk”, anı yaşar. 

İşin aslı çocukla bağlantı kurmadan, ruha iyi gelecek şeyleri keşfedemezsiniz. Ruha iyi gelen ne varsa, çocuksu bir yanı olduğu söylenebilir. Toprakla uğraşmak (çocukken hangimiz kova kürekle oynamadık?), gökyüzünü seyretmek (çocukken hangimiz bulutlara bakıp hayali resimler görmedik?), sokağa çıkmak (çocukken hangimiz oyunu bırakıp eve girmek istedik?), parklarda oturmak (çocukken hangimiz parkı sevmezdik?), şarkı söylemek (çocukken ütü kordonuyla şarkı söyleyenler buraya lütfen), dans etmek (çocuklar dans etmeye bayılır), yazmak, çizmek, boyamak, okumak (çocuklar sıkça yazar, resim yapar, boyar)…

Gelelim yazının başlığıyla anlattıklarımın kendimce kurduğum bağlantısına. Geçmiş dediğimiz yer, bir haritada olsaydı tam da adı çocukluk olan bölgeye denk gelirdi. İlk travmalarımızın kökeni süper kahramanlarımız ana babalarımızla kurduğumuz ilişkiden geliyor. Her çocuğun gerçek kahramanları sahip olduğu ebeveynleridir. Yıllar boyunca anne babamızın bize olan davranışlarının üstümüzde bıraktığı izlerle yaşarız. Kendimizi beğendirmek, takdir görmek için yanıp tutuştuğumuz da olur , onları görmeye tahammül edemediğimiz zamanlar da. Çocukluk yıllarını dikkatle incelemek, çocuktan esirgenenleri, eksikleri tamamlayıp yerine koymak çok değerli. Dünyadaki yaygın inanç, her ne yaşanmış olursa olsun ebeveynlere saygı göstermeyi önerse de, birçok sağduyulu terapist çocuğa hak ettiklerini geri vermenin öneminden söz ediyor. 

Yıllarca değersizlik duygusuyla mücadele etmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki ancak çocukluğunuzda neler yaşandığını idrak ettiğiniz takdirde kendinizi sevmeye başlayabilirsiniz. Ortada bir haksızlık varsa, aile içi şiddet, dayak varsa , çocuğun hiçbir hakkı gözetilmemişse kaç yaşında olursak olalım tarafsız bir bakış açısına ihtiyacımız var. Ebeveynlerimizi haklı çıkarmaya çalışmak ya da onları yok saymak yerine, çocuğun ne hissettiğine odaklanırsak kendimizle ilişkimizi yoluna koyabiliriz. 

Çocuk, yaşınız kaç olursa olsun gerçek sahibinden gelen sevgiyi kabul eder. 
Çocuk, onu anladığınız zaman  elinizi tutar, sizi yaşam amacınıza götürür.

Kaçmak mı, gerçeğimizle kucaklaşmak mı anlayışımızı yükseltir?
Dürüst olmak, samimi olmak, bence insana çok yakışıyor…

Nazlı Akın